trendbet mrcasino

DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
ALTIN 786,210,93
BITCOIN 655206-16,60%
Muğla

ŞİDDETLİ YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ayhan Karahan

Ayhan Karahan

27 Temmuz 2021 Salı

    AŞKIN İYON HALİ…

    AŞKIN İYON HALİ…
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Her zamanın kendi rengi ve dili vardır. Zamanın ruhu soldukça,fuzo  rengi de peşi sıra gider. Hayatın içerisindeki her varoluş farklı tepkime içerisindedir. Böylesi anlarda ben; şeytanımı koluma takıp, kendi cehennemime yol aldığım zamanı resmederim canlılığını yitirmiş renklerimle. Ömrümün kırık cam ve can parçaları içerisinde geceye ve soğuğa dalar, sevmeyi hak etmek için mücadele etmek gerektiğini aklıma düşürürüm. Yanı başında oluşan boşluktan kaçtıkça beynindeki hiçlik duygusu, yüreğindeki gurbette büyüyor insanın. Güzel, duru ve ak olanın mavilikler ortasında ki beyaz dalgalar gibi avucunun içerisinden kayıp gidişine bakakalırsın. Attığın her kulaçta bir fit daha  geri düşersin. Her çaba nafileye çarpar ve kıyıyla arandaki mesafeyi azaltır. Son kulacın havada iken bir de bakmışsın ki; artık kıyıya vurmuşsun. Ne diyordu filozof: “Aynı suda iki kez yıkanılmazmış”. Bu anlarda aynı gözlerde milyonlarca kez ısınılacağını bilmeme karşın; aynı denize birden çok girilip, girilemeyeceği konusunda hiçbir fikrim yok oysa.

    Sürgün benliğin; gurbet kokulu toprakların ve hüzüne kurulu zamanın alarmıdır artık. Tek başına hiçbir sorunun cevabı yoktur artık sende. Belleğin yolunu kaybetmiş göçmen kuşlar gibi boşlukta pike yapmakta. Hangi sokağa atsan kendini, anılarının senden önce oraları ziyaret eylemişliğine dudak büzersin. Sonra gecenin sessizliğine sığınırsın. Aslında gece o denli sessiz değildir. Sen yanlızlığından müteşekkil dram tuğlalarından bir duvar çekmişisindir geceye. Gecedeki karanlığın bu denli koyu oluşu da bundandır. Ölümlerle başlayan hayatların, her tür sorumluluktan muaf oluşu ve kaderlerine mütemadiyen mağlup oluşuda bundandır. Havada buğulu bir renk var yine. Masumiyetin kapısı kapalıdır, günah işlemeye meyilli ruhuna. Aşkın buğusunu çekiyorsun ciğerlerine en keskin soluğunla. Ciğerlerinin, yüreğinle aynı yoğunlukla yanması da bundandır. Hiçbir gelecek düşüncesi artık kararlarındaki şizofren gölgeyi kaldırabilecek yeterlilikte değildir.

    Gerçek; karşında çırılçıplaktır ve yanan ciğerlerine, yüreğine çarpmaktadır. Dilinde denizin tuzundan gayrı bir tat yoktur. Kesif kokulu yaşamın burnundan asla eksilmez. Bu nedenle ne oksijenin, ne hidrojenin, ne azotun, ne de iyotun asla kokusunu duyamazsın. Nefesinin daralması ve kalbinin göğsünden fırlayacak gibi oluşu da solunum yetmezliğinden kaynaklı değil. Yüreğinin hasarlı, başının ise dumanlı oluşu havada ki aşkın buğusundandır inan.

    Başka hayatlar, başkalarının merakına her daim hasıl olagelmiştir. Başka hayatlarda ki; tılsım keşfedilmeye çalışılırken bilinç kendini yetirir, kurgusunu kaybeder. Hangi yöne gidersen git, yarım kaçışlarının izini sürersin. Başka hayatların başkalaştırıcılığı da vardır. O hayatlarda hiç kimse kendisi değildir. Başkalaşırsın ve kendinden vazgeçersin. Başka hayatlar, ormanda büyüleyici ve ağaçlarla saklanmış gizil bir yalı gibi dururlar. Araya mırıldandıklarının girdiği, Rönesansını  arayan aşkının döküldüğü, kum saati gibi işlemektedir o gizil yalının bahçesinde zaman. Ebruli gözyaşlarınla sulanmış bahçede hayallerinin mahsulü boy vermektedir. Aşkın gizil yalının kapısını ne zaman ve hangi acıya davet için çalacağı da hep meçhul bir suret olarak durur evvel zaman içerisinde.

    İyonlar da aşk, bilim, felsefe, tarih için Menderes Deltası’ndan, Bodrum’a gelmişler. Yani başka hayatlar için. Tarihte Heredot, matematikte Pisagor, tıpta Hipokrat, felsefede Heraklit bu nedenle hep iyon yansıması oldu hayata. İyon kokulu bir kentte yaşıyor olmak, geçmişin iyon aydınlığında da bir imtiyaz sunuyordu yaşayan ölümlülere. Artemias’a bu nedenle eşi Movsolos ölünce, dünyanın yedi harikasından birisini Bodrum’a aşkla ördü. Homeros’da “İlyada ve Odessa ” destanını İyon aydınlığında nakşetmiştir. Aşk barışçıldır, içtendir, soyludur, emektir, naiftir, İyon’dur… İyonlar’ı bu topraklara süren Dorlar’ın tarihin hafızasında kalmış aşkları olmamıştır. İyonları egemenliği altına alan Lidyalılar’ın da öykünülecek aşkları yoktur. Aşksız Lidyalılar, parayı bularak insanlığın mutsuzluk darphanesi olmuştur. İyonlar zamanının dili ve rengi tanrısızdı. Hatta İyonlar tanrıyı insanlaştırarak meta-fizik korku varlığından çıkarmıştır. Belli ki; İyonlar Ataol’un

    “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği”

    dizelerini 3000 yıl öncesinden mırıldanmış ve ruhlarında taşımışlar.

    Dinsel kitaplarda, metinlerde aşkın iyon hali yer almaz. Çünkü tanrı aşktan korkar. Bu nedenle sevda da, hayata tutunan bir söğüt cinsi olan selda da diğer kutsal sayılan kitaplarda yer almadığı gibi, Kur’an da külliyen yasaklıdır. Sevda ve selda aşkın iyon halinin en belirgin tanımı gibi durur bu anlamda. Ziraat Mühendisleri Odası Bodrum’da; daha doğrusu Yalıçiftlik-Çukurköy Mevkii’nde 8 tane selda söğütü işaretliyor ve koruma altına alınmasını istiyor. Seldaların dağınık olarak bulunduğu Çukurköy Mevkii’ndeki 5300 metrekare alan ikinci derece arkeolojik sit alanı ilan ediliyor. Bir diğer deyişle aşkın iyon hali karuma altına alınıyor. Ama o hayata dönük sevdalılık ateşten korunamıyor. 2013 yılında çıkan büyük yangında aşkın 8 iyon halide tutuşuyor. Bir daha da bu bereketli topraklara geri dönmüyor seldalılık. Aşkın kendi iyon hali barışmasının yegane yolunu seldalılık olduğu yüksek ihtimaldir. İçimizdeki seldalılığı büyüttüğümüz sürece, aşk iyon hali ile yeryüzüne ışık ve sevda saçmaktan asla vaz geçmeyecek.

    Çukurköy Mevkii’nde hayata veda eden 8 selda söğüdünün bulunduğu alan yangın sonrası sit ve orman alanı olmaktan çıkarılıyor. İmara açılıyor. Burada rant; aşkın sadece iyon haline değil, doğrudan kendisine ferman çıkarıyor. Aşkın iyon hali ile İyonyalılar arasında adeta bir kader birliği var gibi. İyonya kültürü ve tarihi de Yunanistandan, Dor barbarlığından kaçan Akalar tarafından Efes, Foça taraflarında örgülendi. Dünyanın 7 harikası içersinde gösterilen Efes Artemis Tapınağı İyonların insanlık mirasına bir armağanıdır. İyonya dönemin en demokratik devleti idi. İyonya’nın dini yoktu. Bu nedenle de o tarihte Heredot’u, Felsefe’de Diyojen’i, Tıpta Hipokrat’ı, Metematikte Pisagor ve Thales’i bereketli toprakları üzerinden çıkarabilmiştir. Bunu dönemin faşizmi sayabileceğimiz Dorlar ve din ile arasına mesafe koymayı başararak gerçekleştirebilmiştir. Ama Çukurbuk gönümüz Dorlarının istilasından kendisini kurtaramadı. Aşkın iyon hali orada 8 kez yandı. Yangın ve ardından betonlaşma yolunun açılması Çukurbük’te, aşkın iyon halini yoketti. O nedenledir ki; aşk Çukurbük’te 7-24 ağlar. Selda söğütleri, aşkın iyon haliyle yeniden hayata merhaba demek istese de; günümüz Dorlar’ı yeniden betondan mezarlar inşa ederler üzerlerine… Aşkın iyon halini yaşatabilmenin yolu İyonyalılığı egemen kılabilmekten geçiyor gibi…

    Devamını Oku

    KAPAMA GÖZÜNÜ…

    KAPAMA GÖZÜNÜ…
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Sen gözünü kapatınca bu bereketli topraklar üzeri ışıksız kalır. Rengini yitirir, yüreğine yeryüzünün dört tarafına çizdiğim resimlerin gölgesi kaybolur. Göz kapamaların belki seni gördüklerinden, tanıklıklarından arındırır gibi olur. Ama sen yine de gözünü kapama. Işıksızlığa, gölgenin rutubet diplerine karşın kapama… Sen gözünü kapamazsan, insansızlık köşeye sıkıştırılamaz. Tünelin görünen güneşi renkli çıkış aydınlanmasını görür. Sen de gösterirsin gül yüzünü, gözünü kapamazsan. Hayat yaratıcı coşkuların ihtişamı ile nefes alır ve yerini; “Benden önce aşka” terk eder. Bu ülke için en mühim acıların sahipleri en anlaşılmaz  aşklara tutuldular. Nazım, Piraye’ye; Cevat Şakir, Azra Erhat’a; Ebru Timtik, ölüm orucuna… Bense kapama olasılığını yüreğimden geçirmediğim gözlerine tutkun kaldım. Vatan haini muamelesi yapıldığımız, düşman(?)a dahi uygulanmayan hukuksuzluğun maruzu olduğumuz bu bereketli toprakların asli sahibi olduğumuz kesinlik kazanıyor.

    HAYATIN GÖZ BEBEKLERİNİN ISITIŞINA İHTİYACI VAR.

    Gözünü kapama sen. Saldırganlık ve şiddet o göz yumuşundan cesaret alır. Hayatın göz bebeklerindeki ısıtışa ihtiyacı var. Dolar da, kadına şiddet de, çocuğa tecavüz de artışları için hep senin gözünü kapamanı beklemedi mi? 18 yıllık zulüm sen gözünü kapadığın için hükümranlık sürmedi mi? Gözünü aralamanla 31 Mart 2019 mucizesi oldu. Unutma! Ne zaman gözünü kapasan bana mahpusta volta atmak düştü. Yazmadan, okumadan, denize sonsuz bakmalardan, saçlarına sevgiyle dokunmalardan o anlarda uzak kaldım. Sen gözünü kapayınca hayal ile arama yol giriyor, yeryüzü tüm zamanlarını durduruyor. Düş kuramıyorum. Seni göremiyorum gözlerin olmaksızın.

    SEN GÖZÜNÜ KAPATINCA ZAMANLAR ÜŞÜR.

    Gözünü kapayınca hasret büyür, dikenli tel olur. Tüm zamanlar üşür. En önemlisi sevdam üşür. Hiç bir gün, hiç bir vakit seni düşünmeksizin gelmiyor inan. Unutulmuyor geçecek denen zamanlar. Bazen senden gidesim gelse de tüm yollar gene sana çıkıyor. Tüm kapılarım sana ve memlekete açıktır. Yüreğimde orman yangınları çıkaran kibritin sahibi olman belki ayrıcalığındır. Ama, gider iken canın yanmasın; üstüne ayrılığın kör olası hırkasını al. Eda’lımsın, memleket sevdalımsın… Sen gözünü kapatınca Kürt ana parmaklıklar ardındaki evladıyla konuşamaz Amed’de. Berfo ana tek kelime Türkçe bilmezdi. Kürtçe konuşması da yasaklıydı. Bir cümleyi ezber etmişti. “Tahir Ateş nasılsın.” 10 dakikalık görüş boyunca evladına “Tahir Ateş nasılsın?” dedi binlerce kez. Sen gözünü kapayınca Berfo ananın o tek sözcüğü de öksüz kalır. Gözünü kapama.

    SEN GÖZÜNÜ KAPATMAZASAN SEVDA KAZANIR.

     Ve unutma ey yar. Tarihte son sözü gözlerini kapatmayanlar, dillerini susturmayanlar söyler. Bu sebeptendir sana olan sevdam biraz da… Ve inan ki; gün gelecek, devran dönecek. Aşk galip gelecek. Yeter ki; sen gözünü kapama. Anla beni. Sen gözünü kapamayınca gökyüzü mavi kalacak. Toroslarda ceylanlar zıplayacak. Martı kanadından vurulmayacak sen gözünü kapamayınca. Ceylan aşkına, martı kanadı sevdasına gözünü kapama. Güneşe birlikte göçeceğiz. Yeter ki; sen gözünü kapama. Bulutlara sürtüne sürtüne beraber uçacağız. Orada; “Tahir Ateş nasılsın?” demek gerek… Gözünü kapayacaksan Kürtçe kapat. Ama kapatma gene de. Bana bir türkü söyle. Kürtçe olsun. 46’lık olsun. Barış koksun. Seni bin kez daha fazla seviyorum.

    CUMARTESİ ANNELERİMİZ HER DİLDE ANNEMİZDİR.

