trendbet mrcasino

DOLAR 9,26200.91%
EURO 10,79210.69%
ALTIN 525,89-0,78
BITCOIN 5679880,38%
Muğla
15°

PARÇALI AZ BULUTLU

18:28

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Yüksel Doğangün

Yüksel Doğangün

01 Ağustos 2021 Pazar

    SEN YANMA BEN YANAYIM BODRUM

    SEN YANMA BEN YANAYIM BODRUM
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bodrum başka bir dünyadır be..

    Tamam biraz kendini beğenmişliği vardır, eğlenceyi de çok seviyor doğrudur, uçarı kaçarıdır hatta ama yine de çok başkadır..
    Mesela kimin nereli olduğuna asla bakmaz. Kimin oğlusun, kimin kızısın, geçmişin nedir, ne iş yaparsın falan filan diye de sormaz. Herkese eşit davranır.

    Bence kesin komünist’tir bu Bodrum..

    Kimsenin kimliğine bakmamıştır, öyle güzel açıyor ki kollarını herkese, hayran kalırsın.
    Diyarbakırlıyı da kucaklıyor, Sivaslıyı da, Trabzonluyu da, Kayseriliyi de, Konyalıyı da, üstelik aralarında en ufak ayırım bile yapmıyor..

    Bu kadar da adildir..

    Öyle Avrupa-i merakı veya özentisi de yoktur Mesela hala sokak aralarında mevlütler verilir. Çiftlerin nişanları yapılır, klasik plastik beyaz sandalyelerle. Belli aylarda, günler de komşular arasında helva, lokma tabakları gelir gider, getirenlerin güler yüzleri tabakların üstünü kirlenmesin diye örtmüş şekilde. Belediye ölen büyükleri anons yapar, mahalleli toplanıp taziyeye falan giderler yani.

    Bakmayın yazları gelen şımarık, zengin, görgüsüz insanlara, kendi halinde mütevazi, güzel bir köy gibidir aslında.

    Tamam bikinilidir, mayoludur ama çokta gelenekçidir.

    Sahilleri, sokakları, caddeleri yarı çıplak gezen kadınlarla doludur ama kimseye yan gözle bakmaz bodrum.

    Böyle de harbi delikanlıdır Bodrum..

    Bodrum’da sapıtanları mı soruyorsunuz ?
    Emin olun onlar birkaç günlüğüne gelenlerdir. Bodrumun insanı fazla geniş değillerdir emin olun.

    Arları da vardır, damarları da.

    Çok kişiye analık, babalık yapmıştır Bodrum.

    Mesela bana..

    Anamdan babamdan çok onun emeği vardır üstümde. Sadece bana karşı da böyle değil, çok yetime, öksüze, şansıza, bahtsıza böyledir.
    Yahu zeki Müren’i insanlar gizli gizli severken, o gel bana doğru diye ona kucak açmış, hatta ona paşam demiştir.
    Yıllardır her bayram onun elini öperim mesela. Tamam biraz cimridir ama o kadar da olsun, sonuçta sadece birkaç ay geliri var. Belki de bu yüzdendir eli biraz sıkıdır..

    Gelmiş geçmiş en iyi anadır, en iyi babadır Bodrum..

    Sonra hayvanların en çok özgür olduğu yerdir Bodrum. Bir restauranta yemek yerken muhakkak tabağınıza uzanan bir kedi olur mesela. Mekan sahipleri kovmazlar onları, hatta kovanları bile kovarlar. Onlar bodrumun olmazsa olmazlarıdır. Masada yalnızsanız üzülmeyin, emin olun size en az bir kedi muhakkak eşlik edecektir.

    Sezen şarkısında ”Bir kedim bile yok ”diyor ya, emin olun Bodrum’dan bahsetmiyor. Burada en kötü ihtimalle bir kediniz muhakkak vardır..

    Çok kalabalık oldu bu ara, biliyorum o da mutsuz bu durumdan ama ne yapsın. Sonuçta Mevlana gibi, ne olursan ol gel dersen olacağı buydu. Kimseye gelme diyemiyor galiba, oldukça yumuşaktır yüzü..

    Keşke tek derdi bu olsaydı ama değil. Bu ara ateşe veriyorlar onu. Ulan insan olan kıyar mı lan böyle bir güzelliğe. Kime ne kötülüğü olmuş lan Bodrum’un ?

    Bugün ülkede doktor, öğretmen, hakim, savcı, mühendis olan bir sürü insan, muhakkak öğrencilik yıllarında yazları gelip onun kollarına bırakmışlardır kendilerini. O da onlara iş verip hadi harçlıklarınızı çıkarın demiştir.

    Yani memlekette çok fazla insanın üstünde emeği vardır.

    Bu nankörlük ona nasıl yapıldı anlamıyorum. Gerçi insanoğlu denen canlı nankör abi, yaparlar.

    Sen yanarken içim sızladı, hem de senin gibi cayır cayır. Biliyorsun covid olmuştum ondan gelemedim yardımına. Bende çok emeğin var, ne olur beni affet…

    Devamını Oku

    GÖÇMENLER

    GÖÇMENLER
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Nerede doğdunuz?

    Mardin, Tunceli, Diyarbakır, Urfa, Konya, Sivas, Trabzon, Siirt, Kayseri, Yozgat, Bursa ?

    Peki neredesiniz şu an?

    Almanya, İsviçre, Fransa, Bodrum, Ankara, İzmir, İstanbul?

    Neden ayrıldınız peki doğduğunuz topraklardan?

    Tercih mi ettiniz yoksa mecbur mu kaldınız?

    Muhtemelen daha iyi beslenmek, daha iyi giyinmek ve daha iyi şartlarda yaşamak için ayrılmış olmalısınız..

    Peki bu durumda neden empati kurmakta zorlanıyorsunuz?

    Oysa göçmenleri en iyi sizin anlamanız gerekmez mi?

    Sonuçta sizler de göçmen değil misiniz?

    Üstelik ülkemizde ki yabancı göçmenlerin geldikleri topraklarda yıllardır savaşlar var?

    Bu arada hiç savaş gördünüz mü?

    Yani evlerinize hiç bombalar yağdı mı?

    Gözünüzün önünde sevdiğiniz biri öldürüldü mü?

    Mesela en küçük kardeşiniz havadan atılan bombalardan korkup size sarıldı mı?

    Ya da bacağı koptu mu bir şarapnel parçasıyla?

    Abiii veya babaa diye bağırdı mı?

    Ya da kız kardeşinize ülkeyi kuşatan yabancı askerler dadandılar mı, gözünüzün önünde ona tecavüz ettiler mi?

    Peki annenize laf attılar mı?

    Ya da babanızı evden alıp hiçbir şey söylemeden götürüp bir yerde kafasına sıktılar mı?

    Veya sabah uyandığınızda işyeriniz bombalandı mı?

    Eviniz yerle bir oldu mu?

    Bir gün önce zengin iken, ertesi gün meteliksiz kaldınız mı?

    Size ait ne varsa harabeye döndü mü hiç?

    Pardon siz kahramandınız değil mi ?

    Her ne olursa olsun korkmuyordunuz doğru mu?

    Peki emin misiniz ?

    Madem korkusuzsunuz, neden iş yerinizde ki patronunuzdan, amirinizden korkuyorsunuz?

    Ya da neden siyasetçileri eleştirirken eliniz, ayağınız titriyor ?

    Sokak ortasında kadınlara şiddet uygulayan erkeklere neden bulaşmıyorsunuz?

    Sizden daha güçlü biriyle neden kavga etmiyorsunuz?

    Kavga ederken bile neden sizden muhtemelen güçsüz birini seçiyorsunuz?

    Mahkemeye çıkarken neden elleriniz önünüzde saygılı bir şekilde bekliyorsunuz ?

    Neden 50 liralık elektrik faturası kullanıp 350 lira ödüyorsunuz?

    Veya neden 20 liralık su tüketip 120 lira veriyorsunuz?

    Hani kahramandınız ?

    Gördüğünüz gibi pek de cesur veya kahraman değilmişsiniz.

    Üstelik farkında mısınız ortada bir savaş falan da yok ama yine de korkuyorsunuz….!

    Üstelik hakkınızı aramaktan korkacak kadar korkaksınız…!

    En son ne zaman cesur oldunuz?

    Neye, kime isyan ettiniz en son?

    Doğduğunuzdan beri herkesi idare etmiyor musunuz?

    Nedir o zaman bu rambo tavırlarınız?

    Bu arada askerlik dışında elinize hiç silah aldınız mı?

    Nedir o zaman bu makineli halleriniz?

    Hayatınızın her döneminde sömürüldünüz, ezildiniz, aşağılandınız. Hiç birine sesiniz çıkmadı da, konu göçmenlere gelince mi kahraman oluyorsunuz ?

    Hadi canım oradan…..!

    Hepimiz göçmeniz bu hayatta, yarın hiç birimizin ne olacağı belli olmaz.

    Iraklılar yıllar önce para ile oynuyorlardı. Lübnanlılar zaten köşeliklerdi. Suriyeliler zaten en eski medeniyetlerdendirler, hepsinin hali vakti yerindeydi ama şimdi ne haldeler görüyorsunuz.

    Bu yüzden bize birşey olmaz demeyin…!

    Emin olun insanları sınadığınız yerden siz de illaki sınanırsınız.

    Bu arada dünyanın birçok ülkesinde aileleriniz, akrabalarınız var değil mi?

    Hani çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamak için tırların arkasına binip kaçak yollarla Avrupa’ya gidenlerden bahsediyorum.

    Onların ki çocukta bunların ki değil mi?

    Bu insanlarında çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlama hakları yok mu?

    Yoksa o hakkı da mı aldınız onlardan ?

    Ayrıca göçmenlerin yaşadıkları evleri gördünüz mü hiç?

    Peki hangi işlerde ve şartlarda çalıştıklarını ?

    Ya kaç paraya çalıştıklarını biliyor musunuz?

    Bence bilmeyin daha iyi….

    Tek ihtiyacımız olan şey biraz empati.

    Korkmayın bedava ve üstelik vergisi falan da yok…

    Devamını Oku

    15 TEMMUZ

    15 TEMMUZ
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Hemen hemen her konuda olduğu gibi, 15 Temmuz konusunda da toplum kutuplara ayrılmış veya ayırılmış durumda.
    Herkes doğruları, yanlışları, kafalara sokulan yeni soruları, ortadan kaldırdığı sorunları görmeden kendi politik taraf ve algısına göre yorum yapıyor.

    Tamam anlıyorum. Herkesin kafası bedeninin tepesinde ama bazılarının ki ayakları altında sanki. Yorumlar, mantıktan, sağduyudan ve vicdandan oldukça yoksun..

    Gerek taraf, gerekse karşı olsun, içinde mantık barındıran her düşünceye saygım var ama bazılarında ikisi de yok gibi.

    Örneğin;
    Kimileri 15 Temmuz’u diğer resmi bayramlarla kıyaslayıp, benim bayramım bunlardır, ben iplemem böyle bir tatil, bayram falan diyorlar.

    Diğer bir kesim; Ulan bayram dediğiniz şey de, altında tank, uçak olduğu halde, halkına kıyamayıp teslim olan askerlerinizi öldürdünüz diyorlar.

    Başkaları, herşeyi muhteşem zat planladı, gündüz oynanan bir tiyatroydu yaşananlar, izledikleriniz falan diyorlar.
    Diğerleri; Yav biz de askerlik yaptık. Böyle darbe mi olur. Bizim taburda ki uzman çavuşla ikimiz darbe planlasaydık daha planlı yapardık diyenler de var.
    Bazi uçuklar da, gelmiş geçmiş en büyük destan diye abartıkça abartıyorlar.

    Diyorlar da diyorlar işte…!

    Hepsinin kısmen, sağdan, soldan, oradan, buradan haklılık payları var.

    Fakat, lakin, ama hatta hepsinin birden, unuttukları birkaç şey var !
    O gece insanlar öldü, hem de çocuğundan gencine, kadınından yaşlısına. Üstelik çoğu bile bile ölüme gittiler.

    Bile bile ölüme gittiniz mi hiç ?

    Sevdiklerinizi, yani severek evlendiğiniz eşinizi, gece uykularınızı bölüp büyüttüğünüz, üstüne titrediğiniz çocuklarınızı, kötü günler için biriktirdiğiniz paranızı, evinizi, bahçedeki çiçeklerinizi, varsa kedinizi, köpeğinizi, ağaçları, kuşları, denizleri, çayı, kahveyi, aşkı, hasreti, bugünleri, yarınları bırakıp, ölüme sırf vatan elden gidiyor diye gitmek anlamlı olsa gerek be..

    Hemde çok anlamlı olsa gerek…!

    Hadi geçtim siyasi boyutunu falanı filanı.
    Yoksa benim de muhalefetinden, iktidarına, hiç birine inancım asla yok ama sokağa çıkan insanlara, direnen askerlere, polislere, vatandaşlara kıyamayıp teslim olan erlere saygım var. Belki de öldürüleceklerini bile bile teslim oldular. Daha yirmili yaşlarda olan, o toy, acemi, kandırılmış ve zaten emir kulu olan askerlerin yaptığı da saygıya değerdir. Eğer o gençler vicdanlarının sesini dinlememiş olsalardı o gece kan gölüne dönerdi her yer. Telafisi asla mümkün olmayacak şeyler olurdu.

    Açıkçası kurşunlara hedef olan masum halka ne kadar üzüdüysem, o acemi erlere yapılanlara da o kadar üzüldüm.

    İki tarafa da yapılanlar oldukça düşündürücü ve acımasızcaydı. Vicdanlarda çok fazlaca cevabı verilemeyen sorular kaldı.

    Açıkçası 15 Temmuz, başlangıcından bitişine, sonrasında yapılanlara ve yapılamayanlara baktığımızda çok fazlaca soru ve sorun barındırıyor içinde ama herşeye rağmen altı çizilmesi gereken önemli hususlarda var.

    Bu toplum darbelerden çok çekti. Derinlerde kalan çok yara var darbelerin sebep olduğu. Onlara karşı birikmiş bir öfke vardı. Halk dayanamayıp bütün darbecilere birden nefretini kustu.

    Yüzyıllık bir nefretin patlamasıydı belki de bu. Yani aslında halk siyasi otoriteye sahip çıkmaktan ziyade, darbelere olan karşıtlığını gösterdi. İktidar her ne kadar bunu kendilerine karşı yapılmış bir sevgi gösterisi olarak görse de, gösterse de durum aslında öyle değil.

    İster politikacılar planlasın, ister başka birileri. O tarafından ziyade değerli bulduğum tarafı, darbeci zihniyetin bu ülkeden sonsuza dek def edildiğidir.
    Bu topraklarda bir daha kimsenin kolay kolay darbelere kalkışamayacağıdır..

    Ülkede ki kirli siyaset ve oldukça pislenmiş siyasetçilerin yine en ufak bir yara almamaları tabi ki hepimizi üzmüştür. Sonuçta en taraf holigan bile bilir ki siyasetin içinde destek olmadan böyle bir şey olması mümkün değildi. Zaten bunlara da alıştık, alıştırıldık.

    Bu ülkede her şey olur ama siyasetçilere asla bir şey olmaz. Bunun yüzsüz, arsız örneklerini defalarca yaşayıp, izleyip gördük..

    Aslında vatandaşların tepkisi de bunadır. Mevzu, konu ne olursa olsun bu ülkede bir siyasetçinin hesap verildiği görülmedi. Hele iktidar kanadın da teşebbüsü bile olmadı, muhtemelen bundan sonra da olmayacaktır..

    15 Temmuz’u hatırlarken unutulmaması gereken çok fazla şey var. Yazarak sığdıramam buraya ama tek bir şey yazıp içine çok şey sığdırabilirim.

    Siyasi otoritenin doğruları, yanlışları, sevgisi veya nefreti, mantığımızın, düşüncelerimizin, doğrularımızın önüne geçmesine izin vermemeliyiz diye düşünüyorum.

    Herkes gibi onlar da eleştirilmeli, sorgulanmalı. Yaptıkları ve yapmadıkları konusunda hesap sorulmalı.
    Eğer onlar hep dokunulmaz olmaya devam ederlerse, dokunululanlar sadece masumlar ve güçsüzler olurlar. Hep olduğu gibi…..

    Devamını Oku

    SADECE KRAL DEĞİL ÜLKE DE ÇIPLAK

    SADECE KRAL DEĞİL ÜLKE DE ÇIPLAK
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ülkemizin geçim kaynaklarına baktığımızda bunların sırasıyla, tarım, hayvancılık ve turizm olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten ilköğretim yıllarımızda ders kitaplarında da böyle öğrettiler bize. Özellikle tek tek vurguladım ki, konunun devamında durum gerçekten öyle mi, değil mi birlikte anlamaya çalışalım istedim..

    Aylardan temmuz ve ikinci haftasına girdik.

    Bugün halk pazarı denilen, yani fiyatların biraz daha uygun olduğu yerlerden birine gidip alışveriş yaptım. Aylardan temmuz, yani tarımda hasat döneminin en çok olduğu aydayız. Buna rağmen bir tarım ülkesinde, üstelik temmuz ayında, 1 kg salatalık, 1 kg domates 8 /10 lira arası olur mu?

    Peki 1 kg eriğin 35/40 lira olması mantıklı mı?

    En ucuz meyve fiyatı bile 15/20 liradan başlıyor. Hasat döneminde fiyatlar böyleyse, kışın fiyatlar nasıl olur tahmin edin diyeceğim ama hepiniz zaten biliyorsunuz..

    Neyse bu burda dursun, sonra belki tekrar uğrarız konuya !

    Hayvancılığın olduğu bir ülkede 1 kg et 100 lira olur mu?

    Üstelik bu da hayvanın en lezzetli yeri değil, yoksa fiyat 150 /200 liraya kadar çıkıyor. Temel geçim kaynaklarımızdan biri hayvancılık ama halkın çoğu et bile alamayacak durumdalar?

    Herkes en az birgün et yesin diye ülke de bayram bile yapılıyor. Durum o derece vahim yani..

    Temel bir besin maddesinin fiyatı, altın fiyatıyla yarışıyor.

    Bu işte bir yanlışlık ve birkaç saçmalık sizce de yok mudur ?

    Nasıl bir geçim kaynağıymış böyle bu?

    Hepsini başka ülkelerden alsak, en fazla bu kadar pahalı olurdu zaten.

    Gelelim Turizm’e !

    Ülkenin en büyük kanayan yarası olduğu, siyasi holiganlar hariç geriye kalan herkes tarafından kabul edilir diye düşünüyorum. Yeryüzünde Tanrı’nın lütfuna uğramış en güzel topraklardan birinde yaşıyoruz. Üstelik 4 mevsim gibi çok ciddi bir avantajımız var. Artık gerçekten 4 mevsim mi o da tartışmaya açık ama şimdilik tartışmadan geçelim bu bölümü de..

    Turizm’in ana unsurları nelerdir, yani para bu işte nerden ve nasıl dönüyor?

    Tarihi ve turistik yerler. İklimsel özelliklere bağlı olarak deniz turizmi. Alkol ve eğlence zaten bu sektörün tartışmasız en büyük pastası.
    Peki tek tek bu bu unsurları da inceleyelim.

    Mesela tarihi yerlerimiz ne durumda ?

    Çoğu viraneye dönmüş. Sokaklarda yaşayan kimsesizlerin konaklama yerleri olmuş haldeler. Restorasyonu yapılan birkaç yer oldu ama keşke hiç yapılmasaydı. İçine ettiler nereye dokundularsa. Birkaç bin yıllık tarihi yerleri modern binalara çevirdiler. Bu konuda dünya genelinde en yeteneksiz toplumlardan biriyiz. Restorasyondan anladığımız şey, yeni görünmesini sağlamak. Şaka gibi….
    Diğer taraftan deniz için ülkemizi tercih edenlere yönelik yaptığımız katliamlar var. Güzelim sahillerimizi öyle bir hale getirdiler ki her taraf şişko üçkağıtçılar ve onların kravatlı politik elemanları tarafından gizli saklı paylaşılmış. Sahillerin çoğu çıplak artık. Sırtlarında ne bir orman kaldı, nede bir yeşillik. Her yeri peşkeş çektiler, ateşe verip kendi aralarında paylaştılar. Sırtı olmayan bir insan ne kadar garip gelecekse, sırtı olmayan bir sahilde öyle gelir. Kirlilikten, sahillere serpilen, yapay kum görünümlü zehirden bahsetmiyorum bile.

    Alkol mevzusu zaten tam tez konusu

    Bırakın dünya genelinde, uzayda bile bizden daha yüksek ücretlere alkol tüketen yoktur. Öyle ki bazen bir yıl içinde 5 defa zam geldiği bile oluyor. Memleketin kasasında para azaldıkça kırbacı vuruyorlar alkol içenlere..

    İşte şimdi geldik bu toprakların en günahkar elemanı müziğe !

    Yıl 2021 ama hala din boyutundan dinlenilmesi helal midir, haram mıdır o bile tartışılıyor. Bu kadar durum vahim. Böyle bir ülkede müzikten beslenenlere acımamak gerçekten elde değil. Konu ne olursa olsun hep ilk müzik susmalı. Mevzu ne olursa olsun ilk onlar göze batıyorlar. Yahu alt tarafı müzik bu. Nedir şarkılara, türkülere yüklediğiniz bu notasız, detone misyon ?

    Gördüğünüz gibi konuyu nerden tutarsak tutalım elimizde kalıyor. Bunca şeye rağmen hala bu memlekette bu işlerden para kazanılıyorsa, emin olun ki bu sadece kişisel çaba ve beceriden kaynaklanıyor. Yoksa tarımdan da, hayvancılıktan da, turizmden de para kazanmak çok zor.

    Öyle politik bir düzen var ki, insanlar para kazansınlar diye değil, kazanmasınlar diye uğraşıyorlar.

    Valla bunca engele, bunca siyasi beceriksizliğe rağmen ayakta kalan kim varsa helal olsun..

    Devamını Oku

    BABALAR SESSİZ SEVERLER

    BABALAR SESSİZ SEVERLER
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Baba olmak biyolojik olarak kolay görünse de, ki aslında biyolojk olarak gerçekten öyle ama sonrası sandığınızdan da çok zor..

    Süslü müslü perdelerin olmadığı, kimsenin kimseye acımadığı, güçlülerin zayıfları ezdiği, insanların birbirlerini sömürmek için yarıştıkları, acımasız hayatın pencerelerden görünen tarafında, savaşanlar genelde hep onlar oldukları için, çocukları buna hazırlamakta onlara düşüyor.

    Sırf bu yüzden anlaşılmıyorlar, sevilmiyorlar, değerleri baba olunca belki, öldükten sonra ancak anlaşılabiliyor.

    Onlar bunu bile bile, çocukların onlardan uzaklaştıklarını göre göre bunu yapmaya devam ediyorlar.
    Bu ne büyük bir fedakarlık aslında.

    Sevgiden herkes feragat etmeyi beceremez. Bu çok ulvi bir davranıştır aslında.

    Zaten babalar çocukları söz konusu olduklarında, tezavhürata gerek duymazlar. Daha yalın yaşarlar sevgilerini.
    Gösterişsiz, alkışsız, slogansız, sessiz… !
    Anneler her şeyde olduğu gibi, sevgide de gösterişi severler.

    Babalar iz bırakmadan severken, anneler her öpücüğe bir iz bırakırlar.
    Bu yüzden çocuklar genellikle babalarının onları sevmediklerini düşünürler.

    Babalar çocuklarının da kendileri gibi hazırlıksız hayata atılmalarını istemediklerinden, ki zorluğunu kendileri yaşayıp gördüklerindendir bu, onları güçlü bireyler yapmak için her şeyi deniyorlar.

    Hayat onları ezmesin diye önce kendileri eziyorlar çocuklarını.

    Bunu yaparken eminim ki canları acıyordur ama en azından hayat, insanlar, şartlar, onların canını acıtmasın diye, çabuk pes etmesinler diye bunu yapmayı sürdürüyorlar..

    Anneler babalar kadar dışarıdaki hayatın acımasızlığını bilmedikleri için, daha yumuşak oluyorlar çocuklara karşı.

    Anneler sanıyorlar ki dışarıda da hayat evde ki gibi ama değildir tabi ki.

    Bu yüzden anneler daha anlayışlı olurlar çocuklarına, babalara göre.

    Babalar yasaklar, anneler yasakları kaldırırlar. Babalar yok der, anneler var der, babalar olmaz der, anneler olur der. Babalar eğitmeye çalışırken, anneler genelde şımartırlar çocuklarını..

    Tabi nerden bilsin güzel anneler, hayatın şımarıklara karşı çok acımasız olduğunu. Yaşları kaç olursa olsun illa terbiye edeceğini…!!

    Babalar insanlarla mesafeli olmanın faydalarını iyi bildiklerinden, çocuklarına bunu öğretmek için ilk kendileri onlara karşı mesafeli olurlar. Çocuklarının hayatta istedikleri herşeye sahip olamayacaklarını bildikleri için, onların her istediklerini yapmazlar. Sırf bunu öğretmek için bazen yapabileceklerini bile yapmazlar. Kontrolsüz özgürlüğün dramatik sonuçlarını bildikleri için, çocuklarının özgürlük alanlarını daraltırlar. Belki bunları söylem olarak anlatmayı çoğu zaman beceremediklerinden veya işe yaramayacağını düşündüklerinden, davranışlarıyla bunu yapmaya çalışırlar..

    Babalar aslında söylemlerin pek etkili olmadığını kendilerinden biliyorlar. Bu yüzden diğer yolu tercih edip, babalarının da onlara yaptığı gibi davranışlarla bu dersleri veriyorlar..

    Hayatın genelinde hep olduğu gibi burda da ders verenler pek sevilmezler, çünkü insanoğlu öğrenmekten çok öğretmeyi seviyor. Bu özellik bütün canlılar içinde sadece insanlara has bir özelliktir. Üstelik yaş kaç olursa olsun genelde bu pek değişmez.

    Babalar genellikle öldükten sonra anlaşılırlar. Yaşarken anlaşılan çok az baba vardır. Zaten bu yüzdendir her evladın baba yarası illaki vardır.
    Sebebi budur işte.

    Ders ancak anlaşılmıştır çünkü…!

    Devamını Oku

    Sperrmüllentsorgung Berlin

    İstanbul escort Ataşehir escort Pendik escort Kartal escort Ümraniye escort Kadıköy escort Anadolu yakası escort Avrupa yakası escort Mecidiyeköy escort Fatih escort Fındıkzade escort Çapa escort Şirinevler escort Avcılar escort Beylikdüzü escort Halkalı escort Bahçeşehir escort Bakırköy escort escort service berlin abu dhabi escorts porno izle seks hikayeleri sex hikayeleri Facebook link kısaltmak

    superbahis safirbet polobet maltcasino interbahis grandbetting dinamobet celtabet aresbet asyabahis betnano casinomaxi casinometropol galabet jojobet marsbahis mroyun perabet imajbet betmarino verabet holiganbet meritroyalbet trendbet

    restbet

    tempobet