Futbol milli takımı sahaya çıkıyor;
sanki 90 dakika değil, Viyana kuşatması.
Mehter marşları, tanklar, tüfekler… Yenince “dünyanın en büyüğü” biziz, yenilince “vatan haini” ilan ediliyorlar.
Futbol, başarının değil; milyonluk primlerin, lüks villaların ve klavye başındaki nefretin sahnesi oluyor.
Peki ya Filenin Sultanları?
Dünyayı dize getiriyorlar, bayrağımızı en tepeye dikiyorlar. Prim tekliflerini, “Biz ülkemiz için oynuyoruz” diyerek onurlarıyla reddediyorlar.
Peki, karşılığında ne alıyorlar?
Saygı değil, ahlak bekçilerinin “kıyafet” ayarını.
İşte aradaki uçurum bu:
Biz sporu bir kültür değil, kompleks tatmin aracı yaptık. Erkek futbolcunun başarısızlığına “vatan hainliği”, kadın sporcunun şampiyonluğuna “ahlak bekçiliği” yaftasını yapıştırdık.
Biz ne istiyoruz?
Emeğe, cinsiyetten bağımsız bir saygı. Maçı “savaş”, rakibi “düşman” görmeyen bir akıl. Başarıyı parayla değil, alın teriyle tartan bir toplum.
Skor tabelasında ne yazarsa yazsın; bu zihniyetle biz, maça daha başlayamadık.