Yazarlar

Penceremin Altındaki

 

PENCEREMİN ALTINDAKİ BALIKÇILAR

37 yıl önce Kumbahçe Mahallesindeki Cevri Hasan Kaptanın evinde oturmak, bugün ve yarın Bodrum’da ayrıcalıklı yaşamakla eş anlamlıdır. Günümüzde bu değerlendirme geçerliliğini yitirmiş sayılabilir.

Evin, yanı-yönü, üstü-altı, önü-akası ticari amaçla kullanılıp değerlendiriliyor da ondan yitirdi.

Ev yerinde duruyor. Önemli ölçüde çarpıtılıp yamuklaştırılsa da iskelet sağlam, özgün yapı hakkında fikir verecek görüntüler de var. Eski sessizliği, estetiği yok artık. Geride gelmez.

Kaptan köşkü gibiydi. Görüş açısı 180 dereceyi aşıyordu. Yüzümüzü Kara adaya dönüverince, sağımızda koy, kale, Ada boğazı, solumuzda, yer,  yer ve kıvrım,  kıvrım içmelere doğru denize uzanıvermiş tepeler. Bazıları yeşil.

İstanköy, Bodrum’un simetriği sanki. Kaptan köşkünden denizi seyretmenin başka bir zevki var.

Lodosta dalga, oturduğumuz ikinci kat penceresini dövüyor, poyrazda, açıklarda pamuk toplarını taşıyan deniz. Kara ada ağzından köpükler saçan bir canavar sanki.

Yağmurdan sonra gelen güneşli havada yıkanan doğanın görüntüsü içini de arıtıyor seyredenlerin. İnip aşağıya, yürümek geliyor insanın içinden düzleşmiş deniz üstünde.

Aslında, “Bir varmıııış, bir yokmuş…” La başlama aşamasına geldik gibi. Hormonlu sebze, çiftliklerde yetişen balık, kırk türlü ilaçla oldurulan meyve, Bodrum’da yıllarca önce yaşayanların bilmedikleri olduğundan ne akla gelir, ne de rüyası görülürdü. Masal konusu olmasına bile itiraz edilebilirdi.

Turfanda zamanı, birbirlerinin ürününü biraz kıskananlar, “Avrupa samrası”  lafını atarlardı ortaya.

Balıkçılıkta Mustafa “tratası”, Ömer Ağan’ın yeni denize indirdiği “trata”, Karayel’lerin ve belki de bir iki başka balıkçı teknesinin dışındaki balık avlama olayına “piyade” kayık (gayık) ları egemendi Bu kayıklarda ayrıca paragadi (parakete) de bulunuyordu.

Zaman, zaman kendimizin de yaptığı gibi gadidi  (50 metreden uzun misina ucuna bağlanmış birkaç iğneli olta) balıkçılığı için ne kerteriz almaya, ne de çok açılmaya gerek duyuluyordu. Kara ada batısı ile İstanköy arasındaki kanala yakın yerlerde aradığını bulurdu insanlar.

Dalarak avlanmak, Bodrum gençlerinin hobisi, spor zevki, ikram düşüncesi ve yarışma nedeniydi sanki. Nafakalanmak akla gelenlerin veya amacın en son geleniydi denilebilir.

Çuvalla balık getiriyorlardı dalanlar akşamın alacakaranlık vaktinde. Hemen aklıma geliveren dalma ustaları ise: Çarık İbram, Barka Süleyman, Plaçiler (Özkaplanlar) Aliko, Marangoz Ahmet ve onlara benzeyen, onlarla aynı ayarda arkadaşları, onlarca genç.

Andıklarımın bazılarının çocuk ve torunlar gerçekleştiriyor aynı eylemleri.

Oturduğumuz evin bitişiğindeki ev bir Rum hanıma aitti. Hanımın yaptırdığı küçük, küçük beton platformdan yazın kendisi, kışın Kumbahçeli balıkçılar yararlanıyordu.

O zamanlar genellikle mahallede Rumca seslenme, konuşma ve ara kere Rumca şarkı söyleme olgusu geçerliydi. Araya zaman, zaman Türkçe sokuşturmak dinleme zevki ile ilgiyi arttırıyordu.

Haftada iki gün, gün batımından hemen sonra balıkçılardan birkaçı orada toplanıyor, başaltından balıklar çıkıyor, bir köşeye sıkıştırılan tenekeden bozmalı ızgaralar kuruluyordu.

Her birinin yanında ucuz Salihli şarabı, ceket veya paltonun yakaları kulakları örtecek şekilde kalkık. Başlarında el örgüsü başlıklar özenle yerleşik.

Ufaktan altlıklar alınırken, balıkların pişerken çıkarttıkları sesler ile dumanları yükseliyor bizim pencereye doğru. Şişedeki şaraplar azaldıkça sesler ters orantı kuralım tabi olarak hafif, hafif yükselmeye başlıyor.

Hangi balığın nasıl zorlukla çekildiği, avların (ağ) nerede taşa takıldığı, bu denizi kimin iyi tanıdığı güzel, güzel anlatılırken, denizi en iyi tanıyanın Asker Emeklisi Hayati Bey’in olduğu da yadsınmıyordu.

Ama Hayati Bey bu tanımayı ve bilgiyi elindeki askeri haritaya borçluydu elbet. Öyle olmasa nereden bilebilirdi ki, Bodrum’lu denizcinin bildiğini.

Bir taraftan sarma, bir taraftan tekel sigaraları zevkle tüttürülürken deniz, balık ve gayığın ötesine geçiyordu söyleşi. Şarap şişelerinin dibi de görünmeye başlarken.

Konuşmalarda küfür yoktu. Olursa da herhalde Giritlice yapılıyor, biz anlamıyorduk.

Ara sıra “Bre” ile başlayan fakat küfür sayılmayacak laflar çıkıyordu ağızlardan.

Belden aşağı konuşmalarda Türkçe kullanılmıyordu, biz onu kahkahalardan anlıyorduk, kahkaha da o zaman atılıyordu zaten.

Yoksul insanların tümünün yaptığı gibi.

İlerleyen saatlerde şarap, balık, ızgara bitiyor, sohbet korosu evdeki hanımlardan şikâyete aktarılıyordu. Sonunda birisi:

“Yav şu namussuz kari keşke bir çenecağzını kapatsa ,  biz de ağız tadınan evde içsek şu zıkkımı!…”

Haftada iki kez yapılan bu toplantıyı bitiren bu laf artık ortak payda olmuştu ve katılanlar tarafından oybirliğiyle onaylanıyordu. Balık şarap bitti, “Ela” ile başlayan sohbet “İşe işenin işesiyle ”yle son buldu.

Nerede o sohbet, nerede o Giritlilerin Türkçeyi az bilenleri, nerede Azmak başında sabahın erken vaktinde satılan mis gibi balıklar ve…

Nerede.

“Evde içmeye izin vermeyen …… kari”

O zamanı yaşayanın özlemi bunlar.

Yerini bilen söylesin…

JÜBİLE

Yukarıdaki yazı2006 yılında Alp Arbak kardeşimizin sitesinde yazılmış  anı  demetidir.  O görüntü çoktan tarih oldu. Yitirdiğimiz değerler ve dostlar gibi o dönemleri de verdik kara toprağa.  O balıkçıların oturduğu mekanlar birçok yer gibi yer ile yeksan edildi.

Nerede şimdi bir türlü bitirilemeyen Yalıkavak yolunun Arnavut kaldırımlı hali. Nerede Yalıkavak, Gündoğan Göl, Türkbükü, Turgutreis, Tarih hazinesi Gümüşlük , Bitez, Ortakent, Gümbet ve Bodrumu’un engin (vasi) görüntülü yapısı.

Mandalin, Sünger, Balık, Trata, Balıkçı, Narenciye bahçeleri, Yokuş başından gece ve güneşli havada , günbatımında  Bodrum laflarını duydukça içim çok fena acıyor.

Sokaklardaki şakalaşmaların sesleri  hala kulaklarımda.

Özlüyorum söylediklerim, geride yaşadıklarımı. Bodrum’u yaşama konusunda , 65 yılını bilinçli bir demokrat, Devrim Atatürk ilke ve inançlısı olarak yaşayan ben Bodrum ve onu yaşama konusunda  gericiyim.ve bu halim nedeniyle de çok mutluyum.  Şimdi 1969-85 yılları arasındaki süreci tekrar yaşatacak bir olgu için ne isteler verirdim.

Heyhat!! Açık söylemek gerekirse, şimdilerde Bodrum için övgü düzenleri, yönetimle ilgili  söylemleri  “ Ne verdin , iyi bildin” politikalarını dinledikçe üzünü ve acım yineleniyor.  “Yok artık kurtaracak bahtı kara maderini!”

Ne ise açmayalım kutuyu, söyletmeyelim  bencileyin kötüyü. Pek de kalmadı zaten Bodrum’a edilen kötülükleri izleme vakti. 31 inde geldik, sekseni devirdik. Bunca yıl burada yaşamakta kötülükler için teselli sayılabilir. Diye düşünüyorum ara kere.

Bu nedenle yazıya eklediğimiz bu notların adını da……

JÜBİLE KOYUVERDİK…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Kendisine yaşam alanı hazırlamak için kazıyormuş

MUĞLA (AA) - Muğla'nın Bodrum ilçesinde kaçak kazı yapan şüpheli, polis ekiplerince suçüstü yakalandı. Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla...

Kapat