“Bu Kararın Bozulacağına İnanıyorum” Sözü Hukuka mı Siyasete mi Yoksa Bir Kamu Görevlisine mi Ait?
Bodrum’da gürültü olur.
Bu kimseyi şaşırtmaz.
Ama bu kez gürültü müzikten değil, açıklamadan çıktı.
Pandemi dönemindeki canlı müzik denetimleriyle ilgili davada, şikâyetçi olarak Müjde Ar’ın yer aldığı dosyada bir mahkeme kararı verildi. Dönemin Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras hakkında 5 ay hapis cezasına hükmedildiği yerel medyada yazıldı, çizildi.
Ardından mevcutta Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ahmet Aras sosyal medyasından konuştu.
Denetimlerin yapıldığını,
İdari yaptırımların uygulandığını,
Belediyenin görev ve sorumluluklarını yerine getirdiğini,
Verilen cezanın istinaf veya temyiz aşamasında bozulacağına inandığını
ifade etti.
Buraya kadar hukuk var.
Ama tam burada çizgi başlıyor.
Şu soruları sormak zorundayız:
1- Bir kamu görevlisinin, kendi taraf olduğu ve henüz kesinleşmemiş bir yargı kararı hakkında, “bozulacağına inanıyorum” ifadesini kamuoyuna açık şekilde kullanması;
yargı bağımsızlığı ve yargıya duyulan toplumsal güven açısından nasıl değerlendirilmelidir?
2- Yargı kararlarına yönelik eleştiri ve itirazın hukuken meşru ve doğru mecrası, basın açıklamaları mı yoksa kanun yolları (istinaf–temyiz) mıdır?
3- İdari denetimlerin yapılmış olması ve idari yaptırımların uygulanması,
ceza sorumluluğunun doğmadığı sonucunu otomatik olarak doğurur mu?
Bu değerlendirme, yürütme makamının mı yoksa yargının mı yetki alanındadır?
4-“Turizm engellenemez” cümlesi, bir savunma mı yoksa kararın meşruiyetini tartışmaya açmak mıdır?
5- Turizm faaliyetleri ile bireylerin şikâyet ve huzur hakkı çatıştığında,
kamu otoritesinin görevi bir tarafı yüceltmek mi, yoksa hukuki dengeyi tesis etmek midir?
Bu sorular kişisel değil toplumsaldır ve kamuyu ilgilendiren bir açıklamaya da mutlaka soru sorulur.
Çünkü kamu görevlisi olmak, yalnızca yetki değil; dil sorumluluğu da taşır.
Hukuk devletinde işler şöyle yürür:
Karar beğenilmezse bozulması istenir.
Ama bozulacağının beklendiği daha önceki mahkemede taraflardan biri olan konumdan ulu orta ilan edilmez.
Belediye başkanları, işletmelerin, sektörlerin ya da eğlencenin değil;
hukuki düzenin temsilcisidir.
Bodrum’u Bodrum yapan yüksek ses değil.
O sesle birlikte ölçünün kaybolmamasıdır.
Asıl mesele gürültü değil.
Asıl mesele, yargı kararları konuşulurken kimin nerede durduğudur.
Bu sınır bulanıklaştığında,
sorun gürültü olmaz.
Sorun, “hukukun sesi kısılıyor mu?” sorusu olur.
Ve bu soru,
Bodrum’u da aşar.
Haydi selametle…