trendbet mrcasino

DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
ALTIN 786,210,93
BITCOIN 650993-16,14%
Muğla

ŞİDDETLİ YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Av.Ezgi Efendioğlu

Av.Ezgi Efendioğlu

18 Ocak 2021 Pazartesi

    Mimari Proje ve Mimarlık Eserleri Üzerinde Eser Sahibinin Telif Hakkı

    Mimari Proje ve Mimarlık Eserleri Üzerinde Eser Sahibinin Telif Hakkı
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda mimari proje ve mimarlık eserleri farklı şekilde düzenlenmiş olmasına rağmen uygulamada bu iki kavram birbirine karıştırılmakta ve her iki kavram ile hak sahiplerine tanınan yetkiler konusunda hataya düşülmektedir. Bu yazı serimizde mimari proje ve mimari eser kavramları arasında farklılıklara değindikten sonra mimarın, mimari proje ve mimarlık eserinden doğan telif hakları ile bu haklara dayalı olarak açabileceği dava türlerini incelemeye çalışacağız.

    Eser sahibinin (mimarın) hususiyetini taşıyan, özgün olarak tasarlanmış mimari projeler, 5846 sayılı kanunda sayılan özellikleri barındırması halinde yasanın sağladığı korumadan yararlanabilirler. Mimari eserler ise, mimari projenin hak sahiplerine tanıdığı hak ve yetkilerden ayrı olarak, ancak ve ancak güzel sanat eseri olma niteliğini haiz ise korumadan yararlanabilecektir. Mimari projenin uygulanması sonucu ortaya çıkan her yapı için proje müellifinin telif hakkına sahip olduğu düşünülemez. Telif hakkından bahsedebilmemiz için ortaya çıkan bu yapının estetik unsurları barındırması şarttır. Nitekim, 5846 sayılı yasanın 4. maddesi, estetik değere sahip olan mimarlık eserlerini korumaya değer güzel sanat eserlerinden kabul etmiştir.

    5846 sayılı yasanın 2. maddesinde mimari projeler, ilim ve edebiyat eserlerinden sayılmıştır. Buna göre; estetik değere (bedii vasfa), güzel sanat eseri olma niteliğine sahip olmayan her türlü teknik ve bilimsel mahiyette fotoğraf eserleriyle, her türlü haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topografyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım projeleri ilim ve edebiyat eserlerinden sayılmaktadır. 5846 sayılı yasa, mimari projeleri açık bir şekilde eser kapsamına almıştır. Fakat eserin bu yasa kapsamında korunabilmesi için “sahibinin hususiyetini” taşıması gereklidir. Uygulamada bir eserin FSEK kapsamında korumadan yararlanıp yararlanmayacağı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

    Hususiyet kavramı bir nevi yeni olma ve var olanı tekrar etmeme anlamını taşımaktadır. Fikri hukuk anlamında hususiyet değerlendirilmesi yapılırken eser sahibi ile eser arasındaki ilişkiye bakılmalı ve eser sahibinin o esere kendi üslubunu, tarzını katıp katmadığı incelenmelidir[1]. Eser sahibinin hususiyetinin varlığının tespitinde, o eserin sıradan bir kitle nezdinde yarattığı izlenimin esas alınması gerektiğine dair Yargıtay’ın pek çok kararı mevcuttur. Ancak fikri mülkiyet hukukunun doğası gereği bu değerlendirmeyi yapmak için net bir kriter ortaya konulamamış olup, somut olayın özellikleri önem arz etmektedir.

    Yeterli teknik ve bilimsel veriye sahip olmayan mimari projeler FSEK kapsamında eser olarak korunamaz[2]. Ayrıca mimaride telif koruması bakımından mimari projenin belediyeden onaylanıp onaylanmadığı, mimari projenin uygulanması sonucu oluşan yapının ruhsatının olup olmadığı, eserin ilgili mevzuata uygun olup olmadığı hususları bir önem taşımamaktadır[3]. Eserin eser sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına dair inceleme bilirkişi marifetiyle yapılmaktadır. Bu değerlendirme yapılırken, mimarın muazzam ve yegane bir eser meydana getirme şartı aranmaz. Mimari projenin veya projenin uygulanması sonucu ortaya çıkan yapının sıradan ve tekrardan ibaret olmaması telif hukuku bakımından korunması için yeterli görünmektedir.

    Mimarın hususiyetini taşıyan ve özgün olarak meydana getirilen mimari proje ve mimarlık eseri üzerinde mimarın telif hukukuna özgü mali ve manevi olmak üzere iki tür hakkı vardır. Mali haklar; işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkından oluşmaktadır. Manevi haklar ise umuma arz, adın belirtilmesi, eserde değişiklik yapılmasını menetme, eserin tahribini önlemedir. Bir sonraki yazımızda mimarın mimari proje üzerindeki mali haklarını ele almaya çalışacağız.


    [1] GÜNEŞ, İlhami: Uygulamada Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, 2015 Seçkin, Ankara s. 61-62.

    [2] BOZGEYİK, Hayri: Mimaride Telif Hakları, 2019 Seçkin, Ankara s. 73.

    [3] BOZGEYİK, s. 41.

    Devamını Oku

    Kira Sözleşmesinde Korona Virüsü

    Kira Sözleşmesinde Korona Virüsü
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Dünya çapında gündem oluşturan ve ne yazık ki ülkemizde de görülen korona virüsü (COVID-19), hepimiz için son derece büyük kaygılara ve endişelere neden olmaktadır.

    Son günlerde yaşanan gelişmeler ülkemizi de içine alacak şekilde ekonomik ve sosyal değişimlere, dönüşümlere yol açmıştır.