    Sen gözünü kapamayınca Cumartesi anneleri de çocuksuz kalmaz. Galatasaray Lisesi önü sahipsiz kalmaz. Biz oluruz, aşk oluruz. Dünya daha bir başka olur. Ama her dilde anla beni. İbranice, Arapça, Ermenice, Türkçe anla beni. Ama sen gözünü kapama. Mavi, mavi bak gökyüzüne. “Tahir Ateş nasılsın?” diyelim Berfo ana niyetine. Düş kuramayanın zamanı da olmaz. Düşlerimizi ve bir zaman sonra buluşma olasılığımızı diri tutacağız. Korona günlerinde aşk daha bir sıcaktır ve sevdaya yaslanır. Aşk zor zaman işidir. Ama yeter ki; sen gözlerini kapama. Sana tüm dillerde aşığım ey hayat…

    HAYAT AKIYOR UMUDU SAHİPSİZ BIRAKMAKSIZIN.

    Sen gözünü kapayınca mavi sürgünlük büyür. Yeryüzü aşkın yüzü olmaktan çıkar. Ve unutma ey yar. Gidecek limanı belli olmayanın yelkenini hiçbir rüzgar doldurmaz. Sarı duvarlar ardında fısıltılı ve çaresiz çağrı olurum. Gözlerini kapama ey yar. Gözlerin barış, umut, toprak ve kardeşliğe baksın. Amed mapusanesinden, Galatasaray Lisesi önündeki anaların acısından gözlerini eksik etme. Gözlerini kapama ey yar kapama. Hayatı öksüz bırakma. Sen gözlerini kapamazsan Berfo ana belki Tahir Ateş ile konuşabilir. Gözlerini kapama ve bahar serinliğinde bak hayata. Umudu sahipsiz bırakma. Sen gözlerini kapamayınca yer yüzü daha bir aydınlık oluyor. Sen gözünü kapamayınca kızıl bir gül gibi duruyor zaman. Hayat başka türlü akıyor.

    GÖZÜNÜ KAPAMA; MAVİ KARANLIK, AYDINLIK KALSIN.

    Cevat Şakir, Mina Urgan, Sudi İlkorur, Aydın Şenesen, Neyzen Tevfik yeniden doğuyor senin gözünü yummama zamanlarında. Ve Heredot; “Roma’yı gör de öl, Bodrum’u gör de yaşa” diyor ya… Mavi karanlığın ayın şavkında ışıldayan yakamozlara, hayatın ise senin bakışlarına ihtiyacı var. Bodrum’un mavi karanlığı senin bakışlarınla aydınlanır. Dedim ya sen gözlerini kapamayınca yer yüzü sevdanın Bodrum’a sıcak bir gülümsemeyle bakan yüzü olur. Bodrum aşksız kalmasın ey yar. Mavi, mavi bakalım hayata. Yaşanacak çok güzel zamanlarımız ve anılarımız var. Yeter ki; sen gözlerini kapama. Sen gözlerini kapayınca gökyüzünün tüm kötülükleri karanlık bir yağmur olur yağar insanlığın üzerine de; en kötüsü ne olur biliyor musun? Hayat bulaşıcı ve ölümcül bir virüs olarak sirayet eder yüreğe.

    KULPSUZ FİNCANLARA DA, GÖZLERİNİ KAPAMA YAR.

    26 yıl önce  binlerce Boşnak, Sırp faşistleri tarafından katledilmişti. İnsanlığın kanlı defterine bu zulüm, “Srebrenica katliamı” olarak not edildi. 1400’lü yıllarda Sırplar, Boşnaklar’ı Ortadoks olmaya zorluyor. Buna direnen Boşnaklar, milliyetçi Sırplar’ın sembol işareti olan Çetnik selamına zorlanıyor. Çetnik selamı; serçe ve yüzük parmağının avuş içine alınıp, diğer 3 parmağın açılması şeklinde veriliyor. Buna direnen Boşnaklar’ın zorunlu Çetnik selamı vermesi için serçe ve yüzük parmakları kesiliyor. Boşnaklar baş, işaret ve orta parmakla kahve fincanını tutmamak için kulpu kaldırmışlardır. Boşnak kültüründe kahve önemli yer tutar ve odun ateşinde pişirilir. Faşizmde semboller gücü ifade eder. Hitler’in sağ el parmakları bitişik ve açık führer işareti. Ortadoğu islam siyasetinde önemli isimlerden ihvancı Mursi ile Rabia işareti popülerleşti. Şeriat teması güçlü bu işarette baş parmak avuç içnde diğer dört parmak açıktır. Burada Mursi’nin, Mısır 4. cumhurbaşkanı oluşuna vurgu yapıldığı gibi, Rabia’nın İslami gelenekte 4. çocuk oluşuda etkilidir. Orta-yüzük parmakların birleştirilip, başparmak ucuyla temas ettirilmesi işaret ve serçe parmaklarının açılması ile kurt kafasına göndertme de ülkedeki milliyetçilerin sembolü olmuştur. Burada işaret ve serçe parmakları kurdun kulaklarını, diğer üç parmak uçlarının birleştirilmesi ile de ağzı tasvir edilmektedir. Faşizm bir düşünce olmadığı için, akıldan ziyade fiziksel güç gösterisine ihtiyaç duyar her daim. Sembollerini de bu saikten bağımsız düşünmek olası değil. Ama sen gene de gözlerini 26 yıl önce  kan gölüne çevrilen Srebrenica’ya ve Kulpsuz Fincanlar’ya yumma ey yar. Bodrum’dan, Srebrenica’ya aydınlık bir bakış olmak, bu zamanın en erdemli tercihi olsa gerek… Oralardaki Berfo anaların ismi Amina olsa da sonuçta gözyaşının rengi her dilde, her coğrafyada aynıdır. Zulmün acılı rengine; Bodrum’un barış, sevgi, umut kokulu mavisi iyi gelecektir. Yeter ki sen inan buna ve gözlerini kapama…

    Devamını Oku

    Magna Carta.

    Magna Carta.
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    MAGNA CARTA.

    Yeryüzünün en önemli yazılı hukuksal sözleşmelerinden olan “Magna Carta Libertatum”, Türkçe’de “Büyük Özgürlükler Şartı” olarak çeviri karşılığı bulur. Magna Carta İngiltere kralı Yurtsuz John tarafından 1215 yılında icad edilmiştir ve 63 maddeden oluşur. Latince yazılan sözleşmenin 4 nüshası Londra’ki “Biritish Library’de muhafaza edilmektedir. Magna Carta’yı kıymetlendiren sebep kralın kendi isteği ile yetki ve haklarından feragatta bulunmasıdır. Vergi koyma yetkisini dahi devretmiştir kral. Ki o dönem vergi en önemli gelir kalemidir. Magna Carta; Orta Çağ karanlığında hukuku, özgürlükler ile bağlamlamıştır. Daha önemlisi hukuk devletinin mümkün olabilirliğini açığa çıkarmıştır.

     MAGNA CARTA HALEN ÖĞRETİCİDİR.

    Magna Carta 1805 yıl öncesinden bize öğretmeye devam ediyor. 63 Maddenin tamamı aslında bize hasretlik ve ah-vah çektirir özellikler taşıyor. Yazının hacmi tamamını yayınlamama izin vermez. Ama bazı seçtiklerim. 12. Madde: “Kral daha sonra parlamentoya dönüşecek Büyük Konsey’in kararı olmadan zorla askerlik vergisi alamayacaktır.” 8. Madde: “Dul kadınlar ve diğerleri zorla evlendirilemecektir. Çocuk evliliği kesinlikle yasaktır.” 23. Madde: “Angarya yasak ve suçtur.” 38. Madde: “Kimse hakkında yeterli kanıt olmadıkça yargılanamayacaktır.” 39. Madde: (Bak şimdi okur burası çok önemli) “Özgür kişiler ülke kanunlarına göre yasal bir biçimde yargılanıp hüküm giymeden tutuklanayacak,hapsedilemeyecek, mal ve mülkünden mahrum bırakılamayacak, kanun dışı ilan edilemeyecek, sürgün edilemeyecek, hangi biçimde olursa olsun zarara uğratılamayacaktır. (Off off eyy okur. Ben dünyaya neden  1805 yıl geç gelmişim?  Magna Carta’yı okudukça şunu dedim: “Tanrım neydi benim günahım?” Ve “Yurtsuz John ulu tanrı seni kutsasın” dedim). Magna Carta bir anlamda, “İnsan Hakları Sözleşmesidir.”

    BODRUMLU DALAVERA MEHMET…

    Çok avukat arkadaşımın masasının arkasında: “Ne kimsenin kölesi, ne de kimsenin efendisi oluruz” şeklinde bir yazı görürüm.  Çok da hoşuma gider ve manalı gelir. Papua Yeni Gine’de büyük bir hukuk sorunu var. Bodrum’da Dalavera Mehmet’i, Baskın Oran ile tanıdık. Dalavera Mehmet herkesin tanıdığı, elinden her iş gelen Giritli muhteşem bir halk adamı. Bodrumla özdeşleşmiş çok da renkli hikayeleri var. Komik olduğu denli denizle ve doğayla epeyce didişmiştir. Dalavera Mehmet’in isim hikayesi şöyle: İçki alemini oldukça seviyor. Ama klasik tavrı şöyle. Alemin sonuna gelinirken mutfağa yanaşıyor. 2-3 dublede orada çakıyor yangından mal kaçırırcasına. Masaya dönüyor: “Efeler ben bi su dökem gelem. Sonra hesabı ödeyem” der. Ama Dalavera Mehmet’in masaya döndüğü vaki olmamış. Masadakiler Dalavera’nın dönmeyeceğini bilirlermiş ve sempatiyle de bakarlarmış. En son bir lokantacı patlıyor: “Amma  dalaveracısın” diyor. Oradan adı Dalavera Mehmet kalıyor. Papua Yeni Gine yargısı da bana Dalavera Mehmet’i anımsattı. Hesap vakti su dökmeye gidip dönmeyen bir yargı. Hatta Dalavera acele ettiğinden, telaşından dolayı; kaçarken, birazda alkolün etkisi ile sanırım hep pantolonun önünde bir ıslaklık olurmuş. Papua Yeni Gine yargısında da aynı sorun var gibi.

    “HUKUK HERŞEYİN KRALIDIR.”

    Tarihin babası Bodrumlu Heredot  der ki; “Hukuk (Nomos) her şeyin kralıdır. İyi bil ki; hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz. İlahi adalet gereği büyük günahlar, büyük bedeller ödenerek temizlenir.” Yakın zamanda yargı aleminin kralı olan Fetö’cülerin akıbeti bu sözü çok aklıma getirmişti. Evet gerçekten hukuk insanlığın hak arama sevdasıdır. Ama en önemlisi içi ahlakla dolmadığı sürece adil olması güç olsa gerek. Hukuk ve ahlak ilişkisi et-tırnak gibi olsa gerek. Yargıda daha öncesinde yuvalanmış Fetöcüler sanırım adaletle yürümedikleri için tökezleyip düştüler. Adalet hayatın içinde herkese lazımdı, lazım, lazım olacak… İnsan belleği ve tarih asla unutmaz. Bu nedenle Magna Carta sözleşmesini kısa süreliğine de olsa sabote eden 805 yıl öncesinin Kilise’sini ve Papasını tarih ve insanlık halen utançla anımsar. Ve halen seçilen papalar Magna Carta özürü dileyerek göreve başlarlar. Yani 805 yıl önce su dökmeye gitmiş olsalar da, Kilise ve Papa halen Magna Carta’nın hesabını veremiyor. Adalet belleği diri tutar… 400 yıl kadar önce Galieo, “Dünya dönüyor” dediği için Kilise (Engizisyon) Mahkemesi tarafından yargılandı. Yakılmaya, asılmaya kalkıldı. Ağır bedellerde ödedi. Ama işte: Dünya halen dönüyor.    

    Devamını Oku

    Karantinalı Despina…

    Karantinalı Despina…
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Despina’yı Atilla İlhan’ın şiirinden, Timur Selçuk’un bestesinden tanırız. İzmir’in en zengin ailelerinden Uşakazideler’den Muammer bey ile yasak bir ilişki yaşar. Ancak daha sonrasında İzmir’i işgal eden Yunan ordusunun komutanı Miralay Zafiru ile ilişkisi başlar. Muammer bey perişan oluyor doğal olarak. Muammer Bey, Mustafa Kemal’in belalı eşi Latife hanımın da babasıdır. Sonrasında Muammer Bey, Adviye hanım ile evleniyor. Adviye hanımın babası İzmir’de benim üniversite zamanlarımda önemli yer işgal eden “Kızlarağası Hanı’nın sahibi. Ve Muammer Bey ile kızı evlenirken, orayı satıp kızına çeyiz parası yapıyor gelirini. Muammer Bey’in babası Sadık Bey de İzmir’in güçlü tüccarlarındandı. 4000 deve ile taşımacılık yani nakliye işi yapıyor. Göztepe’de Beyaz Köşk’ü vardı. Hatta Nazım Hikmet’in dizelerinde; “‘Bahçesinde ebruli hanımelleri açan’ köşk dediği yer işte burasıydı.

    DESPİNA SOKAĞA ÇIKTIĞINDA DEPREM OLURDU.

    Despina İzmir’de hayata karıştığında kent yıkılırmış. Atilla İlhan bu durumu şiirin şu dizelerinde dillendiriyor. “Bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına, 
    Çıktı mı deprem sanırdın ‘ kara kız ‘ kantosuna 
    Titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan 
    Muammer bey’in gözdesi Karantina’lı Despina.”  
    Fahişeleri severim. Dünyanın en eski mesleğini icra etmektedirler. Onlarda solcuları severler. Çünkü ekseriyetle solcular anlar onları. Üniversiteyi İzmir’de okudum. Ve benim bildiğim 4 tane hikaye vardır. 12 Eylül’de kaçağa düşmüş 4 yoldaşımı İzmir Genelevi’nde çalışan seks hikayeleri emekçisi kadınlar sakladı. Bu yoldaşlarımdan birisi de Bodrum’da yaşayan şu anda inşaat sektörünün önemli isimlerinden işadamıdır. Şu coronalı günlerde esaslı virüslerden birisi de fahişeleri aşağılayan ve gücünü onlar üzerinde sınayan sapkınlıktır. Karantinalı Despina’ların karantinaya alınma ihtiyaçları yok. Yeryüzünün en sıkıntılı, en riskli, en saygın işlerinden birisini yapıyorlar istek ve irade dışı.

    MEFARET HANIM BODRUM’UN ACISIDIR.

    Kütahya-Tavşanlı’dan, 1951’ Bodrum’a gelen, 1954’de de  intihar eden ; “Bodrum Hakimi Mefaret hanım da” bu toprakların Karantinalı Destina’sıdır. Onuru için intihar etti. Bodrum halen Mefaret hanıma ağlar. Halen Bodrum: “Şu Bodrum’un dağlarında ceylanlar dolaşır
    Kara haber Mefaret hanım pek tez ulaşır
    Hakim hanımın memleketi kütahya tavşan
    Hakim hanım sen eyledin bizleri perişan”
     der. Hikayesini Bodrum’un önemli kültür değerlerinden Godeş İbram lakaplı rahmetli amcadan dinlemiştim. Anlatırken gözleri kan çanağıydı. Bodrum’un ruhu ve yüreği halen Mefaret hanım için sızlar. 

    VİRÜS BOŞUNA UĞRAMADI.

    Fahişelerin güzelliği sıradan değildir. Çünkü hayatın en acılı yüzünü onlar gördü. Yüreklerinde kötülük ve leke taşımazlar. Onların karantina ihtiyacı yoktur. Çünkü bağışıklık sistemleri oldukça güçlüdür. Esasen Karantinalı Despina’da da bir ötekileştirme vardır. İzmir’deki Karantina semti daha çok gayri müslümlerim (Yahudilerin, Ermenilerin, Rumların) yaşadığı bir semttir. Burada virüslü bir bakış var. Mutasyona uğratarak hastalıklı bir bakış hakim söz konusu. Mekana dişil bir anlam yükleyerek Şantözlük yapan Destina üzerinden bir tecrit mantığı iz düşürüyor Kanatina’ya. 1922 İzmir yangını hikayesi vardır. Burada bir tarih yanıltması olabilir. O dönem Nurettin Paşa diye bir asker var görev yapan İzmir’de. Onun provakatif işi olduğu iddiaları da oldukça yaygın. Çünkü gayri müslümler can derdine düşmüş kaçıyorlar. Ne ara yakacaklar? İzmir’i  yakan da, Destina üzerinden ötekileştiren de, Bodrum hakimi Mefaret hanımı intihara sürükleyen de aynı zihniyettir. Şimdi virüsün nereden geldiği daha belirgin olsa gerek. Corona boşuna uğramadı buralara. Etme bulma dünyası gibi…

    Devamını Oku

    Coronalı Aşkım…

    Coronalı Aşkım…
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    CORONALI AŞKIM…

    “Biz bir arada olursak dünya yıkılır, yeryüzü virüsle bezenir” demiştim de inanmamıştın. Ama oldu işte. Z raporu okur gibi bir bakan ölü sayısı açıklıyor. Oy yare, oy hevale oldu işte. Sen orada, ben burada. Ne olacak şimdi? Bu akşamda adımız ölüler listesinde yer almayacak. Ama gün be gün ölmüyor muyuz? Virüs herkese eşit davranıyormuş. Zengin, fakir dinlemiyormuş. Yeryüzünün en zengin memleketini de ihmal etmiyormuş. Virüs bizim yüreğimizde. Sevdanın, iyiliğin, devrimin virüsünü taşıdık. Virüs aşktır. Hazreti Ali’dir. Aşkın virüsünü dağıtacağız yeryüzü coğrafyasına. Corona utanır virüslüğünden vicdana gelir. Bu aşk, virüsü ikna eder. İnsanlık diz çöker. Gene o bakan çıktı ve Z raporu okuyor lov lov sevdam derken ben…Bu derdime derman ol aşk. Coronalı yarim benim. Virüs sarsın yeryüzünü. Seni sevmekse; en muhteşem uğraşım olsun…

    SANA TUTUNARAK YAŞAMAK.

    Ben sana tutunarak yaşadım. Hani o bakışın var ya… O olmazsa savrulurum. Yürek kendisini yürekte tanır. Çiçeği sulamak gerek. Fesleğen kokusunu teneffüs etmek gerek. Ölmedim, ölmedik ey yar. Bizi virüs besliyor galiba aşk. Ağladıkça yaşayacağız. Afrika’daki çocuk beslenecek virüsümüzden. Kavgaya duadır virüs. Aç ellerini sevdamıza aşkım. O çocuğun senin sıcaklığına ihtiyacı var. Coronalı yarim unutma; göz yaşımın düştüğü her yerde sen varsın. Hadi iyi bir iş yapalım. Aşkın virüsünü dağıtalım. Mapusta yalnız bırakmadın. Kavgada yalnız bırakmadın. Şimdi sensiz bir zaman yaşıyorum. Olsun! De ki; volta atıyorum mapusta. Sende boynuna onur nişanı olarak taşırsın her adımımı. Bu sana utanmayacağın bir hediyem olur.

    VİRÜSE DUA ETMEK GEREK.

    Kübalı doktorları unutmak ne mümkün. Yeryüzü sosyalizme döndü yüzünü. Corona seni bana getirdi. Virüse dua etmek gerek. Bodrumlu turizmciler 3 dolar peşinde olsa da; sen virüsten duacı ol aşkım… Bakir koylar seni bekler. Sırtımızı bir kayaya dayalayayım. Sepet atalım bir koya. Çıkan balıkları ayıklayalım mı? Z raporu gene aşkım. Ama sen ağlama ne olur? Sen ağlarsan ben karanlıkta kalırım. Kavga benim hayatımda var. Denizler yoldaşın olsun. “Deniz üstü köpürür. Heyecanım. Canım.”

    BU AŞK YERYÜZÜNE İYİ GELECEK.

    Coronalı yarim; üzülme. Bodrum öksüz kalır sen üzülürsen. Bu aşk yeryüzüne iyi gelecek. Bakanın Z raporu boşa çıkacak inan buna. Aşkın virüsü dağılacak her yeryüzü noktasına. İçimizdeki her yer bu virüse boyun eğecek. İçimizde bir ışık yanacak. Bizlerde o ışıkla yön bulacağız. Ve ne zaman göz bebeklerine baksam derin bir nehir akar yer yüzünde. Ölüm vız gelir. Işık deyince öğretmenlerim gelir aklıma. Adaşım, bana okumayı öğreten Ayhan hocam mesela. Kaşkarlı, (Sarı Ceset) Mehmet hocam… TÖB-DER’li müdürüm Mehmet Kıray. Devrimci oluşumda emeği yok sayılmayacak Hüseyin Anıl. Ama “yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar be yar.” Esaslı virüs rantta. Virüsü yükseklerde yok etmek gerek.

    İYİ Kİ; VİRÜSÜMSÜN.

    Kalbin kalbime saplanıyor. Korkun geri çekilince mutluyum aşk. Bu aşk bu virüsü dağıtır. Z raporu okutmaz. İyi ki; virüsüm olmuşsun. “Sol yanımdan kurşun yedim. Eğildim kaldım.” Yörük Ali’yi sevmek gerek mesela. Coronalı aşkım ben seni  virüslü halinle sevdim. Yüreğimde virüs olmaya devam et. Z raporların kayıt dahilinde…  Evde kalmak zorlu bir iş. Buluşmak için, çırpındığın bugünleri yok sayamam. Coronalı aşk hiçbir rapora sığmaz. Hep politik cinayetler niçin faşistlere dairdir? Çünkü onlar hep arkadan vurdular aşk… Biz hep: “Seni halk adına ölüme mahkum ediyorum” dedik göz bebeğine bakarak.

    AŞK DOĞUŞTANDIR.

    Güvercin boynundaki halka aşk zinciridir. Ölüm de ayrılığın kardeşidir. Z raporuna sığmaz ayrılık. Sokakta da yer bulmaz. Güvercini kursağından öpmek gerek. İyi ki; aşkın virüsü sende. İyi ki; bu aşk bulaşmış bana. Ben seni maviliklerde sevdim. Aşkın faşisti olmam. Göz bebeklerine bakarak; “Seni hep seveceğim” derim. İyi ki; virüsümsün. Bu derde düşen, bu acıdan kurtulmak istemez. Aşk doğuştandır bilesin… Ben senden vaz caymam. Seni yıldızlara anlattığımda yağmur yağdı bilesin. Her geceye anlatışımda ise gün doğdu. Aşkın virüsü asla geçmez.

    Devamını Oku

    Sperrmüllentsorgung Berlin

    İstanbul escort Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Mecidiyeköy escort Fatih escort Fındıkzade escort Çapa escort Şirinevler escort Avcılar escort Beylikdüzü escort Halkalı escort Bahçeşehir escort Bakırköy escort escort service berlin abu dhabi escorts porno izle seks hikayeleri sex hikayeleri Facebook link kısaltmak

    hiltonbet

    superbahis safirbet polobet maltcasino interbahis grandbetting dinamobet celtabet aresbet asyabahis betnano casinomaxi casinometropol galabet jojobet marsbahis mroyun perabet imajbet betmarino verabet holiganbet meritroyalbet trendbet

    mobilbahis

    lunabet

    youwin

    hepsibahis

    grandpashabet

    tempobet

    marsbahis

    pokerklas

    meritking

    kayseri escort