CHP Muğla İl Başkanı Nail Kızıl’ın görevden alınmasının ardından Ahmet Aras’tan gelen “helal oy” açıklaması, Muğla’da aday belirleme süreçlerini yeniden tartışmaya açtı.
CHP Muğla İl Başkanı Nail Kızıl’ın görevden alınması ve ihracı istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmesinin ardından Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’tan dikkat çeken bir açıklama geldi.
Aras, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“CHP Muğla üyeleri ve delegelerinin iradesi ve helal oylarıyla seçilmiş CHP İl Başkanımız Sayın Nail Kızıl, atanmış yönetimin kararıyla bugün görevden alındı ve ihracı istemiyle disiplin kuruluna sevk edildi.
Soruyorum; CHP Muğla üyelerinin iradesini ve seçmenin tercihini nasıl görevden alıp partiden uzaklaştırmayı düşünüyorsunuz? Bilginiz olsun; aldığınız bu kararların ne CHP üyeleri ne de seçmeni nezdinde bir önemi yoktur.”
Aras’ın bu çıkışı, CHP Muğla’da yeni bir tartışmanın da kapısını araladı.
Çünkü Aras’ın “üyelerin iradesi”, “delegelerin helal oyu” ve “atanmış yönetim” vurgusu, kendi siyasi geçmişindeki aday belirleme süreçlerini de yeniden gündeme getirdi.
Ahmet Aras, 2019 yerel seçimlerinde Bodrum Belediye Başkan adayı olarak CHP üyelerinin ön seçim sandığından çıkmadı. Bodrum’da adaylık krizi yaşanmış, Mustafa Saruhan’ın adaylığının düşmesinin ardından CHP’nin yeni adayı Ahmet Aras olmuştu.
2024 yerel seçimlerinde de Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı, üyelerin doğrudan oy kullandığı bir ön seçimle değil, CHP Genel Merkezi’nin aday belirleme süreci ve Parti Meclisi kararıyla şekillendi.
Bu nedenle Aras’ın Nail Kızıl için yaptığı “helal oy” çıkışı, Muğla siyasetinde şu soruyu beraberinde getirdi:
CHP’de üye ve delege iradesi yalnızca bazı makamlar için mi geçerli?
Nail Kızıl’ın il başkanlığı delegelerin oyuyla belirlenmiş olabilir. Ancak belediye başkan adaylıklarında aynı hassasiyetin gösterilmemesi, bugün yapılan açıklamayı siyasi açıdan tartışmalı hale getiriyor.
Aras’ın açıklamasında ayrıca “seçmenin tercihi” ifadesini kullanması da dikkat çekti. Çünkü seçmen, yerel seçimde belediye başkanını seçer; il başkanı ise parti içi süreçlerle belirlenir. Dolayısıyla il başkanlığı tartışmasını doğrudan “seçmen tercihi” üzerinden okumak, parti içi irade ile sandık iradesini aynı başlık altında topluyor.
CHP Muğla’da Nail Kızıl kararıyla başlayan gerilim, yalnızca bir görevden alma tartışması olmaktan çıkmış durumda.
Bu karar, partide kimlerin “seçilmiş”, kimlerin “atanmış” sayılacağı sorusunu da yeniden büyüttü.
Aras’ın Nail Kızıl’a sahip çıkan açıklaması, CHP tabanında karşılık bulabilir. Ancak aynı açıklama, Muğla’da aday belirleme süreçlerine yönelik hafızayı da tazeledi.
Bugün “helal oy” diyenlerin, dün hangi yöntemlerle aday yapıldığı da artık bu tartışmanın bir parçası.
Haber Notu:
Ahmet Aras’ın “helal oy” vurgusu, CHP Muğla İl Kongresi’nin sandık tablosunu da yeniden gündeme getirdi. Nail Kızıl seçime tek aday olarak girmiş, buna rağmen 639 delegenin tamamı sandığa gitmemişti. Kongrede 515 delege oy kullanırken, 329 oy Nail Kızıl’a çıkmış, 144 oy ise sandıktan boş zarf olarak yansımıştı.
Bu tablo karşısında şu soru da kaçınılmaz hale geldi: Nail Kızıl’a oy vermeyen delegelerin, sandığa gitmeyenlerin ya da boş oy kullananların iradesi nereye konulacak? Siyasette “helal oy” yalnızca kazanana yazılan oy mudur; itiraz eden, sandığa gitmeyen veya boş oy kullanan delegenin tercihi yok mu sayılacaktır?
Nail Kızıl’ın seçildiği CHP Muğla İl Kongresi’nden sonra oluşan yönetim listesi de zaman içinde tartışmaların konusu oldu. Bodrum’daki rüşvet dosyasında, dönemin CHP Muğla İl Yönetim Kurulu Yedek Üyesi İbrahim Çırakoğlu’nun tutuklu yargılandığı davada 5 yıl hapis cezası alması parti içinde ayrı bir tartışma başlığı yaratmıştı.
Marmaris Belediyesi’ne yönelik rüşvet soruşturmasında ise CHP Muğla İl Başkan Yardımcısı Tevfik Kahraman’ın adı gündeme gelmiş, CHP Muğla İl Başkanlığı Kahraman’ın da aralarında bulunduğu bazı isimlerin serbest bırakıldığını duyurmuştu.
Bu nedenle “helal oy” tartışması yalnızca Kızıl’a verilen oylarla sınırlı kalmıyor. Sandığa gitmeyen delegeler, boş oy kullananlar, yönetim listesine ilişkin sonraki tartışmalar ve adli süreçlerde adı geçen isimler de aynı siyasi fotoğrafın içinde duruyor.