Bodrum Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bodrum 36°C
Sıcak

    EVREKA, EVREKA…


    Yunanlı matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis Arşimed’in; Romalılar tarafından katledilişinin 2131. yıldönümü. İnsanlık 2131 yıldır Arşimed’den; onun biliminden, felsefesinden, aydınlığından öksüz bir hayat sürmekte.  Ölüm yıldönümünde İstanbul-Hacı Beşir Ağa Camii’nde bugün öğle namazı akabinde lokma dağıtılmış mıdır? Bilinmez elbet. Ancak küçük yaşta İstanbul’a siyahi bir köle olarak getirilen Beşir Ağa; Arşimed’in matematiksel formüllerine yaslanmasaydı, o cami inşa edilemezdi.

    Dudaklarımda tuzlu bir ıslaklık var. Gözaltlarım da ise saati işlemeyen ölü bir deniz vakti… Geç algıladığım ise yaşam içerisinde yürüyen emanet vakitler. Göster, yaralarından öpeyim ey yar! Gül benzin iyileşecekse eğer… Kabuk bağlamayan yaraların, çürüyen yanımdır. Şimdi sana bir şal gerek. Çabuk üşürsün biliyorum. Kış geliyor ve küçük kuşlar daha erken ölür soğuktan. Gökyüzünün ve kent yüzsüzlüğünün ufaldığı bu zamanlarda, senin için daha fazla üşür zaman. Biçimlerin içeriği, zamanın da ötesindedir artık ey yar. Zamanın ötesindedir, isimler ve duruşlar. Bırak!!! Bulutlar iç içe geçişsin. Belki; şimşek çakar, yağmur dudağımdaki tuzu alır. Belki de çocukluğum olur o yağmur. Nereden bileceksin?

    Arşimed, “Suyun kaldırma kuvvetini” bulmazdan ve Evreka, Evreka diye sokağa dökmezden önce yürek attım sana ey sevgili. Evreka, Evraka yani evet buldum; Haklı yada haksız savaşların her zaman dillendirilen mağdurları kadınlar ve çocuklar oluyor. Bodrum’da mübadele yıllarında, kayıp çocuk olgusunun karşı kıyısında yer aldı. Karşı kıyıdan (Cos’dan, Girit’ten) Bodrum’a gelirken, Türk ailelerin 3 çocuktan fazlasının getirilmesi yasak olduğu için kaçak olarak getirilen çocuklar Haymatlos (Vatansız)’a yazıldılar. Onların da kimlikleri olmadı. Bir tanesi halen kimliksiz, bizimle aynı kentin havasını solumaya devam etmekte. Sadece lakabı var onun: “Babaanne Hasan. Kader onu mübadele esnasında kaçak olarak girdiği Karada-Bodrum arasında kaptanlık yapmaya sürüklemiş. Hala dokuzluk pancarın sesi sabah seherinin sessizliğine son verirken, Haymatlos’un utancı tırmalar kulağımızı. Haymatlos’un teknesi Bodrum’dan Karaada’ya seyrederken kulağımızdaki sesin eksildikçe, beynimizdeki uğultunun artması bu yüzdendir. Babaanne Hasan’ın pancar motorundan bu nedenle hüznün türküsü akar Murat Nehri’ne.

    Beşir Ağa ilginç bir iz düşürmüştür hayata. Mübadele, Cos, haymatlos, babaanne Hasan ve Beşir Ağa… Hayat aslında sadeleştirebileceğimiz ölçüde anlaşılabilir. Hayatı karmaşık hale getiren gene biziz. Havadaki bahar sarhoșluğu, tendeki arsız sıcaklık, bitimsiz așkların müzelerde dahi bulușamayan ruhu, okyanustaki görkemli dalga, sessizlikte solunan gizemli zaman kıskanır bașımdaki püsküllü belayı. Bu nedenledir; tetiğe dokunurken, ıskalamamak üzere hayatın kurgulanıșı…Yani adeta yüreğe dokunur gibi. Gez göz arpacık ama en önemlisi el ve yürek titrememeli…

    Yeni baştan koyu karanlıkta seyredecek, gece yolculuklarının arifesindeyim. Zemheriden çağırıyordu, gecenin sözcükleri ve sessizlik. Gecenin içerisinde dönerken, yalnız ve belirsiz bir yüz dokunacak belki de tenime. O yüzü okşayıp zamanın ve mekanın ötesine yol alacağım belki de ey yar. Dört mevsim baharı yüreğime koy; öyle sabit mesafeler kat edeyim, sessiz ve sonsuz yolculuğumda diyeceğim belki de o yüze. Eminim ki; ölülerimizin sureti düşecek geceye. Pusulam olacak. Soluk memleketlere yol haritam olacak geceye düşenler. İdeolojik bir gülümsemeyle, ölülerimizi ruhumda taşıyarak geceye yürüyeceğim. Senin nehrine beyaz bir leke düşürmeyeceğim bu kırmızı gecede. Asırları deviren ve yanıta ağlayan sorular sormayacağım sana. Ütülenmiş, tütsülenmiş ve katlanmış bir hayata benzer, hiç beklentim de olmadı. Biliyorum ki; kapıyı çarpıp çıkmam hikayenin sonu olurdu. Anla bu yüreği… Anlamasan da olur. Kış gelir üşür bu yürek, ama baharın gelişi de sonsuzluğa ertelenecek değil ya!

    Arşimed; “Suyun kaldırma kuvvetini” bulmuş… Ama henüz benim yüreğimin neleri kaldırabileceğini bulamamış. Beşir Ağa’nın camiinde ise duası olmaz serzenişimin. Şu anda Uşak’ta bir baba çocuğunun kırtasiye masrafını karşılayamamanın çaresizliği içersinde zehir içti. Yoğun bakımda. Evlatta ameliyathane kapısında. Bugün devamsız yazılacak muhtemelen. Ama çok da zor değil. “Evreka, Evreka” diye çığlıkla sokağa çıkmanın erdemini yaşamak, tatmak gerek. Zehirin, pan zehiri burada saklı olsa gerek. Evreka dendikçe Beşir ağa kendisine döner, kimlik kazanır. Babaanne Hasan ha keza başında TC yazan bir belge sahibi olur. Hani Arşimet; “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” diyor ya… Buyur Arşimet: “Sevdam sende…” Senin; “Evreka, Evreka” çığlıkların ise yüreğimde… Bulduk herhalde… Peki, Kürtçe konuştuğu için dayak yiyen Zilan’ın; “Türkçe bilmiyordum ki!” savunmasını hangi suyun gücü ayakta tutabilir? Evreka, Evreka bre Arşimet…

     


    YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
    Bodrum Haber
    1. Müge Savaş dedi ki:

      Çok etkileyici bi,r yazı. Babaanne Hasan’ın okuduğum kısa hikayesi içimi titretti. Yalnız yazarımız biraz tembel galiba. Yada işleri yoğuındur.Ama hep yazmalı. Evreka Evreka bre yazar. Kalemine sağlık.