Mesele Ahmet Aras Değildi

“Yandaş Aras (!)” başlıklı haberimiz beklediğimizden fazla tartışıldı. Kimi Ahmet Aras’ı eleştirdi, kimi bizi. Bazıları başlığı saygısız buldu, bazıları ise Aras’ın iktidara yaklaştığı sonucunu çıkardı. “Merkezi hükümetle iyi geçinmek suç mu?”, “Hizmet gelecekse teşekkür etsin”, “Zaten AK Parti’ye geçecek” gibi birbirinden çok farklı yorumlar yapıldı.
Yorumları okurken dikkatimi çeken şey şuydu: Haber herkes tarafından aynı metin üzerinden okunuyordu ama herkes başka bir şey görüyordu. Çünkü birçok kişi haberi, kendi siyasi pozisyonundan okuyordu.
Oysa haberin asıl konusu Ahmet Aras değildi.
Asıl mesele, aynı sözlere ve aynı davranışlara, bunları kimin yaptığına göre farklı anlamlar yüklememizdi.
Başlıktaki “(!)” işareti de bu nedenle vardı. Bu işaret, “Ahmet Aras yandaştır” demek için değil, tam tersine “yandaşlık” kavramını tartışmaya açmak için kullanıldı. İroni, kuşku ve mesafe ifade eden bu kullanımın gözden kaçması, tartışmanın bir bölümünün başlığın gerçek anlamından kopmasına neden oldu.
Okumakla okuduğunu anlamak aynı şey değil. Bir metni anlamak yalnızca kelimeleri yan yana getirmekten ibaret değil; bağlamı, ironiyi, imayı ve söylenmek isteneni de kavramayı gerektiriyor. Burada yaşanan tam olarak buydu.
Şimdi basit bir düşünce deneyi yapalım.
Ahmet Aras’ın programda söylediği sözleri ben bir köşe yazısında kaleme almış olsaydım ne olurdu? Cumhurbaşkanına teşekkür etseydim, bakanların katkısını öne çıkarsaydım, merkezi hükümetin yaptığı işleri anlatsaydım, iktidar yanlılarının önemli bir bölümü muhtemelen “İşte doğru gazetecilik” diyecekti. Buna karşılık Aras’ı destekleyenlerin, bazı CHP’lilerin veya muhalif okurların bir bölümü de beni “yandaş gazeteci” olmakla suçlayacaktı.
Peki aynı sözleri CHP’li bir belediye başkanı söylediğinde ne oldu?
Bu kez iktidar yanlıları “Devletle çalışmasını biliyor” dedi. Aras destekçileri “Muğla’ya hizmet gelecekse herkesle iyi geçinmeli” görüşünü savundu. Aras karşıtları ise “Zaten iktidara yanaşıyor” sonucunu çıkardı.
Aynı sözler, üç farklı siyasi kesim ve üç ayrı yorum.
Bence asıl tartışılması gereken nokta tam olarak burası.
Ahmet Aras karşıtlarının bir bölümü haberden, haberde olmayan sonuçlar çıkardı. Aras’ın iktidara geçeceği, siyasi rota değiştirdiği veya gizli bir hesap yaptığı yönünde yorumlar yazıldı. Oysa haberde böyle bir iddia yoktu. Eleştiri, haberin sınırlarını aştığında eleştiri olmaktan çıkıp siyasi öfkenin dışavurumuna dönüşüyor.
Aras destekçilerinin bir bölümü ise bu kez haberi sorgulamak yerine gazeteciyi sorgulamayı tercih etti. Başlığın “düşmanca”, “çirkin”, “saygısız” olduğunu söyleyenler oldu. Bunun da başka bir problemi var. Bir siyasetçiyi desteklemek, o siyasetçinin eleştiriden muaf tutulması anlamına gelmez. Desteklediğiniz siyasetçi eleştirildiğinde gazeteciye kızıyor, karşı olduğunuz siyasetçi eleştirildiğinde gazeteciyi alkışlıyorsanız, burada da ölçü kaybolmuş demektir.
Bir başka grup ise meseleyi tamamen fayda üzerinden değerlendirdi: “Hükümetle iyi geçinsin, hizmet gelsin.”
Bu yaklaşım ilk bakışta son derece makul görünüyor. Elbette bir belediye başkanının merkezi hükümetle kavga etmesi gerekmiyor. Tam tersine kamu yararı söz konusu olduğunda iş birliği yapılması gerekir. Yapılan doğru bir iş için teşekkür etmek de yanlış değildir.
Ancak “iyi geçinelim, hizmet gelsin” düşüncesi ilkesizliğin gerekçesine dönüşmeye başladığında sorun ortaya çıkar. Çünkü bu düşüncenin sınırı iyi çizilmezse, “Kim güçlüyse onunla iyi geçinelim”, “Yanlışına ses çıkarmayalım, yeter ki işimiz görülsün” anlayışına kadar gider. Siyasetin yalnızca fayda üzerinden kurulması, bir süre sonra ilkenin yerini çıkarın almasına neden olur. Bunun daha ileri biçimine oportünizm denir.
Aklıselim yöneticilik ise başka bir şeydir. Aklıselim yönetici merkezi hükümetle gerektiğinde iş birliği yapar, yapılan doğru iş için teşekkür eder, ancak aynı hükümet yanlış yaptığında da itiraz edebilir. Bir siyasetçinin sürekli kavga etmesi bağımsızlık göstergesi olmadığı gibi, sürekli teşekkür etmesi de sağlıklı bir siyasi ilişki göstergesi değildir.
Aynı ölçü gazeteci için de geçerlidir.
Bir siyasetçinin CHP’li olması onu eleştiriden muaf kılmaz. AK Partili olması da yaptığı her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez. Gazetecinin görevi kişilere göre ölçü değiştirmek değil, aynı davranışa aynı ölçüyü uygulamaktır.
Aslında “Yandaş Aras (!)” başlığındaki tartışma da buradan çıkıyordu.
Bir basın kuruluşu, 23 dakikalık bir program boyunca iktidar temsilcilerine ve kurumlarına art arda teşekkür etseydi, muhalif çevrelerin önemli bir bölümü o kuruluşa büyük ihtimalle “yandaş medya” diyecekti. Peki aynı davranışı muhalefet partisinden seçilmiş bir belediye başkanı yaptığında kullandığımız ölçü neden değişiyor?
Benim sorguladığım buydu.
Mesele Ahmet Aras değildi. Mesele, aynı olaya bakarken siyasi aidiyetimize göre terazinin ayarını değiştirip değiştirmediğimizdi.
Eğer bir siyasetçiyi sevdiğimizde yaptığı her şeyi savunuyor, sevmediğimizde yaptığı her şeyi mahkûm ediyorsak; eğer aynı cümleyi bir gazeteci söylediğinde “yandaşlık”, desteklediğimiz siyasetçi söylediğinde “devlet adamlığı” olarak görüyorsak, sorun artık siyasetçide değil, bizim ölçümüzde demektir.
Gazetecilik açısından benim için mesele de tam olarak burada başlıyor:
Tarafınız olabilir. Ancak ölçünüz değişiyorsa bağımsızlığınız tartışılır.
Yoksa herkes kendi mahallesinin yandaşı olur.
Veselam…