Bodrum Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bodrum 29°C
Az Bulutlu

    EVREN’İN GÖLGESİNDE BİR EYLÜL

    12.09.2020
    A+
    A-
    12 Eylül sabahı TRT radyosunda önce istiklal marşı çalındı, bunda garip bir durum yoktu ama sonrasında çalınan Harbiye Marşı bir şeylerin olacağının ilk sinyalleriydi..
    Beklenen olmuş Dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi bildirisiyle darbe resmen başlamıştı..
    İlk yaptıkları TBMM’sini lağvetmek oldu. Sonrasında bütün siyasi partileri kapatıp, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan’ı sürgüne gönderip, siyasi yasaklar getirdiler..
    Peki gerekçeleri neydi?
    Ülkede yaşanan siyasi cinayetler, işsizlik, kıtlık, dış ticaret açığı, döviz artışı ve en önemlisi de Necmettin Erbakan önderliginde yapılan Kudüs Mitingi olarak gösteriliyordu..
    Gerekçeler bunlardı ama gerçek çok farklıydı…
    Amerika Birleşik Devletleri Dünya’nın her tarafında sağ hükümetleri iş başına getirmek istiyordu ama Türkiye’de hiç olmadığı kadar sol hareketliydi. Öğrencilerin ve işçilerin sesi çok gür ve bir ağızdan çıkıyordu. Okullarda Amerika karşıtı gösteriler oluyor, fabrikalarda grevler başlamıştı. Türk Milletti’nin büyük bir kısmı uykudan uyanmış, toplumsal bir haykırış yükselmişti. Belkide Komünizm’in ayak sesleriydi bunlar…
    Amerika elbette buna göz yumamaz dı..
    Zaten 1979’da İran’da İslam Devriminin gerçekleşmesi ve akabinde Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgal etmesi, Amerika’nın Türkiye’yi kontrol altına almak istemesi için ciddi sebeplerdi…
    Uzun uğraşlar, kirli oyunlar sonuç vermiş Amerika istediğini yapmıştı, üstelik kardeşi kardeşe vurdurarak başarmışlardı bunu..
    Hayal edilmesi imkansız acılar yaşandı..
    60 bin’den fazla insan gözaltına alındı. Yüzlerce insan gözaltında işkenceden öldü. Binlerce öğretmen görevden alındı, yine binlerce öğrenci okuldan atıldı. 40 binden fazla işçi işten atıldı. Binlerce öğretim görevlisi görevden alındı. Milyonlarca insan fişlendi. Binlerce film, yüzlerce kitap sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 50 kişi idam edildi, bunların arasında en acıklı olanı da iki defa yargıtaydan dönmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyinin kararıyla yaşı büyütülüp öldürülen 17 yaşındaki Erdal Eren’dir..
    Erdal Eren’in idamıyla ilgili Evren’in söyledikleri insanlığın bitişi gibiydi, o cümleler asla unutulmadı..
    ” Asmayalım da besleyelim mi ?”
    Evet Erdal idam edildi ama birçok anne baba çocuklarına Erdal ismini koydular, yani aslında onu öldürmeyi başaramamıştı lar..
    Bu arada sadece sol görüşlü gençler idam edilmedi, ülkücü gençlerden de idam edilenler oldu, Mustafa Pehlivanoğlu gibi…
    Aslında iki tarafında ortak dertleri vatandı ama senaryo çoktan yazılmıştı, üstelik ne yönetmen burday dı ne senarist, onlar Amerika’dan bu filmi izliyorlardı. Senaryo’ya göre kardeş kardeşe düşman olacak, bir tarafa ülkücüler diğer tarafa da komünistler denilecekti, motor denince olaylar başlayacaktı, zaten öyle de olmuştu.
    12 eylül çok şeye mal oldu…
    O gün devletin bu çirkin tarafını gören çok insan dağa çıktı, bunların arasında okuldan uzaklaştırılan öğrencilerde vardı, çoğu kürt bile değillerdi…
    Yani Amerika, Kenan Evren önderliğindeki birkaç hainle bir ülkeyi tek mermi atmadan kuşatmış, en az 70 milyar dolar zarara uğratmış, hafızalarda asla kapatılamayacak yaralar açmış, ayrıca ülkenin başına terör diye bir belayı da musallat etmişti…
    Unutmadan ilave edeyim…
    Bu Amerikan uşakları yani darbeyi yapanlar; ileride yargılamamaları için kendilerini Anayasanın 15. Maddesinde koruma altına almışlardı. Sadece bu bile yaptıklarının uzaktan kumandalı olduğunun net olarak göstergesidir….
    Evren konseyini koruma altına alan 15. Madde, geçte olsa 12 eylül 2010’daki referandumdan sonra kaldırıldı. Evren ve diğer konsey üyeleri hakkında gecikmeli de olsa davalar açıldı ve neticesinde, Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya müebbet hapis cezasına çarptırıldılar..
    Dava devam ederken ikisi 2015 yılında öldüler ama sebep oldukları acılar hep yaşayacaktır..
    Aslında son için ağır cümleler hazırlamıştım ama ne yazsam hafif kalacak o yüzden sadece diyorum ki;
    En kötü sivil yönetimler bile askeri yönetimlerden iyidir…
    YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
    Bodrum Haber