Da Vinci’nin Şifresi Değil, Bodrum’un İmar Şifresi
Da Vinci’nin şifresini bilmeyenimiz yoktur. Tabloya bakarsınız, herkes başka bir şey görür; olmayan bir kadehi var sanan da çıkar, gerçeği gören de. Bugün Bodrum’da yaşananlar da bundan farklı değil.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bodrum Belediyesi ve Kalyon Holding’e ait Kızılağaç’taki taşınmazlar üzerinde yürütülen imar planı, ruhsat ve uygulama süreçleri, kamuoyunun önüne adeta çözülmesi gereken bir şifre koyuyor.
Ben yazayım, şifreleri siz çözün.
Kalyon Holding’in damadı Hüseyin Şeherli, yaklaşık 105 bin metrekarelik alanı satın alıyor. Ardından bu taşınmaz, emanet devir görüntüsü veren bir süreçle İSPA adlı şirkete geçiyor. İSPA’nın da Kalyon Holding bünyesinde olduğu biliniyor.
Sonra planlama süreci başlıyor.
Bodrum ilçesi, Kızılağaç Mahallesi, 305 ada 1 parsel ve çevresine ilişkin 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı, 29 Ağustos 2023 tarihinde Bakanlık tarafından onaylanıyor.
Ancak bu plan yatırımcının iştahını tam karşılamıyor. Çünkü tapuda zeytinlik olarak kayıtlı taşınmazda, mevzuatın izin verdiği yapılaşma sınırı belli. Yani herkesin istediği kadar değil, hukukun çizdiği kadar yapılaşma mümkün.
Tam burada süreç yeni bir yöne kırılıyor.
Muğla Büyükşehir Belediyesi, Osman Gürün döneminde bu plana karşı dava açıyor. Muğla 1. İdare Mahkemesi 14 Mart 2024 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar veriyor. Üst mahkemeye yapılan itiraz da reddediliyor. Ardından aynı mahkeme, 12 Haziran 2024 tarihinde kök planı iptal ediyor.
Normal bir hukuk düzeninde bundan sonra ne beklersiniz?
Plan iptal edilmişse, herkes durur. İdare durur. Belediye durur. Uygulama durur. Yeni işlem yapılacaksa, herkes hukuken temiz bir zemine döner.
Ama Bodrum’da olan bu değil.
Dava devam ederken taşınmazın niteliği değişiyor. Zeytinlik alan çıkarılıyor. Revizyon plan devreye sokuluyor. İnşaat emsali yüzde 10’dan yüzde 30’a yükseltiliyor. Taşınmaz içindeki Arıini Deresi parsel dışına taşınıyor. Kısacası tablo yeniden kuruluyor ve yatırımcının istediği çerçeve oluşturuluyor.
Bu yeni çerçeve, 29 Ocak 2024 tarihli plan değişikliğiyle resmileştiriliyor ve 13 Şubat 2024 tarihinde askıya çıkarılıyor.
Burada çok kritik bir kırılma var.
Revizyon plan askıdayken mahkeme kök plan hakkında yürütmenin durdurulması kararı veriyor, sonra da kök planı iptal ediyor.
Bu durumda hukuken tartışılması gereken mesele açık:
Kök plan ortadan kalkmışsa, onun üzerine oturan revizyon planın dayanağı ne olacaktır?
İşte Bodrum’da kimsenin açık açık konuşmak istemediği nokta da tam burasıdır.
Buna rağmen Bodrum Belediyesi 2 Ağustos 2024 tarihinde söz konusu parsel için imar durum belgesi veriyor. Üstelik bu belge, hukuki zemini tartışmalı hale gelmiş revizyon plan üzerinden düzenleniyor.
Yetmiyor.
Bodrum Belediye Başkanı, bu imar durum belgesine dayalı imar uygulama dosyasını 3 Aralık 2024 tarihinde Belediye Encümeni’ne onaylatıyor.
Yani ortada planın hukuki temeli tartışmalı, ama işlem tesis etme iradesi son derece kararlı.
Daha sonra İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, 14 Kasım 2024 tarihinde Muğla 1. İdare Mahkemesi’nin kararını kaldırıyor. Ancak o tarihe kadar yapılan işlemlerin tamamı kendiliğinden tartışmasız hale gelmiş sayılmaz. Tersine, o ara dönemde hangi işlemin hangi hukuki zemine dayanarak yapıldığı sorusu daha da büyür.
Ama görünen o ki, bu süreçte hukukî tereddüt durdurucu bir etki yaratmıyor. İnşaat çizgisi ilerliyor. İşlemler yürüyor. Belediye geri adım atmıyor.
Muğla Büyükşehir Belediyesi bu kez revizyon planını da yargıya taşıyor. Ve bu dosyada da mahkeme kararını veriyor.
Muğla 1. İdare Mahkemesi, 22 Aralık 2025 tarihli kararıyla revizyon planını da iptal ediyor.
Üstelik gerekçe son derece ağır.
Mahkeme, planı kamu yararına aykırı buluyor. Kıyı Kanunu’na aykırılık tespit ediyor. Şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarının gözetilmediğini söylüyor. Kıyıya erişimin yeterince sağlanmadığını belirtiyor. Kıyının ilk 50 metresinde yapılaşma imkanı doğuran plan kararlarını hukuka aykırı buluyor. Çıkmaz yol niteliğindeki imar yollarına dikkat çekiyor. Sit alanı bütünlüğünün korunmadığını vurguluyor. Yangın güvenliği açısından gerekli yolun bırakılmadığını kayda geçiriyor.
Özetle mahkeme diyor ki:
Bu plan olmamış.
Bu plan kamu yararına uygun değil.
Bu plan hukukla, şehircilikle, kıyı mevzuatıyla bağdaşmıyor.
Peki ne oluyor?
Bodrum Belediyesi seviye tespiti yapıyor. Yapı tatil zaptı düzenliyor.
Ama inşaat duruyor mu?
Hayır.
Tam tersine, süreç sanki yargı kararları yalnızca dosyada durması gereken evraklarmış gibi ilerliyor.
Daha da çarpıcısı, askıya çıkan yeni plan dosyasında Bodrum Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü’nün verdiği görüşte görülüyor.
Müdürlük, 305 ada 8 ve 9 parsellere ilişkin olarak 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri uyarınca yapılmış herhangi bir işlem bulunmadığını bildiriyor. Ama aynı yazıda “Seviye Tespit Tutanağı (Geçici Faaliyet Durdurma)” düzenlendiğini de söylüyor.
İşte bu bir ayrıntı değil.
Bu, dosyanın içine düşülmüş bir bürokratik not değil.
Bu, uygulamadaki çelişkinin resmi kaydıdır.
Bir tarafta geçici faaliyet durdurma tespiti var.
Öte tarafta 32. ve 42. maddeler kapsamında yapılmış işlem yok.
O zaman insan sormadan edemiyor:
Faaliyetin durdurulduğu tespit edilmişse, bunun gereği neden tam olarak yerine getirilmiyor?
Tespit var da yaptırım neden yok?
Seviye tespiti var da hukuki sonuç neden görünmüyor?
İnşaat sürerken bu kez yeni bir plan daha devreye alınıyor.
Bakanlık tarafından 3 Nisan 2026 tarihinde tadilen onaylanan yeni plan, 20 Nisan 2026 tarihinde askıya çıkarılıyor. Bu kez dosya “plan değişikliği” değil, yeni bir imar planı olarak sunuluyor.
Dosyaya bakıldığında parsel tanımı yeniden kuruluyor. Kıyının ilk 50 metresinde “rekreasyon alanı” yerine “rekreaktif alan” ifadesi kullanılıyor. Ulaşım şemasında bazı düzenlemeler yapılıyor. Teknik bazı rötuşlarla yeni bir sayfa açıldığı izlenimi veriliyor.
Ama dosyanın içinden taşan asıl duygu başka:
İptal edilen kurgunun, yeni adlar ve yeni paftalarla yeniden dolaşıma sokulduğu kuşkusu ortadan kalkmıyor.
Üstelik kamuya ait bazı parsellerin plan dışında bırakıldığı, böylece 18. madde uygulamasından kaçınıldığı yönündeki eleştiriler de yabana atılacak türden değil. Yangın yolu sorunu bütünüyle çözülmüş görünmüyor. Kıyıya erişim meselesi de bütün açıklığıyla ortada duruyor.
İnşaatın bugün geldiği noktada söylenmesi gereken şey nettir:
Bu plan kesinleşse bile, mevcut yapı ruhsatı hukuken geçerliliğini koruyor mu, korumuyor mu sorusu açıklığa kavuşturulmadan; eski ruhsat iptal edilmeden ve gerekiyorsa yeni hukuki duruma uygun yeni ruhsat düzenlenmeden inşaatın sürmesi hukuk devletiyle bağdaşmaz.
Aksi halde yalnızca yatırımcı değil, sürece göz yuman, işlem tesis etmeyen ya da eksik işlem tesis eden herkes bu sorumluluğun ortağı haline gelir.
Güçte de, iktidarda da, parada da, toplumsal etkide de insanın yönetebileceğinden fazla güce sahip olması, gücün sahibini çürütür.
Bugün Bodrum’da çürüyen yalnızca bir planlama anlayışı değildir.
Kurum ciddiyeti çürüyor.
Hukuka güven çürüyor.
Kamunun hakkı çürüyor.
Bodrum ne yazık ki belediye olarak yönetilemiyor.
Tamer Mandalinci de bu yükün altında kalmaya devam ediyor.
Vesselam.
Not: Bu planın da dava konusu yapılması, kamu yararı ve hukukun gereği olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi ve ilgili meslek kuruluşlarının bu süreç karşısındaki tutumu ciddi biçimde sorgulanacaktır.