DOLAR
45,8977
EURO
53,2705
ALTIN
6.483,99
BIST
13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Yağmurlu
25°C
Muğla
25°C
Yağmurlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C
Pazar Parçalı Bulutlu
26°C

CHP Krizinde Mağdur Kim: Kaybeden mi, Görevden Alınan mı, Üyeler mi?

Bodrum’da CHP’nin mutlak butlan kararına karşı yürüyüş düzenlendi. Ancak kurultay sürecindeki irade sakatlığı iddiaları ve CHP içinden gelen başvurular tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı.

CHP Krizinde Mağdur Kim: Kaybeden mi, Görevden Alınan mı, Üyeler mi?
A+
A-

CHP Krizinde Mağdur Kim: Kaybeden mi, Görevden Alınan mı, Üyeler mi?

Bodrum Haber

Bodrum’da bazı siyasi parti ve demokrasi güçleri, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin “mutlak butlan” kararı sonrası yürüyüş düzenledi. Açıklamada demokrasi ve halk iradesi vurgusu yapıldı. Ancak CHP içinden başlayan kurultay itirazları, eylemin siyasi çerçevesini daha tartışmalı hale getirdi.

Bodrum Hilmi Uran Meydanı’nda toplanan yaklaşık 200 kişi, sloganlar eşliğinde Belediye Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşte “Direne direne kazanacağız”, “Hain Kemal”, “Onlar gidecek biz geleceğiz” ve “Faşizme karşı omuza” sloganları atıldı. Bazı tatilciler de yürüyüşe alkışlarla destek verdi.

Belediye Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını Yusuf Uyan okudu. Açıklamada, CHP yönetimine ilişkin mahkeme kararının yalnızca bir partiye dönük hukuki müdahale olmadığı, siyasal yaşamın yargı kararlarıyla şekillendirilmeye çalışıldığı savunuldu.

Açıklamada, “Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir düzende, halkın iradesine vurulmak istenen hiçbir kelepçeyi ve hiçbir kayyum zihniyetini kabul etmiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Ancak CHP’deki tartışma yalnızca mahkeme kararından ibaret değil.

Yargı süreci, CHP dışındaki bir siyasi aktörün başvurusu ile başlamadı. Kurultaya ilişkin usulsüzlük, delege iradesi, para, vaat ve baskı iddiaları CHP içinden gelen başvurularla yargıya taşındı.

Bu nedenle mağduriyet başlığı tek taraflı okunamaz.

Seçimde yapıldığı iddia edilen işlemler sonucunda genel başkanlığı kaybeden aday mı mağdur? Delege iradesinin sakatlandığını ileri süren CHP üyeleri mi? Yoksa seçimi kazandıktan sonra mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılan yönetim mi?

Dosyanın ağırlığı burada ortaya çıkıyor. İrade sakatlığı iddiaları doğruysa, mağdur yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu değildir. Mağdur, o kurultayda oyunun temiz biçimde sandığa yansımadığını düşünen delege, üye ve parti tabanıdır.

İddialar siyasi müdahale aracı olarak kullanılıyorsa, bu kez seçilmiş yönetimin ve ona oy veren delegelerin hakkı tartışmaya açılmış olur.

Bu nedenle konuyu yalnızca “mahkeme seçilmiş yönetimi görevden uzaklaştırdı” başlığına sıkıştırmak eksik kalır. Aynı şekilde tartışmayı yalnızca seçim kurulu kararları ve itiraz süreleri üzerinden kapatmak da yeterli değildir. Çünkü burada konuşulan şey sadece sandık tutanağı değil, parti içi demokrasinin güvenliğidir.

CHP üyelerinin hakkını kim koruyacak? Delegenin oyunun pazarlık konusu yapılmadığının güvencesi ne olacak? Bir partinin iç seçiminde irade sakatlığı iddiası varsa, bunun üzerine gitmek demokrasiye aykırı değil, demokrasinin gereğidir.

Dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun mağduriyet iddiaları konuşulurken sessiz kalanların, bugün meydanlarda demokrasi çağrısı yapması bu yüzden ayrı bir tartışma yaratıyor.

Konu Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişisel siyasi geleceği değil. Konu, CHP’de delege iradesinin gerçekten özgür biçimde sandığa yansıyıp yansımadığıdır.

Hem demokrat olacaksınız hem de irade sakatlığı iddialarını yok sayacaksınız. Bu tutarlı bir demokrasi savunusu değildir. Sonuç beğenildiğinde susmak, sonuç değiştiğinde meydanlara çıkmak ilke değil, pozisyon siyasetidir.

Özgür Özel’in mahkeme kararı sonrası üye bazında seçim çağrısı yapması da bu nedenle tartışmalıdır. Eğer üye bazlı seçim CHP için daha demokratik ve daha meşru bir yöntemse, 38. Kurultay’dan sonra yapılan kurultaylarda neden bu yol işletilmedi?

Demokrasi yalnızca mahkeme kararı aleyhe çıkınca hatırlanacak bir kavram değildir. Kurultay salonunda, delege seçiminde, aday belirleme sürecinde ve belediye başkan adaylarının belirlenmesinde de aynı ölçüyle savunulmalıdır.

Sosyalist Enternasyonal’in Özgür Özel ve CHP yönetimine destek açıklaması da bu çerçevede değerlendirilmeli. CHP, Sosyalist Enternasyonal üyesi bir parti. Özgür Özel de Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı. Bu nedenle uluslararası dayanışma açıklaması siyasi açıdan şaşırtıcı değil.

Ancak dayanışma açıklaması, kurultay sürecindeki iddiaların üzerini örtmez. Sol ve sosyalist çevrelerin demokrasi duyarlılığı, yalnızca kendilerine yakın gördükleri sonucu korumakla sınırlı kalırsa inandırıcılığını kaybeder.

Uşak Belediyesi üzerinden gündeme gelen VIP araç tartışması da bu tabloya başka bir başlık ekliyor. Belediye bütçesiyle siyasi parti bütçesini “ikisi de kamudan geliyor” anlayışıyla aynı görmek, kamu yönetimi açısından savunulabilir bir yaklaşım değildir.

Belediye kaynağı, belediye hizmetleri için vardır. Siyasi partiye aktarılan Hazine yardımı ise parti faaliyeti içindir. Bu iki kaynağı aynı torbaya koymak ya kamu yönetimini bilmemektir ya da tartışmayı hafifletme çabasıdır.

CHP’de yaşanan kriz artık yalnızca bir genel başkanlık tartışması değil. Delege iradesi, üye hakkı, parti içi demokrasi, kamu kaynağı ahlakı ve siyasi tutarlılık aynı dosyada birleşmiş durumda.

Herkes her şeyi biliyor. Ama herkes bildiğini ilkeye göre değil, işine geldiği yere göre kullanıyor.

Not: Tartışma yalnızca CHP kurultayıyla sınırlı değildir. Belediye başkan adaylıklarının birçok yerde kayıt dışı para ilişkileriyle belirlendiğine ilişkin iddialar da uzun süredir parti dışından değil, bizzat aday adaylarının kendi aralarında aktardığı anlatımlarla gündeme gelmektedir. Bu iddialar resmi kayıtlara girmiş, yargı önünde kanıtlanmış dosyalar olarak değil; parti içi kulislerde, adaylık süreçlerinde ve siyasi çevrelerde dilden dile dolaşan ağır iddialar olarak kamuoyuna yansımıştır. Bu nedenle CHP’de demokrasi tartışması yalnızca kurultay salonuyla sınırlandırılamaz. Delege iradesi kadar aday belirleme süreçleri, belediye başkan adaylıkları ve parti içi güç ilişkileri de aynı ölçüde sorgulanmalıdır.