Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Parçalı Bulutlu
34°C
Muğla
34°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
34°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
34°C

Taşıma Suyla Siyaset Değirmeni: Şehrin Anahtarı Kimin Rozetinde?

Taşıma Suyla Siyaset Değirmeni: Şehrin Anahtarı Kimin Rozetinde?
A+
A-

Taşıma Suyla Siyaset Değirmeni: Şehrin Anahtarı Kimin Rozetinde?

Geleneksel Türk siyaset tiyatrosunun en sevilen aksiyon sahnelerinden birini izliyoruz yine: Rozet sökme ve takma seansları.

Ekranlarda heyecanlı yorumcular, gazete sayfalarında süslü manşetler… “Siyasi transfer hareketliliği” diyorlar adına. Hani sanırsınız ki İngiltere Premier Ligi’nde ara transfer dönemi açılmış da kulüpler bonservis pazarlığına oturmuş.

Oysa meselenin adını doğru koymak lazım. İki milletvekili partisiyle anlaşamayıp istifa eder, gider mecliste başka bir sıraya oturur. Buna en fazla parlamenter aritmetik oyunu der geçeriz. Haa vakti zamanında CHP’nin bölünmesine karşı çıkanlar olarak bu yönde yazılarımız da oldu mu? Oldu. Sonra tarihe baktık, olanlara baktık, örgüt üyelerinin takındığı tavırlara baktık. Onlar daha iyisini bilir dedik. “Siyasi transfer” olarak düşünenleri kendi haline bıraktık!

Ama iş belediye başkanlarına gelince durup düşünmek, hatta şöyle biraz geriye çekilip hizaya bakmak gerekir.

Bizim yerel siyasetçilerin seçildikten sonra dilinden düşürmediği meşhur bir pelesenk vardır: “Seçilene kadar partiliyim, seçildikten sonra tüm şehrin başkanıyım!”

Kulağa pek bir şık, pek bir kapsayıcı geliyor, değil mi? Zannedersiniz ki İsviçre kantonunda doğrudan demokrasi uyguluyoruz. Fakat ne hikmetse o rozetsiz tarafsızlık, ilk virajda başka bir partinin rozetiyle nikah tazelemeye dönüşüveriyor.

Şehrin bütçesi, imar planları, parkı, bahçesi, otobüsü, kepçesi; halkın “A” partisine oy vererek teslim ettiği ne varsa, bir sabah uyanıyoruz ki “B” partisinin demirbaşına kaydolmuş.

Şimdi kalkıp buna “siyasi tercih” deyip geçebilir miyiz? Algıyı öyle bir yönetiyorlar ki; sanırsınız belediye başkanı cebinden çıkardığı kendi tapulu mülkünü yeni adresine taşıyor.

Tarih ise bu algı balonlarını patlatmakta hiç acele etmez ama zamanı gelince cevabı pek bir net verir.

Şöyle bir hafızamızı tazeleyelim: 1946’da CHP’nin içinden koca bir Demokrat Parti çıktı. 1967’de Turhan Feyzioğlu’lar Güven Partisi’ni kurdu. 1972’de Ecevit yükselirken Ecevit-İnönü ayrışmasında Kemal Satır’lar koptu gitti.

CHP tarihi, kendi bünyesinden doğan yeni partilerle, fikir ve doktrin kavgalarıyla doludur. Ama o günün kopuşlarında hiçbir belediye başkanı, elindeki kentin kamu bütçesini ve idari gücünü arkasına alıp kitlesel bir “parti değiştirme” şovuna soyunmadı. Çünkü o günün kadroları, genel siyasetteki çizgi kavgası ile halkın mahalli idareye emanet ettiği iradenin farkını bilecek siyasi terbiyeye sahipti.

Gelelim bugüne… Bugün “Bizi yarı yolda bıraktılar, emanete ihanet ettiler” diye dövünen parti genel merkezlerine sormak gerekmez mi?

Adayı belirlerken örgütünün sesini bastırıp önseçim sandığını rafa kaldıran kimdi?

Kentin hafızasını, adayın kamu etiğini, siyasi geçmişini ve idari liyakatini tartmak yerine; sırf “biraz oyu var, biraz finansal gücü var, falanca çevreyle arası iyi” diye ithal adayları halkın önüne koyan kimdi?

Sandıkta kazanmak uğruna parti kültürüne, tüzüğüne, ilkelerine tamamen yabancı figürleri “taşıma suyla” makama oturtursanız; gün gelir o su kesilir, başka kanala akar. Değirmen de dımdızlak ortada kalır.

Şimdi çuvaldızı kendine batırmadan ağlama vakti değildir. Aday yetiştirmeyen, liyakatli kadroları kendi örgütünden çıkaramayıp gündelik pragmatizme teslim olan siyasi yapılar; o taşıma sular başka değirmeni döndürmeye başladığında kimseden medet umamaz.

Nitekim hayli sessizce izleniyor kopuşlar bugün!

Soru basittir ve yanıtı sandıktaki her bir vatandaşın vicdanında saklıdır:

Halkın size “şehri yönet” diye teslim ettiği o anahtar, sizin şahsi mülkünüz müdür ki Dükkan A’dan alıp Dükkan B’ye devrediyorsunuz?

Yoksa o anahtar, bir dahaki sandığa kadar kentin namusuna emanet edilmiş bir vekalet midir?

Hangi partiye geçilirse geçilsin; geçişin ambalajı ne kadar süslenirse süslensin, emanet yetkinin ihalesi olmaz!

Algılar değişir, tabelalar değişir; ama seçmen iradesinin hukuku eninde sonunda sandıkta tecelli eder.

Belediye başkanları; sizler yerelde her kesimin belediye başkanısınız.

Siyasi anlaşmazlıklar ile uğraşmak yerine şehirlerinizi daha iyi yönetmekle görevlisiniz. Bugün yaptığınız hizmetlerin kalitesinin sıkça sorgulanıp, siyasetteki pozlarınızın bu denli çoğalması bir tesadüf müdür?

Sizce liyakat ve siyasi tecrübe yeterliliği tartışmasını kamuoyunun vicdanına taşımaz mı bu pozlar?

Her şeyden önce siyasetçi misiniz? Belediye Başkanı ya da şehrin emini mi? Hangisi önde?

Diyorum ki acaba:

Davul zurnayla sağır olmak mı sizinki?

Bu arada “evet” hangi partiye geçerseniz geçin aynı sorulara muhataptınız! Dün de bugün de yarın da! Dün belediye başkanları bu sorulara muhatap olacak fiiller ile gelmemeyi seçti halkın önüne. Bugün sizin hikayenizse bambaşka bir boyuta evrildi.

Makam koltuklarını birbirine denkleyerek kaçış mümkün değildir bu sorulardan…

Haydi selametle…

ETİKETLER: