Bodrum’da “Kılıçdaroğlu’nu istemiyoruz” başlığıyla başlatılan kampanya, CHP içindeki tartışmaların kent adına sunulması ve belediye kafesinin kullanımı nedeniyle soru işaretleri yarattı.
Bodrum’da “Kemal Kılıçdaroğlu’nu Bodrum’da istemiyoruz” başlığıyla başlatılan imza kampanyası, yalnızca CHP içindeki tartışmalar bakımından değil; kentin adı, kamusal alanların kullanımı ve belediye imkânlarının tarafsızlığı açısından da soru işaretleri doğurdu.
Bodrum Yurttaş İnisiyatifi adıyla yapılan açıklamada, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Bodrum’da istemiyoruz” ifadesi kullanıldı. Kampanyanın Bodrum Belediyesi’ne ait Çarşı Kafe önünde yapılması ise tartışmanın yerel boyutunu büyüttü.
Her yurttaş görüş açıklayabilir, eleştiri yapabilir, imza kampanyası düzenleyebilir. Demokratik toplumda buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bir siyasi parti içindeki gerilimin, kentin ortak iradesi gibi sunulması doğru değildir.
Bodrum’da yaşayan herkes CHP üyesi değildir. CHP’ye oy verenlerin ya da parti üyesi olanların da aynı görüşte buluşması beklenemez. Bu nedenle bir grup yurttaşın ya da partilinin, Bodrum’un tamamı adına konuşuyormuş gibi dışlayıcı bir dil kurması, temsil açısından sorunlu bir zemindir.
Kılıçdaroğlu üzerinden yürüyen tartışmalar; kurultay, mutlak butlan, parti yönetimi ve siyasi sorumluluk başlıklarıyla doğrudan CHP’nin iç hukukunu ilgilendiriyor.
Bu başlıklar elbette kamuoyunda konuşulabilir. Siyaset zaten eleştiriyle, itirazla ve farklı görüşlerle yürür. Fakat bir partiye ait iç gerilimin kent halkına mal edilmesi, Bodrum’u gereksiz bir saflaşmanın içine çeker.
Halk, partilerin iç hesaplaşmalarında taraf gösterilemez. Yurttaşların ortak yaşam alanları da bu tür siyasal pozisyon alışların vitrini haline getirilmemelidir.
Eylemi yapanlar CHP üyesi ise, bu durum ayrıca partinin kendi disiplin ve etik kuralları açısından değerlendirilmesi gereken bir başlıktır. Çünkü parti içindeki itirazın, kişiselleştirilmiş bir “istemiyoruz” kampanyasına dönüştürülmesi siyasi eleştirinin sınırlarını aşan bir tartışma yaratmaktadır.
Kampanyanın Bodrum Belediyesi Çarşı Kafe önünde yapılması, kamuoyunun yanıt beklediği soruları beraberinde getirdi.
Belediye kafeleri, yurttaşların dinlenme, buluşma ve sohbet alanlarıdır. Bu alanların bir siyasi partinin iç tartışmasına sahne olması, belediyenin tarafsızlığı konusunda tereddüt yaratır.
Bu nedenle şu soruların yanıtlanması gerekir:
Bu etkinlik için belediyeden izin alındı mı?
Belediyeye ait masa, sandalye, alan, personel ya da başka bir imkân kullanıldı mı?
Organizasyonun belediye kafesi önünde yapılması tesadüf müydü, yoksa bilinçli bir tercih miydi?
Bodrum Belediyesi bu kampanyanın herhangi bir aşamasında yer aldı mı?
Bu sorular bir suçlama değil, kamusal alanların kullanımı bakımından açıklık talebidir. Belediyeye ait yerlerin, herhangi bir parti grubunun iç tartışması için kullanıldığı algısı oluşursa, bundan en çok belediye kurumu zarar görür.
Bodrum’un toplumsal hafızasında farklı düşüncelerle birlikte yaşama kültürü vardır. Bu kentte herkes konuşur, eleştirir, itiraz eder. Fakat “Bodrum’da istemiyoruz” sözü, yalnızca siyasi bir eleştiri değil, kentin adını kullanarak dışlama anlamı taşıyan ağır bir ifadedir.
Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler olabilir. Karşı çıkanlar da olabilir. CHP içindeki süreci doğru bulanlar da yanlış bulanlar da kendini ifade edebilir. Ancak hiçbir grup, kendi siyasi tutumunu Bodrum halkının ortak kararı gibi gösteremez.
Siyaset, hukuk ve parti içi demokrasi kendi zeminlerinde yürümelidir. Mahkemelerde süren süreçler hukuk içinde, CHP’deki tartışmalar parti organlarında, yurttaşların eleştirileri ise demokratik sınırlar içinde dile getirilmelidir.
Bodrum’un adı, bir partinin iç gerilimine meşruiyet kazandırmak için kullanılmamalıdır.
Bugün yanıt bekleyen konu şudur:
Bu kampanya Bodrum halkının iradesini mi yansıtıyor, yoksa CHP içindeki bir grubun kendi siyasi pozisyonunu Bodrum adıyla güçlendirme girişimi mi?
Bu soruya hem kampanyayı düzenleyenlerin hem de Bodrum Belediyesi’nin açık yanıt vermesi gerekir.