Bodrum Koylarında Lüks Yatların İstilası: Doğa, Halk ve Vicdan Tehlikede
“Gözlerden uzak gibi görünen koylar, aslında bir çevre dramına sahne oluyor. Lüks yatlar denizi kirletirken, denetimsizlik suskun kalıyor. Şimdi değilse ne zaman dur diyeceğiz?”
Bodrum koylarında sessiz bir işgal amansız bir istila yaşanıyor…
Lüks yatlar, sadece zenginlik değil; atık, sorumsuzluk ve adaletsizlik de taşıyor.
Cennet koylar halkın koyları nefes alacak alanları olmaktan çıktı, ayrıcalıklıların oyun alanı oldu adeta.
Bodrum koylarında hafif hafif esen yaz rüzgarı artık sadece begonvilleri değil, Türk milletinin vicdanını da sarsıyor. Bu ülkenin denizlerinde, gökyüzüne bayrağını çekenlerin bazıları, denizin dibine utançlarını bırakıyor. Hepsini kastetmiyorum içlerinde vatan sevgisi yüksek,sorumluluk bilinci gelişmiş olanlar muhakkak vardır ki zaten onlar ne bu işgale ne de bu istilaya konu değildir. Biz, sorumsuz lüks yatları, sessizce koylara çökerken, beraberinde sadece zenginliği değil, çevreye ve kamusal sorumluluğa karşı gösterdikleri hoyratlığı da taşıyanlardan bahsediyoruz.
Dün Bodrum Denizciler Derneği Başkanı Tuna Altunkaya’nın yaptığı açıklama, aslında uzun zamandır suyun altında kalmış bir gerçeği su yüzüne çıkardı:
Koylarımız, doğaya ve yerel denizciliğe düşman bir “lüks istilası” altında.
Altunkaya açıkça söyledi: Ticari tekneler denetleniyor, atık teslim etmek zorunda. Ama o lüks yatlar? Kimse dokunmuyor. Kimse sormuyor. Çünkü isimleri büyük, tekneleri dev, sahipleri “ulaşılmaz.”
Peki bu mudur vatan sevgisi? Böyle mi ödüyorsunuz bu cennet vatana borcunuzu?
Yıllarını denizlere vermiş emektar kaptanlar, bugün kendi kıyılarında, kendi koylarında demir atacak yer bulamıyor. Çünkü o koylar, günlerce kıpırdamayan, sintinesini denize boca eden, adeta “bu ülke benim oyun alanım” dercesine pervasızlaşan yatlar tarafından işgal edilmiş durumda. Evet, bu bir işgaldir. Ve bu işgalin yakıtı para, destekçisi ihmaldir.
Cennet Koyu’ndan dün yapılan basın açıklamasına yakın saatlerde gelen görüntülerle bu işgal video ile belgelendi. Koyda halkın denize girecek alanı kalmamış. Siper kazmak yerine, zemin su olunca halatları boca etmeyi uygun bulmuşlar.
O “ultra lüks” yatların bazılarında, Türk bayrağı dahi dalgalanmaz. Ama gece olup da kıyıya çıkıldığında, bir kadeh şarabın yanında memleket sevgisi üzerine nutuklar çekilir. Instagram’da “Cennet Vatan” etiketleri paylaşılır. Sintinenizi boşaltırken çevreyi kirletmek serbest; ama fotoğrafta bayrak görünüyorsa, vicdanınız rahat öyle mi?
Biz böyle bir vatan sevgisini reddediyoruz.
Altunkaya’nın dediği gibi, artık bu sorumsuzluğa bir “dur” denmeli. Kimin teknesi kaç metreymiş, içinde kaç kişi varmış, hangi ülkenin bayrağını taşıyormuş fark etmemeli. Denizi kirleten, doğaya zarar veren herkes aynı yaptırımla karşılaşmalı. Çünkü bu ülke, yalnız karada değil; denizde de adaletle yaşanabilir.
Bizim çocuklarımız, denizin iyot kokusunu bilerek büyümeyi hak ediyor, denizden karaya vuran çöp ve kanalizasyon kokusuyla değil! Biz, bu koylarda yalnızca para değil; tarih, emek, doğa ve kültür olduğunu biliyoruz. Ve biz biliyoruz ki, vatan sevgisi bazen bir sintineyi denize boşaltmamaktır. Bazen bir kıyıyı korumaktır.
Lüks yat sahiplerine bir not bırakalım:
Paranızla tekne alırsınız, misafir ağırlarsınız, fotoğraf çektirirsiniz.
Ancak sonrasında sintineniz kadar karanlık bir iz bırakıyorsunuz ardınızda.
O iz, artık görünmeyecek gibi değil.
O iz, halkı tahmininizden daha çok rahatsız ediyor.
Bir yanda yirmi metrelik yatın sintinesini boşaltanlar, diğer yanda çocuklarına yüzme öğreten aileler.
Bir yanda nereden geldiği belirsiz yüzen saraylar, diğer yanda kooperatifle zor ayakta duran yerel denizciler.
Ve biz hâlâ “ama turizm gelirimiz artıyor” masalına mı sarılacağız?
Bugün sessiz kalırsak, yarın çocuklarımıza bırakacağımız bir deniz bir kıyı kalmayacak.
O yüzden buradan çağrımızdır:
• Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı: Lüks yatlara ayrıcalık tanıyan tüm uygulamaları kaldırın. Atık denetimlerini gerçek anlamda şeffaflaştırın. Kim olursa olsun, kanunu çiğneyene ceza verin.
• Sahil Güvenlik Komutanlığı: Yalnızca küçük teknelere değil, 30 metrelik motor yatlara da eşit mesafede olun. Özellikle bayrak değiştirerek denetimden kaçan yatlara yönelik sıkı kontrol uygulayın.
• Yerel Belediyeler: Koyları halkın ortak alanı olarak savunun. Yat mafyasına, kıyıların özel işletmelere peşkeş çekilmesine sessiz kalmayın.
• Halkımıza: Gördüğünüz her sintine boşaltımını, her işgali, her çevre katliamını belgeleyin, duyurun, ifşa edin. Bu sizin hakkınız, bu sizin ülkeniz.
Çünkü vatan sevgisi, bayrağı teknene asmakla değil; o bayrağın temsil ettiği değerlere sahip çıkmakla olur. Yatınızda hangi ülkenin bayrağı asılı olursa olsun hiçbiri doğayı katlet, dünyanın geleceğini mahvet demez! Ve biz kendi cennet vatanımızın denizinde, sahilinde, ormanında, çayırında hak hukuk tanımayanlara karşı sessiz kalırsak, onlar denize, onlar dünyanın geleceğine gölge düşürecek.
Biz, vatan sevgisini vicdanını paraya peşkeş çekenlerde değil, temiz bir kıyıda, yaşanabilir bir doğada, eşit yurttaşlıkta görüyoruz.
Ve buradayız.
Misafirperverliğimiz yattığınız yeri pisletene, yediğiniz kaba tükürünceye kadardı!
Haydi selametle…