DOLAR
8,5125
EURO
10,2743
ALTIN
499,36
BIST
1.441

    TESADÜFEN

    TESADÜFEN

    Dünya’ya gelmek şüphesiz hayat boyu olup bitenler arasında en tuhaf olanıdır..

    Düşünsenize, bir çiftin planlı yada plansız var olma sebebisiniz ve sizin o planlara hiçbir dahiliniz yok. Aslında bu en yumuşatılmış anlatım hali..

    ●Doğrusu; bir çiftin birkaç dakikalık cinsel arzularının ürünüsünüz..

    Dünya’ya gelmek istediğiniz yeri seçme hakkınız yok. Asya mı olsun, Avrupa mı olsun, Antartika mı, Afrika mı, Avustralya mı, Amerika mı olsun diye soran da yok. Anne babanızın kim olacağı, isminizin ne olacağı, hangi din’e inanacağınız, hangi dil’i konuşacağınız, hangi ırk ve millet’e ait olacağınız koskocaman devasal bir tesadüf. İnsanların bunlar için kavga etmesi ne kadar da saçma hatta yeryüzünde ki en saçma şey. En kötüsü de, belki de hiç anne olmayı bile hak etmeyen bir kadından, babalık nedir bilmeyen serserinin birinden gezegene düşüyorsunuz. Ömür boyu bu şansızlığın haksız ve makus talihini yaşayacaksınız. Elbette bu anlam da şanslı olarak dünya’ya gelenler de var, işte bu da tesadüf…

    ● Aslında dünya’ya gelişimiz bile tesadüf iken, buna rağmen sonraki yaşlarımız da tesadüflere inanmıyoruz..
    Düşünüyorum da seçme hakkı verilseydi gelişte, kaç kişi yaşadıkları hayatı, aileleri tercih ederlerdi acaba. Bu oran çok çarpık ve dikkat çekici olurdu sanırım..

    ●Bakmayın birçok insanın hayatlarından memnun göründüklerine. Aslında gerçek çok başka ama bazen tercih hakkı olmaması, eldekinin en iyi tercih olduğunu düşündürür insana. Zaten zaman ve alışkanlıklar da sizi buna inandırır.

    ●Var oluşta bile adalet yokken, hayat boyu adalet arıyoruz. Bu da biz insanların kronik saçmalığı olsa gerek..

    Biz insanlar sanıyoruz ki; hayat bizim, tercihler bizim, biz istersek herşeyi yapabiliriz. Oysa bu, biz insanların kendimize sürekli söylediği en büyük yalanlardan, en fiyakalı olanıdır. Bilimsel olarak bile, baskın, muhafazakar toplumlar da bir bireyin aile baskısından, öğretilerinden, enjektelerinden kurtulma yaşı ikinci baharı olarak gösterilir, yani ölüme beş on falan kala.

    Şanslı olanlar, yani bilinçli ailelerin kucağında hayata merhaba diyenlerin bu konuda işleri daha kolay ve daha kısa zamanda bunu gerçekleştirebilirler ama bizim gibi ülkeler de acı ve gerçekçi tablo bu..

    ●Genel olarak iyi gözlemlerseniz, insanların ancak 40’lı’50’li yaşlardan sonra kendilerini keşfettiklerini, ancak kendilerinin farkına vardıklarını anlarsınız. Öncesinin hep birilerine beğendirmekle, ıspat etmekle geçtiğinin farkına varırsınız..

    Bu yüzden gerçekten çocuklarının geleceklerini, sonraki yaşamlarını düşünen aileler, onları pamuklara saracaklarına, hayatın gerçekçi, soğuk ellerine teslim etmeliler. Bu zamanlama genelde tutturulmuyor. Çocukluk, ergenlik hatta gençlik dönemlerinde prangaya vurulan bireylerin birden prangalarını çözüp dışarı salıyorlar, hiçbir alt yapısı yokken. Bunun adı toplum da, kaç yaşına geldin, artık başının çaresine bak demek oluyor…

    Dünya genelindeki hayata uyum sağlayamamanın nedeni bu işte. Sanırım çoğumuz bunu yaşamışızdır. Alt yapımız olmadığından çoğumuz bizimle hiç ilgisi olmayan işler de harcanıp gidiyoruz. Sonuçta para kazanmamız gerekiyor..

    ●Yani ağacı yaş iken kurutuyorlar, sonra hadi kendini sula yeşer diyorlar..

    Dünya’ya gelmek sadece tesadüf olsa neyse, geliş gibi, gidişte tesadüf..
    Kaç kişi son vedasını biliyor mesela?

    Kimimize bir araç çarpıyor, kimimizin kafasına yukardan birşey düşüyor, kimimiz hava da, kimimiz kara da, kimimiz deniz de, kimimiz ayakta, kimimiz yatakta, saçma sapan bir hastalığa yakalanıp yok olup gidiyoruz.

    ●Tesadüflerle başlıyoruz, yine tesadüflerle bitiriyoruz işte….