DOLAR
45,0661
EURO
52,9430
ALTIN
6.665,07
BIST
14.329,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Az Bulutlu
24°C
Muğla
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

Ormandan Kıl Çadırı İndirdirdiler Şimdi Yangını Çıkamıyorlar !

A+
A-

Ormandan Kıl Çadırı İndirdirdiler Şimdi Yangını Çıkamıyorlar !

Haberlerde mevsimini şaşırmış gibi gündemden düşmeyen orman yangınlarına hiç böyle baktınız mı?

Önce dediler ki:

“Kıl çadırı toplayın. Göçebelik mi kaldı? Sanayileştik, hâlâ dağda davar mı güdülürmüş?”

Sonra dediler ki:

“Keçiyi ormana sokmayın. Ağaçlara zarar veriyor, doğa hassas, siz anlamazsınız.”

Bir sabah kalktık, dediler ki:

“Tavuklar öldürülsün, kuş gribi var. Yumurtayı da dikkatli yiyin.”

Bir akşam da haberlerde gördük:

“Domuz gribi çıktı, koyun kuzu da karantinaya!”

E bir baktık…
Kıl çadır şehirde apartmanın bodrumuna sıkışmış,
Keçi kasap reyonunda etiket olmuş,
Köylü zincir markette stajyer,
Tavuk da haberlere konu olmuş: “Yedi kişiyi zehirledi, hastanelik etti.”

Masa başında alınan her kararda bir köylü eksildi

Bak arkadaş, ben doktor değilim, ziraatçı da değilim.
Ama şunu biliyorum:
Bir toplumun hafızası, dağdan gelen çobanda, tavuğunu elle besleyen ninede,
çadırını sırtında taşıyan yörükte saklıdır.

Şimdi dönüp bakalım ne olmuş:

Kıl çadırı: “Çirkin görüntü” denip kaldırıldı.

Keçi: “Ormana zarar veriyor” deyip yasaklandı.

Davar: “Salgın var” deyip kestirildi.

Tavuk: “Virüs taşıyor” denip gömüldü.

Köylü: “Modern hayat gelsin” deyip şehre sürüldü.

E sonra ne oldu?

Orman yandı.

Et ithal oldu.

Tavuk hormonlandı.

Köy boşaldı.

Şehir doldu, mutsuzluk da arttı.

Bravo bize.Alkış çavuşları nerede!
Tebrikler, buradalar ne hoş ; bakın çevreyi koruyacağız derken doğayla aramıza dört şeritli otoban çektik! Yükselt alkışları! Medya duysun. Duysun ki sussun! Sustu.

“Yerel bilgi” dedikleri şeyi araştırmadılar çünkü yerelden birini masaya hiç çağırmadılar!

Efendim, biz bu kararları kimle alıyoruz?

Ekolojik denge uzmanı mı?
Hayvancılık yapan nine mi?
Köyde doğup büyümüş çoban mı?

Yok yahu!

Genelde: Beyaz yakalı “hayvan görmemiş” danışman, Google’dan araştıran uzman, hayatı boyunca çadırı belgeselde görmüş yönetici ile toplanıyorlar.
Bir masa kuruyorlar,
Köylüyü konuşuyorlar.
Köylü masada yok.
Ama adı çok geçiyor!

Klasik: “Sizi yok sayarak, sizi kurtarmaya geldik.” yöntemi.

Modernleşme buysa, ben keçiye dönmek istiyorum!

Bak sevgili karar verici dostum, ben modernliğe karşı değilim ama bu ne perhiz, bu ne plastik poşet?

Keçiyi yasaklıyorsun üstelik ormanı rantla yakıyorsun.

Köylüyü evine hapsediyorsun sonra doğaya çıkıp yoga yapıyorsun.

Tavukçuyu batırıyorsun,ardından markette “organik yumurta” diye 8 liraya satıyorsun.

Kusura bakma ama,bu kalkınma değil, ne olduğunu ben yazamadım okuyucum karar versin.

Ne yapmalı?

Çok basit!

Keçiyi geri çağır. Kıl çadıra kötü bakma. Davarı, çobanı hor görme. Tavuğu sadece yumurtasıyla ölçme.

Salgında önce bilim adamını, sonra köylüyü dinle.

Ve en önemlisi: Kararı verirken masaya köylüyü de çağır.
Çünkü o bilmezse, sen hiç bilmezsin!

Bir memleketin doğayla barışması, keçiye “özür dileriz” demesiyle başlar!

Biliyorum, küçümsediğin keçiye “pardon” demek zor gelebilir. Ama inanın,
kuyruk sallayarak geri döner.
O kadar da kinci değildir.

Ve bir not daha:
Kıl çadır göze hoş gelmeyebilir. Ancak içinde öyle bir bilgi yatar ki,
betondan kuleye değişilmez.

Doğayla kavga ettik. Köylüyü susturduk. Keçiyi astık, tavuğu gömdük…
Şimdi doğa ‘ben yanıyorum’ diye bağırıyor. Hâlâ dinlemiyoruz.

Dostum bana bak hele, biz memleketin aklını masa başında unutmuş olamayız değil mi?

Dur dur yazı bitmeden seni unutur muyum Hüso Dayı…Yörük efelerime bu bilgiler ve bana kazandırdıkları bakış açısı için teşekkür ederek bitireyim yazıyı…

Haydi selametle…

ETİKETLER: