
CHP’ye Söyleyin: İsrafın Amblemi Olmaz!
Siyasetin en zor zanaatı nedir bilir misiniz? Karşı çıktığın şeye benzememek. Yıllardır meydanlarda “Eeeey saray şatafatı!”, “Vay efendim bu lüks nedir?” diye bağıranların; bugün 6.7 milyonluk, masajlı, koltuk ısıtmalı VIP araçların içinde “halkçılık” provası yapması trajikomik bir tiyatro oyununa döndü.
Vatandaşın hafızası tazedir de, midesi biraz bulanıktır şu sıralar.
Neden mi? Bugün, emekli pazarın dağılmasını bekleyip döküntü toplarken, öğrenci yurt sırasına girmekten tabanları şişmişken; “israf düzenini bitireceğiz” diyenlerin altındaki koltukların deri kalitesini tartışıyoruz.
Şatafatın Rengi Değişince Sevabı mı Artıyor?
Düne kadar iktidarın konvoylarına bakıp “Millet açken bu saltanat niye?” diye sormak ahlaki bir duruştu. Ama bugün görüyoruz ki; mesele lükse karşı olmak değilmiş, meğer mesele “lüksün anahtarı kimin cebinde?” meselesiymiş.
Uşak Belediye Başkanı çıkmış, “Genel Başkan’a feda olsun” tadında, bir aracın sadece iç dizaynına 6.7 milyon TL harcamış. Gelen tepkiler üzerine Genel Merkez’den bir açıklama: “Borcu genel merkez kasasından biz öderiz, zaten araç partinin tapulu malı.”
Bak hele hikmete! Ha belediye kasası, ha parti kasası… Acaba hangisi size babanızdan miras kaldı? İkisi de bu milletin, bu delegenin, bu seçmenin alın teri değil mi?
Küçük bir hatırlatma: Bakan konvoyundaki araçlar da ve hatta Külliye bile kimsenin tapulu malı değil; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nindir. Bunu eleştirirken “milletin parası” diyordunuz, şimdi ne değişti?
Ecevit’in Kasketinden “Fantezi Paket” Araçlara
Rahmetli Karaoğlan Bülent Ecevit’in kasketi sadece bir aksesuar değildi beyler/hanımlar; o bir namus sözüydü. Halkın çilesini bizzat çekmek, devletin kuruşunu beytülmal bilmekti. Şimdi o mirasa konup, 6.7 milyonluk “fantezi paketli” araçlarla halkın huzuruna çıkmak… O kasket o arabaya sığmaz, bilesiniz!
Sadece Ankara mı?
Muğla’da da borçtan nefesi kesilen belediyelerden tuhaf manşetler atılır oldu. Bu yeni dönemde, öncesinde hiç atılmamış manşetler atıldı!
Mesela; ilçe belediyeleri cumhuriyet mirasını satışa çıkarmak için yetki alırken, aynı anda Büyükşehir Belediyesi içini 16 ayda dolduramayacağı binayı alıp kaderine terk edebildi.
Adresi bilmeyen kaldı mı?
Evet, evet: Valiliğin hemen karşısındaki eski Halkbank binasından bahsediyorum. Aylardır geceden sabaha o boş binayı aydınlatıyoruz bir de vergilerimizle…
Gelir gelmez araç alımı da yazıldı, kamuda tartışıldı!
17.5 milyona makam aracı satın alındı. Sonra “yok canım 10 milyonluk o araç, pazarlık edildi” denildi. Araç alınmış inkar edilmedi! Sonra ne oldu “yok efendim makam aracı değil insan taşıma aracı” falan filan denildi.
Halkın hafızası taze!
Daha geçen yazdım 254 milyon TL’lik harcamanın hangi öncelik kriterine uyarak harcandığını kimse bilmiyor!
“Halkçılık” ilkesi herhalde sadece seçim broşürlerinde mürekkep olarak kaldı. Borç batağındaki belediyelerin, Genel Merkez’e şirin görünmek için yaptığı her masraf; o ildeki işçinin maaşından, esnafın sokağından çalınan paradır.
Esnafın da, işçinin de, emeklinin de halini gayet iyi bildikleri söylemlerde sabit!
Eleştiri Duyunca Genel Başkan “Mikrop” Diyor, Yerelde de “Karalama Kampanyası, Siyasi Saldırı” Demokrasiyi Unutmasalar Bari!
Sözü, bir yerde gazeteciye laf yetiştirirken bulmak hiçbir siyasi partinin temsiline yakışmaz. Gazeteci Sinan Burhan’a “mikrop” iması ile seslenmek, sadece bir ağız bozukluğu değildir. Bu, “güç zehirlenmesinin” ilk belirtisidir. “Daha koltuğa tam oturmadan böyleysek, oturunca ne oluruz?” sorusunun cevabıdır.
Gazeteci Barış Yarkadaş belge yayınlıyor, cevap vermek yerine savunmalarla geçiştiriliyor.
Demokrasi sadece sizi alkışlayanlar varken mi güzel? Muhalefetteyken “basın özgürlüğü” diye metinler döşeyip, iktidar ışığını görünce “susturun şunu” demek; değişim değil, ayrıca “güzel günler” müjdesini de pek karşılamıyor.
Tekrar Yazalım da Unutma Bir Daha: İsrafın Amblemi Olmaz!
Ülkemizde bulunan tüm siyasi parti yönetimlerine ve belediyelerine küçük bir dost tavsiyesi: İsrafın sağcısı, solcusu, muhafazakarı ya da moderni olmaz. İsraf, başlı başına bir ahlak sınavıdır.
Eğer o lüks araçların camlarındaki film tabakası, dışarıdaki halkın feryadını görmenizi engelliyorsa; o araçların ses yalıtımı, vatandaşın ahını duymanıza izin vermiyorsa; o yolun sonu iktidara değil, hüsrana çıkar.
Unutmayın; israfın kabul edilebilir bir logosu yoktur, sadece ağır bir bedeli vardır. O bedeli de halk, vakti saati gelince sandıkta çatır çatır ödetir.
Haydi selametle…