DOLAR
46,2425
EURO
53,5959
ALTIN
6.277,75
BIST
13.743,50
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Hafif Yağmurlu
29°C
Muğla
29°C
Hafif Yağmurlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
28°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
28°C
Cuma Hafif Yağmurlu
29°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C

Medyamızı Bu Kokuşuk Mantar Halinden Kim Kurtaracak?

A+
A-

Medyamızı Bu Kokuşuk Mantar Halinden Kim Kurtaracak?

Kokuşuk mantarı bilir misiniz?

İtalya’da trüf avcısı köpekler bazen fena yanılır. Toprağın altında trüfe ikiz gibi benzeyen başka mantarlar da pusuya yatmıştır. Şekil aynı, heybet aynı… İlk bakışta topraktan bir hazine fışkırıyor sanırsınız.

Ama ufak bir pürüz vardır:
O trüf değildir.

Yanına yaklaştığınız an acı gerçek yüzünüze vurur. Kokusu, dağların o eşsiz, asil aroması değil; kalorifer peteğinin arkasında unutulmuş ıslak bir çorap gibidir.

* Köpek bazen yanılır.
* Acemi mantar avcısı hayallere kapılır.
* Ama burnu biraz koku alan profesyonel, mesafeyi koyduğu an gerçeği çakar.

“Uzaktan Bakınca Gazeteci Sanıyorsunuz”

Bizim medya mahallesinin hatırı sayılır bir kısmı da tam olarak bu familyadan.
Uzaktan bakınca gazeteci sanıyorsunuz.
Yorumcu, analist, stratejist… Etiket çok.
Ekrana çıkıyor, köşe kapıyor, ahkâm kesiyor. “Demek ki bir bildiği var” diye pürdikkat kesiliyorsunuz.

Sonra ekrana biraz yaklaşıyorsunuz ve o koku gelmeye başlıyor.

Ne yok?
Bilgi yok, araştırma yok, merak yok, arşiv hafızası yok.
Ne çok?
Fikir çok. Hem de her konuda!

Pazartesi: Makroekonomist.
Salı: Dış politika dehası.
Çarşamba: Parti içi dengelerin gizli kutusu.
Perşembe:Seçmen psikolojisinin piri.

Anlamadığı, teğet bile geçmediği tek bir şey var: Gazetecilik.

Onun da bir meslek kriteri yok zaten. Kuralsız açık pazar..

Bertaraf Olmamak İçin Taraf Olanlar

Peki, neden objektif kalamıyorlar? Neden hep bir safın amigoluğuna soyunuyorlar?

Çünkü bu kokuşuk mantarların en büyük korkusu, kendi başlarına görünmez kalmaktır. Kökleri derine inmediği, entelektüel bir ağırlıkları olmadığı için bilirler ki; bir güce sırt dayamazlarsa bu düzende çürüyüp gidecekler. İşte bu yüzden, “Taraf olmayan bertaraf olur” korkusuyla rüzgâr nereden eserse oraya eğilir, anında bir gücün gölgesine sığınırlar.

Gazetecilik nesnellik ve omurga gerektirir; bunlarsa birilerinin beklentilerini, sipariş kulislerini ve algı operasyonlarını topluma pompalamak için gönüllü birer piyona dönüşürler.

Amme hizmeti falan yapmıyorlar elbette.

Bütün bu gürültü, bu tetikçilik, bu ekran performansları tek bir ajandaya hizmet ediyor: İsimlerini birilerinin çek defterine, nüfuz listelerine ve ihale yakınlarına yazdırmak.

Kalemlerini mürekkebe değil, güç odaklarının bütçelerine batırırlar. Fonlandıkları ya da alkışlandıkları sürece pompaladıkları yalanın büyüklüğü hiç umurlarında olmaz. Kendilerini satılık birer enstrümana dönüştürürken bile, dışarıya “memleket kurtaran kahraman” pozu kesmekten de geri durmazlar.

Yanılmanın Dayanılmaz Hafifliği

İşin en konforlu tarafı da şu: Bu düzende yanlış çıkmanın hiçbir bedeli yok.

Dün gece “asla olmaz” dedikleri ne varsa bugün oldu. Olmayan kulisleri uydurdular, tutmayan kehanetler savurdular, çöken senaryolar yazdılar. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi ekrana yine aynı kravatla çıktılar.

Kimse de dönüp, “Yahu azizim, senin dün söylediğin on şeyden biri doğru çıkmadı, bugün ne anlatıyorsun?” demedi. Çünkü bizim medya düzeninde performans ölçümü yok.

Ne kadar haklı olduğun değil, haksızken sesini ne kadar yükseltebildiğin önemli.

Yeni Bir Tür: Parti İçi Yaşam Koçları

Bir de son yıllarda türeyen yeni bir mutant model var: Parti içi yaşam koçları.

Gazeteci değiller. Siyasi aktör hiç değiller. Ama ekrandan her partiye bir aile büyüğü, bir bilge dede edasıyla ayar vermeye bayılıyorlar:
“Şimdi kavga etmeyin.”
“Bunu konuşmanın sırası değil.”
“Böyle yaparsanız seçimi kaybedersiniz, benden söylemesi.”

Sanki haber merkezinde değil de, siyasi partiler için kurulmuş bir “aile danışmanlık merkezinde” mesai harcıyorlar. Oysa gazetecinin işi taraflara nasıl davranacaklarını dikte etmek, onlara pedagogluk yapmak değildir; olanı, biteni, gerçeği anlatmaktır.

Kibirle Kokanlar

Bazıları haberi ve hakikati bırakıp siyaset mühendisliğine soyununca ortaya trajikomik bir panayır çıkıyor:

* Kendisini pusula sananlar, yön duygusunu kaybedip bataklığa saplanıyor.
* Kendisini hakem sananlar, düdüğü fırlatıp sahaya dalıyor, oyuna giriyor.
* Kendisini trüf mantarı sananlar ise…

İşte orada biraz burnu kullanmak gerekiyor. Uzaktan bakınca hepsi elit, hepsi gurme, hepsi entelektüel görünebilir. Ama yaklaştığınızda o ambalaj dökülür ve gerçek mutlaka sızar.

Trüf mantarı bilgiyle kokar. Kokuşuk mantar ise kibirle.

Ve ne yazık ki bizim medyada son dönemde burnumuzun direğini sızlatan şey, cehaletin o arkasına aldığı muazzam özgüvenin kokusudur.

Haydi selametle…

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları