“Tersine Göç Var” Deniyor Dur Ben de Bir Bakayım!
Muğla’da son zamanların en rahat, en yaygın, en “gündem” cümlesi:
“Çalışan kalmadı, tersine göç var.”
Bu cümle öyle bir söylendi ki, sanırsın Muğla’da bir sabah uyanıyoruz ve tüm çalışanlar el ele tutuşup otogara yürümüş. Arkada da bir ses: “Kombiyi kapattın mı Canan? Aman dikkat fatura arkamızdan daha da yükselmesin!”
Ama bir saniye…
Gerçekten göç mü bu? Yoksa Muğla’da yaşanan şey, daha çok “şehir içi kaçış oyunu” mu? Bodrum’daki kirayı görünce Milas’a “Seni hep kardeşim bilirdim” diye sarılanlar, Marmaris’te market fişini görünce Menteşe’ye “Ben zaten sakin insanım” diye yerleşenler… Yani valiz yok, dram yok; sadece “Daha ucuz neresi?” arayışı olmasın o?
Bir de “çalışan yok” meselesi var.
Şimdi burada küçük bir çeviri yapalım:
“Çalışan yok” bazen “Çalışan var ama bu ücretle bu kirayı ödeyip hayatta kalabilen yok” demek.
Çünkü Muğla’da çalışan olmak, bazı günler meslek değil; bildiğin hayatta kalma temalı bir yarış. Yarışmanın adı: “Sezonu Atlattın mı Kaplansın!”
Ödül: Kışın da kira ödeyebilmek.
Final bölümü: “Ev sahibi bu yıl yüzde kaç istiyor?” (Gerilim tavan.)
Tam burada Bodrum Belediye Meclisi’nde yaşanmış efsane bir sahne devreye giriyor. Bir Bodrumlu, atasından kalma, gelir üretmeyen bir araziye gelen emlak vergisine isyan etmişti. Üstelik Ümran Hanım mikrofonu bırakmadan “Komşu parseldeki otel bizim kadar vergi ödemiyor” diye ortaya bir iddia bırakmıştı.
Şimdi düşün…
Senin arazin: Gelir yok, ürün yok, sadece anı var.
Vergi: “Ben duygusal bakmıyorum, ben rakamsal bakıyorum.” diyor.
Bu hikâye bize tek şeyi söylüyor: Mesele yalnız “vergi yüksek” değil. Mesele; adalet hissi.
Eğer gelir üretmeyen atalık toprakla, gelir üreten işletme aynı terazide tartılıyorsa — ya da öyle algılanıyorsa — yerli için “Bu şehirde kalmak” bir aidiyet değil, bir bedel oluyor.
Sonra kira listeleri düşüyor önümüze: “En hızlı artış burada”, “en pahalı orada”…
Kira artış hızı tek başına delil değildir; ama yerel gelirler salyangoz hızındayken kiralar roket hızındaysa, bu bize şunu fısıldar: Aman dikkat,
bu şehir, mevcut sakinlerine göre değil, başka bir kitleye göre yeniden fiyatlanıyor olabilir. Araştırma şirketleri bunu da bir zahmet araştırsın.
Ve bu “yeniden fiyatlanma” öyle romantik değil. Gayet pratik sonuçları var:
* Çalışan, şehrin dışına itilir.
* Yerli, toprağıyla duygusal bağ kurar ama faturayla rasyonel vedalaşır.
* Kent, “yaşanacak yer” olmaktan çıkıp “gidilip gelinecek yer”e döner.
O yüzden kamuya ve yerel yönetime soralım; ama böyle süslü değil, düz soralım:
Çalışan nerede kalacak?
Personel lojmanı var mı? Sezonluk emekçi için bir plan var mı?
Sosyal konut diye bir şey hâlâ sözlükte mi duruyor, yoksa projeye mi dönüştü?
Arsa birim değerleri nasıl belirleniyor, vatandaş bunu nereden takip ediyor?
İtiraz mekanizması gerçekten var mı, yoksa “varmış gibi” mi?
“Genel ekonomi kötü” doğru! Emeklinin, düşük gelirlilerin halini görüp aksini iddia eden de kalmadı, taze bitti!
Ama yerel yönetimin görevi, kötü ekonomide de insanların şehirle bağını koparmamak değil mi?
Çünkü bir şehir, yerlisini misafir gibi hissettirmeye başladıysa…
Çalışanı her sezon “bu yıl da atlattık” moduna sokuyorsa…
Göç otogarda başlamaz.
Göç, ev sahibinin attığı mesajda başlar:
“Merhaba, yeni dönem için konuşalım 😊”
Biz tersine göç var mı? bilmiyoruz. Her şeye rağmen tası tarağı toplayıp altyapısız inşaatları talep edenler kimdir? Tanışmıyoruz.
Ama şunu biliyoruz: Muğla’da kalmak, her geçen gün biraz daha lüks pakete benziyorsa, bu artık istatistik değil; kent hakkı meselesidir.
Ve evet…
Biz bir bakıp çıkacaktık.
Ama işte nasılsın diye sorunca kira da peşimizde taa yazının sonuna kadar bizi bırakmadı!
Özetle diyorum ki:
Bu insanlar şehirden kaçmıyor; kiradan, güvencesiz işten ve erişilemeyen kamusal hizmetlerden geri itiliyor. MUPA’nın hane verileri, TÜİK’in göç istatistikleri ve sokakta tutulan basit bir not defteri aynı noktada birleşiyor: Muğla ‘da yaşanan, romantik bir tersine göç değil; sessizce derinleşen yeni bir yoksulluk döngüsü mü? Bunu araştırın!
“Tersine göç” manşet meraklıları sizi şöyle alalım. Gülümseyin, çekiyorum!
Haydi selametle…