    İlk olarak, İçişleri Bakanlığı’nın 16.03.2020 tarihli genelgesi ile  tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları (atari, playstation vb.), her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine durdurulmuştur.

    20.03.2020 tarihli, 31074 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile korona virüs salgını nedeniyle bilimsel, kültürel, sanatsal ve benzeri toplantıların, aktivitelerin Nisan ayı sonuna kadar ertelenmesine karar verilmiştir.

    Virüsün yayılmasını durdurmak için alınan önlemlerin doğal sonucu olarak insanlar toplu alanlardan kaçınmakta ve bu durum ticari hayatı durma noktasına getirmektedir. Virüs nedeniyle sosyal hayatta alınan tüm tedbirler haliyle beraberinde ekonomiyi de etkilemiştir.

    Virüsün yarattığı olumsuzlukların kira sözleşmeleri bakımından mücbir sebep oluşturup oluşturmayacağı son zamanlarda tarafımıza sorulan soruların en başında gelmektedir. Bu yazımızda korona virüsün, özellikle ticari faaliyette bulunan taraflarca düzenlenmiş kira sözleşmeleri bakımından etkilerini ele almaya çalışacağız.

    Bilindiği üzere kira sözleşmelerinde kiracının en önemli sorumluluğu, zamanında kira bedelini ödemesidir. Aksi halde borçlu duruma düşen kiracı, tahliye gibi birtakım yaptırımlarla karşılaşabilecektir. Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları” başlıklı 112. maddesi şu hükümleri içermektedir:

    “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

    Söz konusu madde hükmünü olayımız bakımından yorumladığımızda, borçlu duruma düşen kiracı, şayet kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat ederse borcundan kurtulabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Hukukumuzda bu durum mücbir sebep, “beklenmeyen olay” olarak adlandırılmaktadır. Buna karşılık mücbir sebep, beklenmeyen olay kavramından farklılık arz etmektedir. Beklenmeyen olay, borçlunun gerekli tedbirleri almasına rağmen borcunu ödeyemeyeceği anlamı taşır. Mücbir sebepte ise herkes için kaçınılamayacak bir dış olay nedeniyle borçlunun borcunu ödeyememesi söz konusudur[1].

    Korona virüsün yarattığı etkinin, kira sözleşmelerinin uygulanması bakımından mücbir sebep sayılması için, kira sözleşmesinin kiracı nezdinde büyük bir maddi yıkım oluşturması ve bunun kanıtlanabilir olması şartına bağlıdır.

    Bunun yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Olağanüstü Fesih” başlıklı 331. maddesi şu hükmü içermektedir;

    “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar”.

    Ne var ki, anılan madde hükmünün yürürlüğe gireceği tarih 01.07.2020 olmakla, günümüz bakımından uygulanması mümkün değildir.

    Konumuz bakımından önemli olan bir diğer yasa hükmü, 6098 sayılı yasanın “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138. maddesidir. Madde hükmüne göre;

    “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır”.

    Anılan yasa maddesi gerek konut ve çatılı iş yeri kiraları, gerekse taşınır kiraları bakımından uygulama alanına sahiptir. Hükmün konumuz bakımından yorumlanmasında, kira sözleşmesinin akdedildiği esnada var olmayan ve fakat sonradan taraflarca öngörülemeyecek durumların ortaya çıkması ile ortaya çıkan bu durumun sözleşmenin ifasını, yani kira bedelinin ödenmesi bakımından kiracı ile kiraya veren arasında bir dengesizlik yaratacağı ve kiracıdan bu duruma katlanmasının beklenemeyecek olması halinde kira sözleşmesi tek taraflı feshedebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Kaleme aldığımız tüm bu değerlendirmeler sonucunda, korona virüs salgınının sosyal ve ekonomik hayatı durma noktasına getirmesi ile kira sözleşmesi tarafları arasındaki dengenin bozulması ve hakkaniyete aykırı durum ortaya çıkması nedeniyle kiracılar, kira sözleşmesinin uyarlanmasını talep edebilirler.

    Kira sözleşmesinin, tarafların ortak kararı ile uyarlanamaması halinde bu husus mahkemeden talep edilebilir. Kiracının mahkemeden talep edebileceği kalemlere gelince, kiracı, yürütülen faaliyetin durması ve ciddi kazanç kaybı nedeniyle kira sözleşmesini askıya alarak, kira ve yan gider (aidat) borcunun ödenmemesini talep edebileceği gibi kira ve yan gider tutarından indirim de talep edebilecektir. Her iki durumda da kira bedeli ile yan giderlerin ödenmemesi ve kiralanan şeyin kapalı tutulması nedenlerine dayanılarak kiraya veren sözleşmeyi feshedemeyecek ve salgın olayının bitmesi ile askıya alınan sözleşme kaldığı yerden devam edecektir.


    [1] TAHİROĞLU, Bülent: Roma Borçlar Hukuku, (İstanbul; Der Yayınları, 2005) s. 68-69.

    Devamını Oku

    Sperrmüllentsorgung Berlin

    İstanbul escort Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Mecidiyeköy escort Fatih escort Fındıkzade escort Çapa escort Şirinevler escort Avcılar escort Beylikdüzü escort Halkalı escort Bahçeşehir escort Bakırköy escort escort service berlin abu dhabi escorts porno izle seks hikayeleri sex hikayeleri Facebook link kısaltmak

    hiltonbet

    superbahis safirbet polobet maltcasino interbahis grandbetting dinamobet celtabet aresbet asyabahis betnano casinomaxi casinometropol galabet jojobet marsbahis mroyun perabet imajbet betmarino verabet holiganbet meritroyalbet trendbet

    mobilbahis

    lunabet

    youwin

    hepsibahis

    grandpashabet

    tempobet

    marsbahis

    pokerklas

    meritking

    kayseri escort