DOLAR
8,7150
EURO
10,3638
ALTIN
497,65
BIST
1.394

    DENİZ’DEN MEKTUP VAR

    DENİZ’DEN MEKTUP VAR
    07.05.2021
    A+
    A-

    Ben Deniz, Gezmiş olan.
    Gezmiş derken yanlış anlaşılmasın, soyadı Gezmiş olan.
    Yoksa vaktim olmadı gezmek için.

    27 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğmuşum. Annem ve babam öğretmen olduklarından ilk ve orta öğrenimimi Sivas’ta yapmışım. Sonra İstanbul’da Haydarpaşa lisesinde okudum. Sol düşüncelerle ilk burada tanıştım, tabi akabinde ilk kıvılcımlarda burda başladı. Birkaç eylemin içinde olmuştum ama ilk gözaltı kararım, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtına çelenk koymalarıyla oldu. Bende arkadaşlarımla onlara destek vermek için ordaydım o gün. İlk gözaltına o gün alındım, bunun daha başlangıç olduğunu biliyordum, nitekim öylede oldu. Lise dönemlerim çok sorunlu geçti doğal olarak. Neyse öyle böyle üniversiteden içeri atabildim kendimi. Aslında bu da babamı ve annemi kırmamak içindi. Yoksa benim memleket sevdam okuma isteğimin çok ötesindeydi..

    İstanbul Üniversitesini kazanmıştım, hemde iki bölümü birden. Hem fen Fakultesini hem Hukuk Fakuktesini. Ben hukuk okumak istiyordum ama babam Fen Fakultesini okumamı istiyordu. Açıkçası babamla fazlada anlaşamıyorduk. Güzel adamdı ama tutucuydu. Klasik memur kafasındaydı hep. Sıradan, herkes gibi bir hayat planlıyordu benim için, oysa benin planlarım başkaydı. Başlarda kırmadım ama sonra kaydımı hukuk fakültesine aldım. Buda zaten ilk olmayacaktı, daha sonra babam ve annemi fazlasıyla kıracaktım. Tamam ama benim annem üzülmesin, senin annen üzülmesin, onun annesi üzülmesin, peki kimin annesi üzülecekti?

    Ülkeyi bile bile, göre göre emperyalistlere mi bırakacaktık ?

    Ülkenin her tarafına yayılmışlardı. Sokaklarda ki bütün olaylarda onların parmağı vardı. Amerika istediği hükümeti kuruyor, istediği hükümeti indiriyordu. Ülkede siyaset tamamen onların kontrolündeydi.

    Defalarca göz altına alındım, tutuklandım ama inanın hiçbiri zoruma gitmedi ama 6.filonun İstanbul’a girişini protesto ettik diye göz altına alınmamız hatta tutuklanmamız çok dokundu bana. İşte o gün anladım ki aslında ülkeyi gerçekten Amerika yönetiyordu. Bu sürede eylemlerimiz, tutuklanmalarımız oldu ama asıl olay öğrencisi olduğumuz İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ki arkadaşlarımla başlattığım eylemde oldu. Çıkan çatışmada yaralandım. Hakkımda çıkan tutuklama kararından dolayı hastaneden kaçıp Filistine gittim. Bir süre Filistinde kaldım. Bu sırada Üniversiteden de atıldım, işgal etmişiz de ondanmış. Oysa biz öğrenci haklarımızı elde etmek istemiştik sadece. Ülkeye tekrar giriş yaptığımda yakalandım. Benden kurtulmayı kafalarına koymuşlardı bir kere. Bazı olaylarımız olmuştu, zaten yaptıklarımızı da inkar etmedik ama okulda bulunan silahların bana ait olduğunu uydurmuşlar, bu kontrollü yalandı işte. Tekrar tutuklandım, yaklaşık 8-9 ay tekrar cezaevine girdim. Hapisten çıktıktan sonra artık öğrenci eylemleriyle yol alınamayacağını biliyordum. Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Cihan Alptekin ile birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Örgütünü kurduk. Tabi bu kadar değildik, çok fazla arkadaş katıldı bize. Bu arada bir defalığına mahsus banka soyduk, aslında daha sonra Hakim’e de dediğimiz gibi soymadık, kamulaştırmıştık. Parayı alıp gerçek sahipleri olan halk’a dağıtacaktık ama onu da başka türlü gösterdiler. Ben, Yusuf, Hüseyin ve arkadaşlarımız elimizden geleni yaptık. Kendi askerimizle, polisimizle karşı karşıya gelmemek için çok uğraştık, zaten onlara karşı direk bir eylemimizde hiç olmadı. Kimseyi öldürmemiştik. Sadece Amerikan Konsolosunu kaçırıp serbest bırakmıştık. Yani banka soygunundan ve bu suçtan aranıyorduk. Amerikaya kendilerini sevdirmeye çalışanlar yarış halindelerdi. Siyasetçiler bir yandan, cuntacılar bir yandan. Tek dertleri biz olmuştuk. Bir süre saklandık ama ihbar edildik, hem de çok sevdiğimiz halkımız tarafından. Birçok arkadaşımız sırf emperyalistleri ülkemizde istemiyoruz dedikleri ve bu uğurda mücadele ettikleri için vuruldular, hem de acımasızca, kalleşçe. Bizi ülkeyi yıkmak istemekle, vatan hainliğiyle suçladılar. Bahsettikleri Türkiye değildi, biz vatan dedikleri yerin Amerika olduğunu biliyorduk. Haklılardı gerçekten de onları yıkmak istemiştik, en azından burada. Bu yüzden ne onları nede mahkemelerini hiç ciddiye almadık. Hiç birimiz başımızı eğmedik, hatta gülümsememizi bile ihmal etmedik. Bu onları daha da delirtiyordu. Hiç birimiz pişman değildik elbette, sonuçta biz işlerin buraya kadar geleceğini zaten biliyorduk. Son isteğimi sordular, bende babama bir mektup yazıp, üzülmemelerini söyledim. Sonuçta hepimiz bir gün ölecektik. Biz en azından inandığımız bir dava için ölecektik. Muhtemelen bizi ipe götürürken bile yüzümüzde pişmanlık görmek isteyecekler ama çok beklerler. Biz bu yola çıkarken uzun yaşamayı hayal etmemiştik ki, pişman olalım. Babama da mektubumda yazdığım gibi; önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir..