DOLAR
43,4122
EURO
52,2051
ALTIN
7.206,03
BIST
13.106,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Yağmurlu
8°C
Muğla
8°C
Yağmurlu
Çarşamba Az Bulutlu
12°C
Perşembe Yağmurlu
10°C
Cuma Yağmurlu
10°C
Cumartesi Yağmurlu
10°C
Aktur Arasta reklam afişi

Musluktan Akmayan Sudan Cevapsız Soru Şelalesi

A+
A-
Polat su reklam

Musluktan Akmayan Sudan Cevapsız Soru Şelalesi

Ben uzman değilim.
Bir baraj planlamadım, bir yol projelendirmedim.
Fakat hayli çok yazdım suyu, televizyonda uydu kanallarında canlı yayında çok konuştum su faturalarını.

Hal böyle olunca mail trafiğimde “su” başlığı çok aktif.

59 yaşında bir okurum Bodrum’dan yazmış. Diyor ki:

“Bir anneyim, bir ev hanımıyım, çalışan bir kadınım.
Evi döndüren, işsiz kalan bir çocuğa bakan, bir diğerini okula gönderen,evlatlarına hem baba hem anne olan yani faturayı hep ödeyen taraftayım.
Ve Muğla’da su meselesi konuşulurken, bazı şeyler bana artık mantıklı gelmiyor.

Yağmur yağıyor.
Hatta öyle böyle değil; sokaklar göle dönüyor, rögarlar taşıyor, sel oluyor.
Ama musluğu açtığımızda “su yok” deniyor.
İlk sorum çok basit:
Bu yağan suyu neden toplayamıyoruz?

Evde çamaşır makinesini çalıştırırken iki kez düşünen biziz.
Bulaşığı elde mi yıkasak diye hesap yapan biziz.
Ama aynı anda şebekede kayıp-kaçağın yüzde 40’ı aştığı söyleniyor.
Bu kayıp bizim evdeki musluktan mı oluyor, yoksa yerin altındaki ihmalden mi?

Yıllarca kendi şirketine emek vermiş bir iş kadını olarak şunu biliyorum:
Bir kaynağı yönetemiyorsan, yeni kaynak aramak çözüm değildir.
Önce sistemi düzeltirsin.
O zaman neden altyapı yenilemek yerine sürekli yeni “çözüm” konuşuyoruz?

Denizden su arıtma anlatılıyor mesela.
Kulağa büyük, modern, etkileyici geliyor.
Ama biz evdeki su arıtma cihazından bile biliyoruz ki
elektrik olmadan o sistem çalışmaz.
Bu elektriğin maliyeti kime yansıyacak? Peki o elektrik nasıl üretilecek?
Cevabı hepimiz biliyoruz.

Uzmanların “pahalı” ve “son çare” dediği ters ozmos yöntemi
neden ilk seçenek gibi sunuluyor?
Yağmur suyunu toplamak, geçirgen yüzeyler yapmak,
mikro havzaları korumak bu kadar mı zor?

Enerji üretimi elbette önemli.
Bir anne olarak biliyorum: elektrik olmazsa hayat durur.
Ama suyu yönetememeyi,
enerji arz güvenliğinin arkasına saklamak doğru mu?
Suyu iyi yöneten bir şehir,
enerjiyle de, çevreyle de kavga etmez.

Menteşe’de “park revizyonu” denilerek ağaç kesildiğini,
Datça’da “sokak iyileştirme” diye ağaç söküldüğünü okudum yazılarınızda. Şoke oldum.
Gözümüz mü aklımız mı yanılıyor?dedim. Sadece sizin değil üstelik yazılarınızın sağlamasını yapmak için Özlem Ulay’ın, Alaattin Varol’un, Özcan Özgür’ün, Sedat Kaya’nın paylaşımlarına da baktım. Paylaşılan fotoğraflara beyanlara…İnanılmaz, akıl almaz. Ne söyleniyor ne yapılıyor? Betonu, mevsimsiz asfalta dökülen kaynağı ve oluşan çevre tahribatını savunmak mümkün mü, buna kayıtsız kalmak mümkün mü? Üzüldüm, kahroldum ağaçların kökünde kaybolan şehrin hafızasına. Hiç unutmuyorum bir yazınızda ” siz yeşili neresinden seversiniz?” diye sormuştunuz. Artık cevaba ben de ikna oldum. Siz değil ama paylaşılan fotoğraflarda gördüklerim ikna etti beni!

Biz ne yapıyoruz? dedim içimden yoksa sorunları çözmek yerine üzerini mi örtüyoruz? Hem ne örtü; asfalt karası ile beton, mermer grisi! Su geçirmez!

Ben ev hanımıyım bir yandan da ve şunu biliyorum:
Evin damı akıyorsa, önce kovayla su taşınmaz.
Önce çatı onarılır.

O zaman soruyorum:
Altyapı bu kadar sorunluyken,
neden önce orası onarılmıyor?
Neden kayıp-kaçak hâlâ önüne geçilmez kader gibi anlatılıyor?

Biz yatırıma karşı değiliz.
Biz üretime, enerjiye de karşı değiliz.
Biz sadece şunu soruyoruz:
Neden önce yapılması gerekenler yapılmıyor?

Neden enerjimizi doğru zamanda verimli işlere harcamıyoruz?

Belki de Muğla’da sorun su değil.
Belki de sorun,
hayatın içinden bakmayı unutmak.”

Hanımefendi bana not düşmüş: “Benim sorularımı siz sorar mısınız?” diye…Kendi kimliği ile bu soruları sorarsa ticaretinin zarar göreceğini düşündüğünü de eklemiş.

Hayırdır dostlar, ne zaman soru sormak tehlikeli, zararlı ve görüldüğü yerde vurulacak hedef haline geldi?Bilen var mı cevabı, nedir kendi yağıyla kavrulan bir anneyi böyle düşündüren, ona gard aldıran? Düşünene saygım sonsuz, adı bende saklı kalacak bu yüzden! Ama bunu ona düşündüren her neyse ona saygım yokluk bu da böyle biline…

Soru sorandan korkmayın! Soru kimseyi yerinden etmez. Altından makamı da konforu da çekip almaz! Sadece basit birer soru: Aklın yeterse cevap verirsin, yetmezse susar yoluna devam edersin. Bu kadar basit.

Haydi selametle…

Aktur Pizza reklam görseli
ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları