DOLAR
44,7213
EURO
52,7808
ALTIN
6.960,37
BIST
14.202,24
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Çok Bulutlu
18°C
Muğla
18°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
23°C
Perşembe Çok Bulutlu
25°C
Cuma Yağmurlu
20°C
Cumartesi Yağmurlu
17°C

Muğla’nın En Büyük Sahnesi: Kapalı Kapılar

A+
A-

Muğla'nın En Büyük Sahnesi: Kapalı KapılarMuğla’nın En Büyük Sahnesi: Kapalı Kapılar

Avignon Modeli Neden Bizde İşlemiyor? Sanatta Liyakat mi, Ben Kimi İstersem Sahne Onun Olur mu?

Bu sabah bazı gezginlerden bağımsız olarak bu sorularla başladım güne.

Ha bu arada business uçmadım. Transfer kullanmadım. Konaklamam için sponsor aramadım. Yediğimi içtiğimi çalıştığım kuruma harcırah başlığı altında yazdırmadım. Vizyon geliştirmek için makam ziyaretine de başvurmadım.

O yüzden…

Şimdi çıkıp bana “Avignon da nereden çıktı?” demeyin.
Onikinci yüzyılın o dar, feodal kafasından çıkmış olamaz herhalde değil mi? Ya da 15. yüzyılın o meşhur “alkış çavuşlarının” dalkavuk seslerinden esinlenmiş de olamam…

O kadar geriye gitmem ben: 21. yüzyıldayım!
Taktım Metaverse gözlüğümü, oturduğum yerden, evimin salonundan gittim Fransa’daki o meşhur Avignon Festivali’ne…

Kusura bakmayın ama benim salonumda kimin oturacağına, hangi oyunu izleyeceğime sadece ben karar veriyorum. Ve üzülerek söylüyorum; sizi oraya davet edemem.
Kötü komşuyum ben!
Gidin kendinize birer metaverse gözlüğü alın da o kapalı kapıların, dar bütçe hesaplarının dışındaki dünyayı bir görün. Biraz vizyonunuz açılsın.

Avignon dedik…Anlatalım bari…

Fransa’nın küçücük şehri, dünyanın devleşen sahnesi.
1947’den beri sürer bu mucize.
Peki nasıl?
Belediye, tiyatronun sahibi değil, sadece ev sahibidir!
Şehrin her sokağını, her garajını sanatın özgür iradesine teslim ederler.
Seçimi siyasetçi değil, sanatçı yapar.
Bu yüzden sürdürülebilirdirler.

Şimdi gelin o aynayı Muğla’mıza tutalım.

Avignon’un o meşhur taş sokakları varsa, bizim de buram buram tarih kokan Arasta’mız yok mu?

Onların devasa avluları varsa, bizim de ruhu olan Yağcılar Hanı’mız, her taşı hikâye fısıldayan Saburhane’miz yok mu?

Vizyon sahibi bir yönetim buralara baksa ne görürdü?

Yağcılar Hanı’nın avlusunda yankılanan bir antik tragedya…

Arasta’nın dükkân kepenkleri kapandığında başlayan deneysel bir performans…

Saburhane’nin o beyaz evlerinin duvarlarında narenciye çiçekleri eşliğinde yükselen bir terapi gibi Türk Sanat Müziği konseri…

Ama biz ne görüyoruz?
Sanatı “paket program” sanan, lütuf gibi sunan bir anlayış.

Sahneyi sanatçıya değil, protokole ayıran bir zihniyet.

Eğer o Avignon vizyonu bizde olsaydı; Belediye başkanı en ön koltukta değil, Saburhane’de bir taşın üzerinde halkla birlikte izlerdi oyunu.

Hangi oyunun sahneleneceğine “Ankara’dan, İstanbul’dan gelen telefonlar” değil, sanatın liyakati karar verirdi.

Biz ne haldeyiz?

Sanatçıya “alan açıyoruz” deyip, ne söyleyeceğini kulağına fısıldıyoruz.
Tiyatroyu “bedava” yapıp, sanatın içini boşaltıyoruz.
Kentin en kıymetli mekanlarını, yılda bir kez afiş asılan donuk binalara hapsediyoruz.

Avignon’un dar sokakları bugün milyarlarca Euro’luk bir dünya markasıysa…
Bizim Saburhane’miz, Yağcılar Hanı’mız neden hala “bir sonraki seçim vaadi” olarak bekliyor?

Cevap basit:
Onlar sanatçıyı özgür bırakıp büyütüyor, biz ise sanatçıyı “sözleşmeli suskunluğa” mahkûm edip evcilleştiriyoruz.

Şimdi durup bir beş dakika düşünün…

Hatta düşünmeyin, yine ben size bedava akıl vereyim! (Malum, bütçeyi dışarıdan gelen paket programlara ayırdınız.)

Burası bir narenciye deposu değil mi?

Narenciyenin o altın rengi Arasta’nın dükkânlarına sızmıyor mu?

Şu kenti bir “Altın Meyve Festivali” ile dünya vitrinine çıkarmak, Saburhane’yi bir Avignon yapmak çok mu zor?

Zor efendim, zor…
Çünkü sizin aklınız; kapalı kapılar ardındaki bütçe paylaşımlarında.

Sizin aklınız; sanatı sadece bir “bütçe kalemi” sanmakta.

Siz sanatı belediye sponsorlu bir PR çalışması, narenciyeyi de kamyon arkası brandası sandığınız sürece…Arasta’nın kepenkleri hüzünle kapanır. Yağmur yağınca muşambadan taşan su halkın üstüne boşalır.
Yağcılar Hanı’nın avlusu sessizliğe gömülür.
Muğla da “Kültür Başkenti” masalıyla uyumaya devam eder.

Vee…
Perde kapandı.

Haydi selametle!

ETİKETLER: