
Teyyare Hicreti, Park Revizyonu Derken; Şehir Hafızası Nerede Soran Oldu mu?
Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir kenti “şehir” yapan binaların yüksekliği değil, o sokaklarda yaşanmış hikayelerin somutlaştığı duraklardır. Avrupa’da belediyeler asırlık parklarıyla, kuşaklardır değişmeyen aynı ağaç altı fotoğraflarıyla övünürler. Bizde ise ilk on yıllarını tamamlamamış parkları “sil baştan revize” etmek, teşbihte hata olmaz ; kentin tapusunu yırtıp atmak gibi bir alışkanlık haline geldi.
Aslında “park revize etmek” denilen işin çapı bellidir: Ağaçların bakımı yapılır, park mobilyaları tamir edilir ve iyi bir bahçıvanlık hizmetiyle o alan ihya edilir. Bu kadar! Böylece insanlar yıllarca aynı noktada aynı fotoğrafı çekilir; “koruduk, kolladık” denir.
Ama bizde süreç ne yazık ki bir “hafızasızlaştırma” operasyonuna dönüşüyor. Bunun son kurbanı, bizim meşhur İsmet Tayyaresi oldu.
Bir sembolün yeri üç-beş yılda bir değişirse, kentin o sembolle kurduğu bağ kopar. Eskiden “Tayyare Kavşağı” dediğimizde zihinlerde net bir koordinat canlanırdı; şimdi ise koca bir belirsizlik var. Neden? Çünkü kavşağın tayyaresi bitmeyen hicretini tamamlama gayretinde!
İsmet Tayyaresi gibi teknik bir mucizenin ve milli bir gururun, bir “refüj süsü” muamelesi görüp oradan oraya taşınması gerçekten çok üzücü. Oysa bu teyyare; bir Kültür Merkezi bahçesinde ya da bir Şehir Müzesi girişinde, hikayesini anlatan panolarla desteklenmiş bir “saygı alanı” içinde kök salmalıydı. Sürekli sök-tak ve taşıma işlemi, o devasa maketin yapısal bütünlüğüne de zarar veriyor. Bir anıt, dikildiği yerde ağır olur, dikildiği yerde şehrin hafızasına tutunur.
Muğlaspor Parkı’nda yaşananlar ise tam bir ironi zirvesi. “Toprak örtüsünü koruyalım, ağaçları rahat bırakalım ki gölgesinde yazın serinleyelim” diyen halkın aklıyla dalga geçer gibi, mermeri parktan alıp kaldırıma sermeye kalkanlara sormak lazım:
Kaldırıma serdiğiniz o mermer vantilatör görevi mi görecek? Parkta olunca “ısı adası” oluşturan mermer, kaldırıma geçince serinlik mi yayacak? Daha da önemlisi; altına imza attığınız o süslü “İklim Deklarasyonu” metinlerine bu mermer sevdasını, bu beton inadını nasıl sığdıracaksınız? Doğayı mermerle boğup, toprağı betonla hapsetmenin hesabını o deklarasyonun hangi maddesiyle vereceksiniz?
Yurttaş altyapı sorunları ile boğuşurken, kamunun insan ve makine gücünü yanında bütçesini de kentin hafızasını silmek ve her yeri ısı adasına çevirecek mermerlerle donatmak için kullanmak, Muğla’nın yarınlarına yara açmaktır.
Belediye başkanı kentin sadece bugününün yöneticisi değil, geçmişinin de emanetçisidir. Hafızası silinen, anıtları sürgün edilen bir şehir;olsa olsa ruhunu kaybetmiş bir taş yığınıdır.
Bırakın artık şehrin hafızasıyla oynamayı! Bırakın parklar yaşlansın, anıtlar yerinde ağır olsun. Biz o uçağı dekor olsun diye değil, bu şehrin onuru olduğu için baş tacı ettik. Ama görünen o ki, siz o onuru bile bir “taşınmaz envanteri” sanıyorsunuz.
Kıymayın efendiler, bu boş işlerle uğraşmayın yetiversin gari! Şehir sizden başka hizmetler bekler…
Son olarak, meraktayım doğrusu: Vizyon geliştirme turunuzun sonuçlarını Muğla’da 5 yıldan önce görür müyüz?
Haydi selametle…