Beşinci Mevsim

Beşinci Mevsim

​Takvimlere bakarsan dört tanedir.
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.
Mevsimlik işçiler gibi geçer gider.
Okulda böyle öğrettiler.
Müfredatta böyle yazıyor.

​Ama ruhun takvimi başka işler.
Şeyh Galib bin yıl önceden sesleniyor.
“Ömrün beş mevsimi var” diyor.

​Birincisi Aşk.
Cemre gibi düşer içine.
Önce kanın ısınır, sonra dünyan.
Mantık iflas eder.
Kalbin ihtilalidir.

​İkincisi Hasret.
Gurbet değil, mesafe değil.
Yanındayken bile doyamamaktır.
Sürekli bir şeyi beklemek, ama neyi beklediğini unutmaktır.

​Üçüncüsü Yalnızlık.
Kalabalık caddelerde, tıklım tıklım otobüslerde…
Kendi sesini duymaya başlamaktır.
Kimseye anlatamadığını, aynadaki aksine fısıldamaktır.
En kalabalık yalnızlıktır.

​Dördüncüsü Vuslat.
Hani o hiç varılmayan menzil.
Hep bir adım ötesi.
Hep “bir gün” dediğin o hayali kavuşma.
Aslında vuslat, o yolda yürümektir.

​Ve beşincisi…
Hüzün.
Gül-i Rana gibidir.
Dışı sarı, içi nar kırmızısı.
Dışarıdan “soldu” sanırlar, içeride yangın vardır.
İnsan olduğunun, kalbin olduğunun tek sağlam raporudur.

​Bugün bize “hep mutlu ol” diyorlar.
“Hep gül”, “hep tüket”, “hep yaz mevsiminde kal” diyorlar.
Ruhu kurutuyorlar.
Hüznü ayıp sayıyorlar.

​Halbuki hüzne uğramayan ömür, meyve vermez.
Acıyla pişmeyen, hasretle yoğrulmayan gönül, adam olmaz.

​Sahi…
Siz bugün hangi mevsimdesiniz?

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları