Sakin Şehir, Sert Sabah
Bolu’dayım.
Dört günlük bir ziyaret.
Tabiatın kalbinde, huzur arıyorum.
Gidiyorum, görüyorum.
Sokaklar pırıl pırıl.
Trafik bir keşmekeş değil, adeta bir senfoni.
Kavşaklar akıyor, sürücüler sabırlı, yayalar baş tacı.
Uyarı levhaları sadece saç levha değil, bir yönetim bilinci.
Türkiye’nin ortasında bir “trafik cenneti” yaratılmış.
Disiplin var, nizam var, en önemlisi saygı var.
Kendi kendime diyorum ki;
“İşte örnek şehir, işte medeniyet.”
Tam bu düzenin mimarını, eğitime verdiği katkıları, kurduğu vakfı konuşacakken…
Tam o nezaketi kaleme alacakken…
Sabah bir kalkıyorum…
Haber buz gibi: Tanju Özcan gözaltında.
Şaşırıyorum.
Çünkü bu sokaklardaki ahengi kuran el, o sabah kelepçelenmek isteniyor.
Dürüst adamdır.
Namuslu adamdır.
Adresi belli, yeri yurdu belli, vatan sevdası tescillidir.
Dava mı açılacak? Açılır.
İfade mi verilecek? Verilir.
Siyasi konjonktür der, geçeriz.
Hukuktur, boynumuz kıldan incedir deriz.
Ama…
O sabahki manzara?
İşte orası vicdanın sustuğu yerdir.
Davet etsen koşa koşa adliyeye gidecek adamı, sabahın köründe evinden almak nedir?
Kaçıyor mu? Hayır.
Saklanıyor mu? Hayır.
Şehrini, çocuklarını, burs verdiği yetimleri bırakıp gidecek adam mı Tanju Özcan?
Asla.
Yöntem, mesajdır.
Yöntem, itibar suikastıdır.
Ama unuttukları bir şey var.
Bolu sakin şehirdir ama…
Haksızlığa karşı sessiz şehir değildir.
Ben burada, bu sokaklarda şahidim;
Siz sabahın köründe kapısını da çalsanız;
O pırıl pırıl caddelerde, o kurallara uyan sürücülerin korna sesinde, o burs alan çocukların geleceğinde Tanju Özcan’ın adı yankılanmaya devam eder.
Dürüstlüğü “gözaltına” alamazsınız.
Vatan sevgisini “kelepçeleyemezsiniz”.
Nokta.