Atatürk’ün İsmi Var, Cismi Yok: Atatürkçü Düşünce Derneği Pusulayı mı Şaşırdı Yoksa Navigasyon mu Bozuldu?

A+
A-

Adını tabelaya yazmak kolay. Zor olan, o kafanın içindeki ışığı yakabilmek. Bugün ülkenin dört bir yanında tabelasında “Atatürk” yazan kurumlar, dernekler, vakıflar gırla… Ama gelin görün ki insan sormadan edemiyor: Yaşayan gerçekten Atatürk’ün fikirleri mi, yoksa sadece tabela ustalarının emeği mi?

Son günlerde Muğla’da Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) cephesinden gelen haberleri izlerken, “Hangi akla hizmet?” demekten kendimizi alamıyoruz.

Tabloya bakın:

  • Bir tarafta şube başkanı siyasi partinin kapısını çalıp “Arkanızdayız, tam destek!” diye amigoluğa soyunuyor. (Bknz: Muğla)
  • Diğer tarafta bir başka şube başkanı, dernek koltuğunun yanına bir de siyasi partinin il yönetim kurulunu iliştirivermiş. Mesaiyi ikiye bölmüş anlaşılan. (Bknz: Bodrum)

Vatandaşın siyaset yapma hakkına lafımız yok, gitsin rozetini taksın, seçmenden oyunu istesin. Ama arkadaş, sen mahalle satranç kulübü başkanı değilsin ki! Adında “Atatürk” yazan, tüzüğüne “Cumhuriyet ilkelerini yaşatacağız” diye ant içmiş, yıllardır “Biz partiler üstüyüz” diyen bir sivil toplum örgütünün temsilcisisin.

Şimdi ekranı biraz büyütüp soralım:

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Sayın Hüsnü Bozkurt… ADD’nin pusulası şu an kuzeyi mi gösteriyor, yoksa en yakın parti binasını mı?

Şube başkanlarınızın partilere gülücük dağıtması bireysel bir “acemilik” midir, yoksa Genel Merkez’in sessiz mod onaylı yeni vizyonu mu? Bir şube başkanı gündüz dernekte “tarafsız Atatürkçü”, akşam partide “nefer” olunca o derneğin lafının bir ağırlığı kalır mı? Yoksa sözlükteki “partiler üstü” kavramına güncelleme geldi de bizim mi haberimiz yok?

Hani bir hatırlatmakta fayda var: Atatürk’ün mirası kimsenin kişisel ikbal tarlası ya da partilerin arka bahçesi değildir. Cumhuriyet de öyle, Paşa’nın kendisi de…

Peki, günün bonus sorusu: Mustafa Kemal Atatürk bugün yaşasa ne yapardı?

Bir parti binasının makam odasında fiyakalı fotoğraflar verip “Yanınızdayız” tiviti mi atardı?

Böylece milletvekilliği ya da bir belediye başkanlığı da payımıza düşer mi diye şahsi ikbal hesaplarına mı kapanırdı?

Bugüne taşınan düşünce nedir burada? Ben okuduklarım arasında bu düşünceye rastlamadım.

Cevabı millet olarak hepimiz biliyoruz, değil mi?

Atatürk’ü anlamak, fiyakalı siyaset fotoğraflarına fon müziği olmak değildir. Onun mirası; özgür düşünen kafalar, dimdik duran kurumlar ve verilecek hesabın bilinciyle çalışan bir yönetim anlayışıdır.

Sivil toplum kuruluşları da tam olarak bunun için vardır. İktidarın ya da muhalefetin koltuğuna payanda olmak için değil; kim olursa olsun, yanlış yapana aynı cesaretle “Hadi oradan!” diyebilmek için.

Kişiler gelir geçer, rozetler değişir. Ama bu ülkenin harcındaki değerler baki kalır.

Şimdi soruyu derneğin kapısına asıp çekiliyoruz:

ADD’nin kuruluş amacı neydi?
Siyasi partilerin protokol listelerinde görünmek mi, yoksa hiçbir gölgeye sığınmadan Atatürk’ün düşüncelerini, gelecek vizyonunu geleceğe taşımak mı?

Çünkü Mustafa Kemal’in arkasında bir parti değil, koskoca bir millet vardı. O koskoca değeri günlük siyasetin fındık kabuğunu doldurmayan hesaplarına sığdırmaya çalışmak… İşte Atatürk’e yapılacak en büyük ayıptır.

Şimdi takdir de cevap da, o tabelaların altından gelip geçen Türk milletinindir.

Haydi selametle…

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları