Cahil, Cahilliğinin Farkında Değilse; Neyi, Kimi Eleştirdiğinin De Farkında Değildir
Tarih sadece geçmişi bilmek değildir; bugünü ve yarını inşa edecek o devasa birikimin önünde eğilmeyi bilmektir.
Dokuz dil bileceksin.
Öyle “turist” gibi değil.
O dillerin klasik terminolojisine, tarihine, arşivine, ruhuna hâkim olacaksın.
Arşivlerde ömür çürüteceksin.
Vatikan’dan Topkapı’ya, Londra’dan Moskova’ya…
Toz yutmadan, belge koklamadan “biliyorum” demeyeceksin.
Metodoloji bileceksin.
Belgeyle yorumu birbirinden ayıracak ilmî disipline sahip olacaksın.
Mukayese edeceksin.
Bir imparatorluk yıkılırken öbürünün neden ayakta kaldığını, dünya kaynaklarından okuyacaksın.
Ve en önemlisi…
İlim karşısında ceketini ilikleyeceksin.
Tevazu sahibi olacaksın.
İlber Ortaylı’dan bahsediyoruz…
Dünya çapında bir dehadan.
Klavye başına geçip İlber Hoca’yı “eleştirmeye” kalkanlara bakıyorsun…
Arşiv görmemiş.
Kendi ana dilini bile doğru dürüst kullanamıyor.
Okuduğu kitap sayısı, İlber Hoca’nın bir sabah kahvaltısında göz gezdirdiği makale kadar değil.
Ama cüretkar…
Cüretkar, çünkü cahil neyi bilmediğinin farkında değildir.
Karşısındaki devasa kütüphaneyi, basit bir “görüş ayrılığı” sanır.
İlber Hoca “cahil” dediğinde kızıyorlardı.
Oysa bu bir hakaret değil, bir röntgen teşhisidir.
Çünkü gerçek ilim, insana sınırlarını öğretir.
Sınırını bilmeyen ise, her şeyi bildiğini iddia edecek kadar pervasızlaşır.
Altını çizerek söyleyelim…
O ilim eşiğini geçemeyenlerin yaptığı eleştiri değildir.
Sadece gürültüdür.
İlber Ortaylı bir ekoldür.
O ekolün tozuna bile yetişemeyenlerin attığı çamur, ancak kendi ellerini kirletir.
Hocamızı rahmetle, minnetle anıyoruz.
Gerçekten…
Bazı boşluklar dolmuyor.
Vesselam.