Bodrum Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bodrum 24°C
Gök Gürültülü

    Ya Öğütülen Ya Da öldürülen Gazeteciler


    YA ÖVÜTÜLEN YA DA ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER…

    Bu bereketli topraklar üzerinde ilk gazeteci cinayeti 111 yıl önce bugün işlenmişti. Galata Köprüsü’nde öldürülen Serbesti Gazetesi yazarı Hasan Fehmi’nin adı faili meçhule yazıldı. Egemenler defterinde bu gelenek istikrarlı bir şekilde devam ettirilmiştir. Partilerin, cuntaların, geçici-kalıcı yönetimlerin adı değişse de sonuçta aynı merkezi anlayıştı iktidarda olan. Görünen iktidarlar bazen şunu dillendirdi. “Bizden habersiz bu memlekette kuş uçmaz, iş olmaz.” Bu itiraf aslında fail arama konusunda tarihi ve toplumu zahmetten de kurtarmaktadır bir anlamda. Katledilen, saldırıya uğrayan, tutuklanan, işten atılan gazetecilere ilişkin sayılara boğulmak çok anlamlı değil. Türkiye hep devler liginde oynamış ve daima yukarıya tırmanmıştır.

    HİTLERİN DÜDÜK GAZETECİLERİ…

    Gazeteci ile sorun, tüm zart zurtçu yönetme şekillerine aittir. Zaten onların yaşam dinamiklerinde: Okulları öğretmensiz, hastaneleri doktorsuz, mahkemeyi savunmasız, fabrikaları işçisiz, toprakları köylüsüz, denizi yakamozsoz, gökyüzünü yıldızsız, ormanı ulu çamsız, havayı soluksuz örgütlemek esastır. Hitler ulu iktidarının, propaganda bakanı Göbels gazetecilik mesleğine özel ilgi göstermiştir. Göbels’in not defterinde gazeteciler; öldürülecekler, mapusa atılacaklar, meslekten el çektirilecekler, sınır dışı edilecekler, ikna edilecekler şeklinde tasnif edilir. Ha bu arada birde düdükler var. Hitler onları çok önemsemiştir. Hiçbir anında onları güçlü kollarındaki şefkatten yoksun bırakmamıştır. Düdük, yüksek hassasiyetle onların boynuna asılmıştır.

    GAZETECİYLE SORUNLU DİKTATÖR HALLERİ.

    Diktatörlerin hayata iz düşümleri bir birine  çok benzeşir. Benito Mussolini askerlik yapmaktan korktuğu için 1902 yılında İsviçre’ye kaçar. Ama diktatöryal dönüşünde İtalya’yı askerler ve diğerleri olarak şekillendirir. Tüm askersel cesaret madalyalarını kendisinde toplar asker kaçağı Benito. Saray saltanatı biten Benito, Alman üniforması ile ülkesinden kaçarken yakalandı. Bacağından asılarak infaz edildi. Onun başka tezahürü; Onbaşı Adolf, “Führer” olur. Kendisine “Führer” demeyenin (Vatan haini olup-olmadığının labratuar testinin yaptırıp) adeta gen haritasını çıkarttırır. Diktatörlerde ölümden sonrada ihtişam ve görkem merakı vardır. İspanya’yı 37 yıl inim inleten Franco bunu çok önemsemiş dağları aşan, arşa ulaşan bir anıt mezar istedi hep. Oldu da. Ama cesedi geçen yıl anıt mezardan çıkarılıp, Madrid’te kurbanlarının yanına nakledildi. 37 yıllık saltanat sahibinin defin töreninde, 20 yakını, 1 papaz, birkaçta resmi görevli vardı. Franco şu anda toprak altında kurbanları ile hesaplaşıyor mudur? Bilinmez. Tüm diktatörlerde esaslı düşman gazetecilerdir. Onlara göre gazeteciler vatan haini terörist olagelmiştir ezelden beri. Hepsinin ortak eseri olan acılı tarih kitaplarının önemli sayfaları gazeteci kanı ile yazılmıştır. Ama ebediyete intikalde, durumlar değişebiliyor. Diktatör nezdinde iki tür gazetecilik vardır; Biri övütülen, hizmete amade, uslu vatanperver gazetecilik. Diğeri ise bir şekilde etkisizleştirilmesi icab eden, vatan haini, terörist hatta gerekirse öldürülmesi gereken gazetecilik. Bıçağın iki tarafı: Öldürülmesi ve övütülmesi gerekenler olarak da tanımlanabilir.

    ÖVÜTÜLMÜŞ GAZETECİLİĞİN KLOZET BULUŞMASI.

    Güç, erk sahibi aynı zamanda paranın da sahibidir doğal olarak. Fizikteki; “Bileşik kaplar teorisinde” sıvı her kapta eşit durmalı. Dışarıdan bu kaplardan herhangi birisine sıvı ilave edildiğinde, hepsinin seviyesi eşit olarak yükselir. Sıvı alındığında ise, tersi eşit biçimde seviye düşümü yaşar kaplar. Karşıt, farklı görüşler olacaktır. Bu demokrasilerin zorunlu gereğidir. Bu kapları para ile doldurmaya kalkarsanız var olan durum ortaya çıkar. Kaplar arasında sıvı geçişkenliği ortadan kalkar. Kaplar dolu görünür. Ama boş bir doluluktur. Bileşik kaplar teorisine, fizik yasalarına, bilime en önemlisi gerçeğe aykırı bir doluluktur. O nedenle o para; gazete görünümlü paçavralar olarak, Bodrum Otogarı’ndaki seyahat firmalarına balya balya atılır. Boyun eğmeyen gazetecilik toprakta çiçek olurken, övütülmüş gazetecilik yerlerde, ayaklar altında sürünür. 5 para etmezliğinden daha değersizdir. Parasızdır çünkü… Buna karşın dokunanı olmaz, sayfa katlarıda bozulmaz.  Akşam olunca da Bodrum Sanayi Sitesi’ndeki çıraklar o balyaları alırlar. Sofra bezi, el bezi, tuvalet kağıdı yaparlar. Yani parayla gazetecilik, nihayetinde klozetle de buluşuyor.

    “GAZETECİYSEN, BOYUN EĞMEYECEKSİN.”

    Türkiye’nin basın özgürlüğü noktasında dünyadaki yerini sorgulamak anlamsız bir meşgale. Vaziyet ortada. Ama gazetecilik onuru, sorumluluğu, aklı dimdik ayakta… Toprak altında da, mapusta da, ekmeksiz sokakta da gazetecilik boyun eğmiyor. Gazeteciliğin bugüne yansıyan net tarifidir: “Gazeteciysen, boyun eğmeyeceksin. Boyun eğeceksen, gazeteciyim demeyeceksin.” Boyun eğmeyip; “Güneşe akın edenler” için, Nazım: “Düşmesin bizimle yola:
    evinde ağlayanların
    göz yaşlarını
    boynunda ağır bir
    zincir
    gibi taşıyanlar!” demişti.


    YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
    Bodrum Haber
    1. Yurdanur Bașbuğ dedi ki:

      Bugün Türkiye’nin en hüzünlü zamanlarından birisi. O güzel insanlar, o güzel atlara binip gitmeye demek ki; 111 yıl önce başlamışlar. Ama öylesine güzel izlerle gitmiş ki; gidenlerimiz. Katilleri bugün daha da tedirgin. Bugünü bayram ilan edemdiler yada bayram yapamadılar ilansız da olsa. Karanlığın korkusu daha da büyüdü tersine. Şairin dediği gibi bir durum: “ve cellat uyandı yatağında bir gece
      tanrım dedi bu ne zor bilmece
      öldükçe çoğalıyor adamlar
      ben tükenmekteyim öldürdükçe”
      Yazarın kalemine, yüreğine sağlık…