DOLAR
8,5124
EURO
10,2921
ALTIN
498,49
BIST
1.441

    1 MAYIS

    1 MAYIS

    Özel günlere karşı bir alerjim hep olmuştur. Nedense böyle günlerde toplumların daha çok sömürüldüklerini düşünüyorum. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kurban Bayramı, Şeker Bayramı, 23 Nisan, Cumhuriyet Bayramı, İşçi Bayramı vs vs..

    Hangisini gerçekte olması gerektiği gibi kutluyoruz ?

    Annemizi, babamızı, sevgilimizi, 364 gün ihmal edip, bir gün onlara hediye almak mıdır özel gün ?
    Veya memlekette ki hayvanların yarısını bir günde kesip kavurma yapıp, sonraki 364 gün eti saçma sapan rakamlara yemek midir Kurban Bayramı ?

    Sözde fakirlere bir gün et yedirmek amaç ama oysa bir günde hayvanların çoğunu kesmeseler, o fakirler zaten eti daha ucuz fiyata alabilecekler. Aslında onlara iyilik yapalım derken kötülük yapıyorlar. Fakirler bu ülkede devamlı et yiyemiyorlarsa bunun sebebi kurban bayramıdır.

    Yada birkaç çocuğu süsleyip püsleyip birkaç dakikalığına siyasetcilerin koltuklarına oturtup, geriye kalan 364 gün o çocuklar için hiçbir şey yapmamak mıdır 23 Nisan?

    Ülkenin kuruluşunda milyonlarca insanın hayatını bedel olarak ödediği, bu topraklara kanlarının karıştığı bir günde, içip sarhoş olup, dans edip, marşlar söylemek midir Cumhuriyet Bayramı ?

    Bütün yıl işçileri sömürüp, kanunlarla belirtilmiş sosyal haklarını bile ödemeyip, resmi tatil olduğu halde hepsini o gün çalıştırmak mıdır İşçi Bayramı ?

    Gördüğünüz gibi bütün özel günlerimizde ve bayramlarımızda ciddi sıkıntılar var. Amacının çok ötesine çıkılıyor.

    İşçi Bayramının yani 1 Mayıs’ın eskiden bir anlamı vardı. İşçiler onları sömüren, kanlarını emen kapitalizmin temsilcileri olan siyasal iktidarlara ve işçi patronları olan baronlara karşı ayaklanabiliyorlardı. Bu uğurda ölenler bile oldu. Mesela 1977 yılında Taksim Meydanında 37 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı ama bu işçileri korkutmadı, ondan sonra çok daha çok birlik oldular.

    Peki şimdi öyle mi?

    Şimdiki işçiler bırakın eylem yapmayı, aynı işyerinde birlikte çalıştıkları arkadaşlarının ayaklarını nasıl kaydırabileceklerini düşünüyorlar. Birbirlerini ispiyonlamaktan, birbirlerinin açığını aramaktan işlerini bile yapmıyorlar.

    Eskiden herhangi bir işçiye gidip, sendikanızın başkanı kimdir diye sorsaydınız direk söylerlerdi ismini. Hatta ülkenin Başbakan’ından, Cumhurbaşkanı’ndan çok onların isimlerini bilirlerdi.

    Şimdikiler SSK denetlemelerinde üstlerindeki iş elbisesini çıkartıp, ben burada calışmıyorum deyip patronlarını koruyorlar. Patronların onları böyle daha çok seveceklerini sanıyorlar?

    Emek nedir, hak nedir, alın terini savunmak nedir bilmiyorlar bile.

    Eskiden birlik vardı, güven vardı, birbirlerine sırtlarını dönebiliyorlardı, sonu nereye varırsa varsın birlikte kavgaya, direnişe girebiliyorlardı. Şimdikiler facebook’da bile, direniş, eylem, dayanışma, devrim, isyan, kelimelerinin içinde geçtiği bir paylaşımı bile beğenmeye korkuyorlar.

    Üstlerinde ki kıyafetler modern, ayaklarında frangalar yok, tenleri beyaz, kumral falan ama aslında kafa bildiğiniz kölelik dönemindeki siyah köle kafası.

    Zaten eskisi gibi işçiler olmadığı gibi, eski sendika başkanları da yok artık. Şimdiki hokkabaz sendika başkanlarını bile siyasi iktidarlar belirliyorlar. Zaten hiç birinin ismi bile artık bilinmiyor. Eskiden bir Bayram Meral dediniz mi herkes bilirdi ismini, şimdi birinin bile adı bilinmiyor ?

    Hükümetler ne diyorlarsa onu yapıyorlar. Altlarında son model araçlar var, villalarda yaşıyorlar, para ile oynuyorlar ama gidin kartvizitlerine bakın ”Sendika Başkanı” yazıyor.

    İşçilerle aynı şartlarda yaşamayan biri, onların sorunlarını ne kadar umursayabilir, onları nasıl anlayabilir, nasıl onların haklarını savunabilir ?

    Son 10 yılda, tek bir Sendika Başkanı’nın bile ismini hatırlayan var mı ?

    Hadi geçtim her şeyi, bu ülkede işçiler eğer birlik olabilselerdi, sadece onların oyları bile hükümetleri yıkmaya, kurmaya yeterdi.

    Onun için geçelim bu İşçi Bayramı masalını falan. Her şey de olduğu gibi bu da çok eskilerde kaldı…