DOLAR
43,7575
EURO
51,6211
ALTIN
7.006,13
BIST
13.804,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Hafif Yağmurlu
8°C
Muğla
8°C
Hafif Yağmurlu
Perşembe Açık
12°C
Cuma Hafif Yağmurlu
10°C
Cumartesi Yağmurlu
9°C
Pazar Hafif Yağmurlu
11°C
Aktur Arasta reklam afişi

Akbelen: Başlangıç Değil, Geç Kalınmış Uyarı

A+
A-
Velux reklam görseli

Akbelen: Başlangıç Değil, Geç Kalınmış Uyarı

Akbelen çevre başlığıyla görünür oldu; fakat kökünde enerji politikası, özelleştirme ve buna eşlik eden sosyal maliyet vardır.

“Bugün Akbelen’de yükselen itiraz, sadece çevre etkilerine indirgenemez. Yanlış olur” dedik, anlatamadık. Ancak yakın zamanda yanlışlığını da Milas’ta test ettik!

Bu ses, yıllardır ötelenen ve yok sayılan bir toplumsal faturanın artık gizlenememesidir. Bunu anlamak zorundayız.

Bölgede tarımın daralması, santralden sonra değil; 1980’lerde alınan santral kararıyla birlikte başladı. Bu bir piyasa tercihi değil, devlet eliyle alınmış bir yatırım kararıydı. Bölge halkı tarımdan enerjiye kendi iradesiyle değil, zorunlu bir dönüşümle evrildi.

Köylü enerji işçisi oldu.
Esnaf santral etrafında ayakta kalmaya çalıştı.
Bölge ekonomisi, devlet güvencesi altında tek bir sektöre yaslandı.

Bu süreçte güçlü bir toplumsal itiraz yükselmedi. Çünkü ortada bir devlet politikası vardı. İstihdam vardı. Görece bir güvence vardı. Santral, sadece enerji üreten bir tesis değil; bölge için aynı zamanda bir geçim hattıydı.

O zamanları dile dolarken bu gerçekleri inkar edemezsiniz!

Asıl kırılma 2000’lerde yaşandı. Yani, teşbihte hata olmaz; bu bir film ise fragmanı 20 yıl önce yayınlanmıştı. Ama o zaman ses yükselse de yankı bulmadı!

20 yıl önce ne oldu?

Devlet üreticilikten çekildi.
Enerji sektörü piyasaya açıldı.
Kamu güvencesi yerini şirket mantığına bıraktı.

Bir zamanlar devlet kararıyla santral odaklı bir yaşama yönlendirilmiş olan kesimler, bu kez piyasa mantığına bırakıldı.

Dün “kalkınma” denilerek yapılan yönlendirme, bugün “piyasa gerçeği” denilerek sahiplenilmedi.

Akbelen’de bugün yükselen itiraz, işte bu boşluğun sesidir.

Bu nedenle Akbelen’deki itiraz yalnızca çevreci bir refleks değildir. Aynı zamanda güvencesizleşen enerji işçisinin, geleceğini göremeyen köylünün, tek sektöre mahkûm edilmiş esnafın itirazıdır. Yani mesele doğa ile kalkınma arasında değil; plansızlık ile adalet arasındadır.

Sorun şurada başlıyor:
İtiraz, meseleyi tek başlığa sıkıştırınca güçlenmiyor.

Sadece “ağaç” dediğinizde, işçiyi karşınıza alıyorsunuz.
Sadece “enerji arzı” dediğinizde, köylüyü dışarıda bırakıyorsunuz.
Sadece “çevre” diye bağırıp, özelleştirme sürecine yeterince itiraz edilmemiş olmasını yok saydığınızda, bugünkü tepki zeminini daraltıyorsunuz.

Daha da önemlisi, bütünü görmek isteyenler “suskun” olmakla ya da “çevreci” olmamakla itham ediliyor. Oysa suskun değiller. Sadece yönlendirilmiş bazıları gibi motivasyonlarını tek bir başlığa bağlamıyorlar. Meseleyi enerji politikasıyla, emekle, geçimle ve sosyal maliyetle birlikte okumaya çalışıyorlar.

Çünkü biliyorlar: İtiraz, “bu yanlış” diye bağırmaktan değil,
“bu yanlış, çünkü geçmişte böyle yapıldı ve bugün buraya gelindi” diyebildiğinde sonuç alır.

Aksi halde yaşanan şey bir itiraz değil, kayıkçı kavgasıdır. Birileri kavga eder, çevredekiler izler, güçlü olan ise bu sırada işini bitirir.

Akbelen bu yüzden sembol oldu. Ama bir başlangıç olduğu için değil. Geç kalınmış bir uyarı olduğu için.

Son uyarı dikkate alınmazsa ne olur?

Akbelen’i yalnızca bir çevre eylemi olarak okumanın sonucu, yakın zamanda somut biçimde görüldü. Çevre hassasiyeti üzerinden kurulan dar itiraz dili, bu kez iktidarı değil, muhalefetin kendi içini tartışmalı hale getirdi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Akbelen mitingi öncesinde yaşananlar, itirazın tek yönlü kurulmasının nasıl geri tepebildiğini gösterdi. Mesele enerji politikası, özelleştirme ve sosyal maliyet ekseninden koparıldığında; tartışma ilkeler, görevler ve sembolik tasarruflar etrafında kilitlendi.

Bu tablo şunu açıkça gösteriyor:
İtiraz daraltıldığında muhatap iktidar olmaktan çıkar, itirazı yapanın kendi ilkeleri de hiç beklenmedik anda tartışmanın merkezine oturabilir.

Eğer Akbelen hâlâ sadece “çevre” başlığıyla okunursa;
enerji politikası konuşulmazsa,
özelleştirmenin yarattığı boşlukla yüzleşilmezse,
adil geçişe dair somut bir çerçeve kurulmazsa…

Bu hikâye burada bitmez.

Sadece başka bir havzada,
başka bir ormanda,
aynı gecikmiş fark edişle yeniden karşımıza çıkar.

Özetle;

Akbelen bir sonuçtur; asıl mesele, ona nasıl baktığımızdır.

Haydi selametle…

Aktur Arasta reklam afişi
ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları