Bodrum Belediyesi Meclisi’nde yine o meşhur, geleneksel “turizm” seansı düzenlendi. AK Parti’nin bir meclis üyesi dile geldi, dedi ki:
“Esnafın işi yokmuş… Sokaklar eskisi kadar kalabalık değilmiş… Turizm eski günlerini mumla arıyormuş…”
Mış mış mış ta muş muş muş…
Bunlar doğru mu? Sonuna kadar doğru!
Ancak konuşmaları dinlerken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba diyorum “Bodrum’un bütün dertleri belediye binasının girişindeki turnikeden tek tek sıra ile mi çıkıyor?”
Çünkü anlatılan kıyamet tablosuna bakınca, belediye başkanının tek bir imzasıyla Bodrum’un dünya turizm başkenti olacağını sanabilirsiniz.
Ya da insan sormadan edemiyor:
Acaba partili cumhurbaşkanımızın partisi hangi partiydi? Çünkü Bodrum’daki AK Partililer meclis koltuklarında otururken sadece partilerini değil, Türkiye’yi yöneten genel başkanlarını ve dolayısıyla devletin yürütme gücünü de temsil ediyorlar!
Bunun ne demek olduğunun farkındalar mı? Buradan bakınca, Bodrum’daki temsilcileri bu gerçekle 24 yıldan beri henüz yüzleşememiş gibi…Haydi bakalım ne zaman nasipse kısmetse!
Kendilerini hâlâ “sesini duyurmaya çalışan ezilen muhalefet” sanıyorlar.
Yahu bu kadar arabesk fazla değil mi?
Bir anlığına rolleri değişelim; tersi olsaydı, yani Türkiye’deki yürütme gücü ve bakanlıklar muhalefette, Bodrum Belediyesi ise genel iktidarın elinde olsaydı bugün Bodrum’da neler olurdu neler?
Muhtemelen AK Parti meclis grubu, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün önüne çadır kurup “Bakanlık Bodrum’a üvey evlat muamelesi yapıyor, yolları bilerek genişletmiyor!” diye pankart açardı. Çevre Bakanlığı’nın kapısında “Kıyıları işgal edenlere neden ceza kesmiyorsunuz, gücünüz mü yetmiyor?” diye basın açıklaması yapar, Turizm Bakanlığı’na “Bodrum esnafı kan ağlıyor, hani nerede ulusal reklam politikası?” diye soru önergesi verirlerdi.
Ama şu anki tabloda hem devasa bir gücü elinde tutup hem de meclis kürsüsünden belediyeye dert yanmak…
İnsan gerçekten hayret ediyor. Hani derler ya; hem suçlu hem güçlü, hem iktidar hem muhalif! Bu neyin kafası? Bodrum’un muhalefet kafası mı?
Bu hatırlatmaları yapmam gerektiği için üzgünüm; ama Bodrum’un bugünkü haline duyduğum üzüntü, sizin bu “muhalefetçilik” oyununuza duyduğum hayretin yanında hafif kalır!
Söylem Üretmeyi Bize Bırakın, Eyleme Geçin!
Karayolları, makro turizm politikaları, çevre yönetimi, kıyılar, tabiat varlıkları, büyük altyapı yatırımları, turizm teşvikleri, çevresel denetimler… Bunların hiçbiri belediyenin tek başına “Bugün canım istedi, çözdüm.” diyebileceği işler değil.
Bir tarafta bakanlıklar, bir tarafta plan onayları, bir tarafta belediyeler… Yani bu şehir, tek bir kurumun günahıyla bu hale gelmedi.
Üstelik belediye meclisinde neye, eylemle desteklenen şekilde itiraz ettiniz?
Mesela Cumhuriyet mirasının belediye eliyle satış yetkisinin alınması sürecine ket vurmak için hukuki bir yola başvurunuz oldu mu Ocak 2025’ten bu yana?
Bildiğimiz kadarıyla olmadı!
Muhalefet etmek, sizin için sadece söylem geliştirmek, kürsüden ajitasyon yapmak ve el-kol kaldırmaktan mı ibaret?
Bodrum’un siyasi aktörlerine küçük ama samimi bir tavsiyemiz var:
Söylem üretmeyi Bodrum halkına bırakın:
Bu kentin insanı konuşur, gazetecisi yazar, turizmcisi anlatır, esnafı dert yanar, muhalifi eleştirir. Demokrasinin işi zaten budur.
Ama sizler; topyekun hepiniz… Söylemden değil, eylemden sorumlusunuz!
Her yaz aynı konuşmaları yapıp, aynı sorunları sanki ilk defa görüyormuş gibi yeniden keşfedip, sonra da mikrofonu kapatıp plaja inmek artık kimseyi ikna etmiyor.
Sonra diyorlar ki:
“CHP belediyeciliği çok vasat”
“AK Parti’nin Bodrum’da esamesi yok.”
“Diğer siyasi partiler Bodrum’da sadece mum üflüyor”
Haksızlar mı?
Bodrum’un trafiğini konuşmayın… Rahatlatın.
Denizin kirlendiğini anlatmayın…Koruyun.
Kıyı işgallerini eleştirmeyin… Kaldırın.
Altyapıyı tartışmayın…
Tamamlayın.
Turizmin düştüğünü söylemeyin… Onu ayağa kaldıracak politikaları hayata geçirin.
Çünkü halkın şehirde temsilcisi olmak, muhalefet cümleleri kurma lüksü ve ayrıcalığı değil; çözüm üretme sorumluluğudur. Halkın önüne her yaz aynı temcit pilavını koyup adına “turizm değerlendirmesi” demek, ne kaçan turisti geri getirir ne de seçmeni ikna eder.
Bu şehir artık yeni bir sezon değil, yeni bir anlayış istiyor.
Büyük Teşhis: Doktorum Diyen Çok, Tedavi Yok!
Sayın Mandalinci ve Bodrum’da yönetimde, mecliste, bakanlık kadrolarında söz sahibi olduğunu düşünen tüm yetkililer; bu şehrin sağlığı sizin koltuk kavgalarınız, siyasi illüzyonlarınız ve bürokratik bahaneleriniz yüzünden ciddi şekilde bozulmuş durumda. “Neyin var?” diye sorup radikal bir tedavinin peşine düşmek yerine, “Yok canım, Bodrum dışarıdan hâlâ çok havalı ve sağlıklı görünüyor” diyerek günü kurtarmaya çalışmak, bu kenti bilerek ve isteyerek ölüme terk etmektir.
Bir tarafta kentin boğazını tıkayan trafiği, patlayan su hatlarını, dere yataklarını obez bir biçimde dolduran hormonlu betonlaşmayı ve denizlere sızan o açık kanamayı görmezden gelen yerel yönetim; diğer tarafta devletin yürütme gücünün üstüne oturup yerelde muhalefetçilik oynayan merkezi irade temsilcileri varken; Bodrum’un acılar içinde kıvranan bu klinik tablosuna sadece uzaktan gözleri dolu dolu bakmanız ya da suçu birbirinize havale etmeniz artık kimseyi ikna etmiyor.
Yanlış hastaya, yanlış niyetlerle reçete yazarak sadece zamanı ilerletiyorsunuz; oysa Bodrum’un yoğun bakımdan çıkmak için süslü cümlelere, havalı PR videolarına veya samimiyetsiz meclis polemiklerine değil, acil ve radikal bir neşter operasyonuna ihtiyacı var; çünkü bu kentin tabelasından ibaret kalmayan o can çekişen ruhunun, sizin hangi siyasi becerinizle o koltuklarda oturduğunuzun sebebini anlayacak tek bir saniyesi bile kalmadı!
Haydi selametle…