Bodrum ve Marmaris’te Bavul Toplanırken, Eskişehir Neden Gündemde Değil?
Memlekette ekonomi kötü mü?
Kötü. Bunu pazarda da görüyoruz, faturada da, kirada da.
Ama tuhaf bir durum var: Ekonomi her yerde kötü deniyor, terk-i diyar hep Bodrum’da, Marmaris’te.
Demek ki mesele sadece ekonomi değil.
Muğla’da sokağa çıkıp halka sorsan aynı cümleyi duyarsın:
“Muğla’nın suyunu içen bir daha gitmez.”
Ama gel gör ki raporlarda bambaşka bir Muğla anlatılıyor. “Üç kişiden biri gitmeyi düşünüyor”, “tam da siz bu satırları okurken bavul toplanıyor” deniyor.
Şimdi insan ister istemez soruyor: Halkın yaşadığı Muğla ile raporlarda çizilen Muğla neden bu kadar farklı?
Bavul Ekonomisi Değil, Kent Meselesi
Evet, insanlar gidiyor. Buna kimse itiraz etmiyor.
Ama neden özellikle bu şehirlerden gidiliyor?
Kira artmış, konut bulunmuyor, ulaşım zor, altyapı mevsimlik nüfusu kaldırmıyor. Turizm büyürken kentli daralıyor. Bunlar ne döviz kuru ne de faiz kararı. Bunlar doğrudan yerel yönetim tercihleriyle ilgili başlıklar.
Ekonomik baskı her yerde var ama bazı şehirlerde hayat hâlâ “idare edilir”, bazılarında ise “dayanılmaz” hale geliyor. O fark da tam burada ortaya çıkıyor.
Yönetimde 25 Yıl İzah İster! Tıpkı Genelde Olduğu Gibi Yerelde de…
Bir şehir çeyrek asırdır aynı siyasal anlayışla yönetiliyorsa, artık sadece tabloyu tarif etmek yetmez.
Bu sürede:
* Kent kimler için planlandı?
* Yerel halk barınabildi mi?
* Şehir sakinleri ev sahibi mi kaldı, misafir mi oldu?
Bu sorulara cevap verilmeden yayımlanan her “göç” raporu, çözüm üretmekten çok gitmeyi normalleştirir.
Eskişehir Örneği Tesadüf mü?
Kimse Eskişehir’i ideal şehir ilan etmiyor. Ama oradan “şehir boşalıyor” manşetleri gelmiyorsa, bu da bir veridir. Özellikle Eskişehir’i seçtim. Aynı sürede yerel iktidar muhalif konumdaydı. Şimdi Kayseri desem bambaşka yorumlar olacaktı. Antalya’dan da şehirden gitmek isteyen yurttaş haberi yok.
Demek ki bazı şehirler “git” derken, bazıları hâlâ yurttaşa kucak açıyor ve “gitme ne olur burada yaşar gideriz birlikte” hissi veriyor.
Bu fark ekonomiden çok, şehir nasıl yönetiliyor sorusuyla ilgilidir.
Aynı Şehre Hem Davetiye Hem Çıkış Bileti
Bir de işin bütçe tarafı var. Yurt içi ve yurt dışı tanıtımlar için kamu kaynakları ayrılıyor; fuarlar, kampanyalar, “gelin görün” çağrıları yapılıyor.
Bir tarafta “Muğla yaşanacak şehir” diye tanıtım yapılıyor, diğer tarafta yayımlanan raporlar “Muğla’da yaşanacak hal kalmadı” diyor.
Şimdi durup sormak gerekmez mi?
Aynı şehirden hem davetiye hem çıkış bileti mi kesiliyor?
Kamu bütçesiyle insanları buraya çağırıp, verilerle “gitmek normal” mesajı vermek nasıl bir strateji? Burada bir tutarsızlık yok mu, yoksa gerçekten kafalar mı karışık?
Algı mı, Çözüm mü?
Demek ki ekonomik baskı ile altyapı, barınma ve planlama sorunları birleşince şehir yaşanmaz oluyor. Buna “tersine göç” deyip geçmek bir algıysa, söyleyeyim: ters teper, düz gitmez.
Çünkü insanlar bavulunu keyfinden değil, mecburiyetten toplar. Bu mecburiyet sizin yönetiminizde var oluyorsa ülke yönetimi için gerçekten hazır mısınız?
Bavul saymak kolay.
Asıl zor olan, o bavulun neden toplandığını dürüstçe konuşmak.
Teşhis tamam, tedavide neredesin?
Genelde iktidar hedefi olanlar için asıl sınav da tam burada başlıyor…
Haydi selametle