DOLAR
45,3707
EURO
53,4916
ALTIN
6.928,67
BIST
15.133,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Az Bulutlu
26°C
Muğla
26°C
Az Bulutlu
Salı Açık
26°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
25°C
Perşembe Yağmurlu
21°C
Cuma Hafif Yağmurlu
22°C

“Bas Bas Paraları Medyaya, Gerçekler Yansın!”

A+
A-

“Bas Bas Paraları Medyaya, Gerçekler Yansın!”

Bir meslektaşın iç dökmesidir bu yazı!

Soruyorum size: Türkiye’de medya ne işe yarar?

Halkı bilgilendirmek mi?

Gerçeği çarpıtmadan aktarmak mı?

Güldürmeyin beni. O iş eskidendi, VHS gibi… Artık medya, kamuoyunun tansiyonunu ayarlamakla görevli bir dijital tansiyon aleti. Markası da belli: “Sansürmatik 48000”.

Geçen hafta ne oldu mesela?

30 Ağustos Zafer Bayramı…

Normalde Başkomutanımız Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünü afişe bakan hepimize dedirtecek görselleri hazırlanırdı. Ama bu sefer afişlerdeki Atatürk, sanki yarım gün mesai yapmış gibi! Fotoğrafı geçtim resmini uzaktan seçemedik. Belki de uzaktan çalışıyordu, işi yapan kim bilir?

Tam da halk bu afiş meselesine tepkisini koymuşken, bir borazan yorumcu devreye girdi: Merkez ilçede bir tv kanalının yorumcusu. Medya muslukçusu galiba.
Tepkiyi kısamadı da su daha çok akmasın diye kısmaya adadı kendini. Boruya “Ama efendim, diğer kurumlar da koymamış” diye tıkaç takmaya niyetlendi. Makam ziyaretlerinin sıkça paylaşıldığı sayfa, adeta kamu kurumlarının üstündeki halk basıncını almaya gayret gösterdi. Ama zamanlaması yanlıştı. Halk çoktan diyeceğini dedi. Köşe yazarları yazacağını yazıp tarihe olayı olması gerektiği şekilde kaydetti. Bodrum’da da öyle oluyor ya hani, sabahlar , patlayan borulardan vanası kapanmayan suların sokağa akmasıyla karşılanıyor!

Sanki buhar kazanı değiliz de, kombiyiz, petekler ısınsın diye uğraşıyorlar!

Şimdi soruyorum size:
Bu mu dördüncü erk?
Yoksa “Ben halkın değil, halının altına süpürülenlerin sesi olacağım” diyen bir iç hizmetler müdürlüğü mü bu?

Yetmedi. Daha mürekkep kurumadan ikinci perde:

Bir “kişi” yazayım haydi “adam” diyemedim kusura bakmasın! Bodrum’da elinde zıpkınla üstelik limanda bir mavi yelken balığını vuruyor. İnsanların gözü önünde ve tüm uyarılara rağmen!

Bu, bizim yasa kitaplarında “YAPMAYIN!” diye kırmızıyla yazılmış bir şey. Daha altı gün önce haberi yapılmış “nesli tükenmekte olan mavi yelken balığı Bodrum’da görüldü” diye!
Tarım ve Orman Bakanlığı bile çıkıp “Yahu bu mavi yelken balığı, yazık!” diyor açıklamasında!

Ama Bodrum’un gündemini tuttuğu iddiasındaki medyası ne yapıyor?

“Abi” diyor.
Sanki balıkçı değil, mahallede mangal yapan enişteye mikrofon uzatıyor.
“Abi yanlış anlaşılmış, o zargana.”
Ne Zargana mı? Hayvan, Avatar filminden çıkmış gibi; masmavi, zarif, ender.
Zargana desen, o bildiğimiz ip gibi.
Ama bu medya başka medya, o “abisine” inanıyor. Bırak bakanlığın, belediye başkanlarının açıklamalarını filan şimdi abim ne derse o!

Google’a baksa üç saniyede çözecek ama olur mu, şakşak sesinin beyanı esas!

Ve burası kırılma noktası işte.

Çünkü halk da artık ekrana bakınca bilgi değil, bahane görüyor.

Gerçek değil, algı yönetimi izliyor.

Ve televizyonu açtığında şunu düşünüyor:

“Bugün kime kalkan oluyorlar bakalım?”

Medya artık halkın gözü değil; halkın gözünün önüne inen perde.
Dördüncü kuvvet değil; üç maymunun dördüncüsü:
“Görmem, duyurmam, yazmam, ama izlettiririm.”

Bakın sevgili meslektaşlarım…İlgili cemiyetler…

Gazetecilik şov değil.
Gerçekleri konuşmadan mizah bile yapılamaz.
Cem Yılmaz çıkıp “Abi zarganaymış haha” dese, sahnede yuhlanır.
Ama biz, bunu haber diye yayınlıyoruz.

Gülse Birsel bir senaryoya yazsa, “Yok artık bu kadar da olmaz” deriz.
Ama biz, sosyal medyada “gerçek buymuş gibi” yayına sokuyoruz!

O zaman ne yapmak lazım?
●Medya, önce halktan yana saf tutacak.
● Şakşakçılığı alkış çavuşluğunu 16. yy da bırakacak, mikrofona “abi” değil, “sorumlu vatandaş” olarak yaklaşacak.
●Yalanı süslemeyeceğiz, gerçeği çıplak bırakacağız. Gerekirse biraz üşüsün, ama sahici olsun.
●Ve en önemlisi: Gazeteci, halkın aynasıysa, camı parlatma zamanı geldi. Meslek örgütleri eline bezi almalı!

Yoksa halk da bir gün o aynayı alır, ters çevirir.
Sadece kendini değil, medyanın iç yüzünü de izlemeye başlar.

Hazır 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız yaklaşırken, bir özdeyişi hatırlayalım:

“Basın, milletin müşterek sesidir.”
Yani halk ne konuşuyorsa, medya onu söylemeli.
Ama biz hâlâ “abi”yle röportaj yapıyoruz.

Haydi selametle…

Bodrum Haber

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları