DOLAR
30,9194
EURO
33,4482
ALTIN
2.014,96
BIST
9.344,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Az Bulutlu
13°C
Muğla
13°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
13°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Açık
16°C
Cumartesi Açık
16°C

Serdar Gündoğ / T24 Yazısı Sayın Özgür Özel…

Serdar Gündoğ / T24 Yazısı Sayın Özgür Özel…
A+
A-
Aktur tatil sitesi

Sayın Özgür Özel…

Sizin sanatçı Pervin Çakar ile olan fotoğraf karesiyle karşılaşıyorum. İçimi öyle ferahlatıyor ki, bu şeytana gümüşü tutmak gibi!

T24 Serdar Gündoğ Yazıları

“Bu salondan hiçbir kırgınlığı dışarı çıkarmayacağım.” dediğinizde o kurultay salonunda sizi dinleyenlerden biriydim… O sözler, ‘Kurultay salonundan kimse mutsuz ayrılmadı’ duygusuyla kurultaydan hemen sonra T24’te yayımlanan yazıma da ilham olmuştu.

Aslına bakarsanız, klasik birliktelik mesajları yerine kullandığınız bu cümleyi duyduğum anda; parti içi rekabetten daha fazlasına tanık olduğumuz bir şeylerin başlamış olabileceği hissinin, güçlü ama tevazu içinde herkesi nasıl da etkilediğini gözlemlemekle meşguldüm.

O gün ve sonrasında her konuşmanızı, her mesajınızı hatta verdiğiniz her fotoğrafı pek çokları gibi ben de dikkatle takip ediyorum.

Özellikle Sayın Kılıçdaroğlu hakkında konuşurken özenle kullandığınız dil ve üslubu son derece önemli buluyorum.

* * *

Şair Neşe Yaşın‘ın üniversite yıllarımızda bizi olduğumuzdan daha iyi birileri yapan etkisini tekrar hatırladığımda onu yıllar sonra yine yakınımda duymak için takip etmeye başladım.

Bir filozof pervasızlığı (duyarsa, bağışlasın…) içinde tarihe not düşmeye devam ettiği paylaşımları, hakikate yeterince sarılıp sarılamadığım noktasında kendimi sorgulamama neden oluyor.

Yaşadığımız hayatın paralelinde olağan dışı şeylerin normalleşmesine ses çıkarmamanın (çıkaramamanın değil) tüm bu olupbittiye bir katkı olduğu gerçeği biçimleniyor zihnimde.

Ve bu biçimleniş nedeniyle, kendimi olmak istediğim insandan uzaklaşmış gibi düşünüyorum, mutlu değilim bu çıkarımımdan!

Yaşın’ın: “Kötülüğün varlığını kabul edip onaylarken onu daha da güçlü kılmak; önünde boyun eğmek sanki…” deyişi, ülkece nasıl bir travma içinde debelendiğimizin bir resmi değil de nedir?

Sayın Özel, kötülüğe alışabilir miyiz?

Kötülüğün hep var olduğu ve olacağı, gücü karşısındaki biçarelik, onu vallahi de billahi de övenleri, göklere çıkaranları, kötülük çeşmesinden akan kini-nefreti kana kana içenleri, iyi bildiklerimizin seve seve kendini kötülüğe adayışlarını ve daha neleri neleri; verdiğiniz tek bir fotoğraf karesinden ibaret bir reddedişle tanış olmaktan mutluyum.

* * *

Mesela, toplum başını eğsin diye siyasi tutsak alınan gazeteci, yazar, aktivist, siyasetçi olan daha nicelerinin yerine koyuyorum kendimi.

Bu cümleyi boşuna kurmadım, toplumun iradesi karşılığında rehin bir tutukluluk hali dayatılıyor bu ülke halkına.

Deyim yerindeyse sopa gösteriliyor!

Sadece düşündüğünüz, söylediğiniz ya da yazdığınız için kolunuza girip alıkoyuyorlar ve bırakın birkaç günü; onlarca gün, yüzlerce hafta ve sayısız yıl geçiyor, bırakmıyorlar…

Siz içerideyken, onlar dışarıda suç uyduruyor, uydurulan suça kanun çıkarıyor, yetmezse Anayasa’ya karşı geliyorlar!

Bu yazımda; biraz da içeride olmak korkusunu arındırıyorum kendime, kendimce…

Kişisel bir tahlil bu…

Burcu geliyor ilk aklıma, ben onsuz yapamam da o bensiz yapabilir mi? Babam düşüyor aklıma, yalnızlığı seçerdi mutlak direnmek için her gün beni düşünerek.

Ya annem? O, baş etmek için öfkesini kullanacaktır şüphesiz.

Cesur olmak değil diyorum mesele. Korkmak var bir de fakat bu korku bildiğiniz gibi bir şey değil; neyi feda edebileceğimizle ilgili bir korku diye yazıyorum tahlilimin sonucuna.

Ve şimdi daha iyi anlıyorum Osman Kavala, Can Atalay ve Selahattin Demirtaş‘ı ve çoklarını… Onların fedakarlıkları karşılığında ödedikleri bedel; deli bir hasret ve ne fena…

Sonra sizin sanatçı Pervin Çakar ile olan fotoğraf karesiyle karşılaşıyorum. İçimi öyle ferahlatıyor ki, bu şeytana gümüşü tutmak gibi!

Onun dediği, demediği şeylerin bir önemi yok artık, o da bundan sonra düşünecektir elbette; neyi fazla neyi eksik söylediyse.

Ve fakat sadece kalbi olan bir insan refleksi ile hareket ettiğiniz bu yanınızı kaybetmezseniz sadece CHP değil, Türkiye kazanacak demek geliyor içimden.

Bu fotoğrafı odanıza asın yeter!

Eyvallah.

Bodrum Ev Emlak