İdeal Gazeteci Tarifi
Bu bir yemek tarifi değildir. Zaten gazetecilik yenmez.
Bu tarif, kırk yıllık hatrın şahididir. Ama kahve değildir. Kırılmaz fincandır gazetecilik.
Malzemeler
* 1 kilo hakikat
(Katkısız, menşei belli)
* 1 su bardağı vicdan
(Azı halkla ilişkiler yapar, fazlası romantizm)
* 2 yemek kaşığı cesaret
(Gözü kara değil, gözü açık)
* 1 çay kaşığı hiciv
(Zor gerçeklerin sindirimi için)
* Yeteri kadar mesafe
(Herkese eşit, kimseye yakın değil)
Lakap eklenmez!
Unvan serpilmez!
Koltuk, para, ilişki sosu kullanılmaz!
Gazeteci lakabıyla değil, adıyla gazetecidir.
Bu hamur imzayla yoğrulur. İmza yoksa, tarif tutmaz.
Hazırlık
Bu tarif hazırlanırken mutfağa şu cümle sokulmaz:
“Bunu yazmayalım, başımız derde girer.”
Onun yerine şu sorular sorulur:
* Bu yazılmazsa kim zarar görür?
* Bu bilgi kime lazım, kime rahatsızlık verir?
* Bu haber olmazsa kim rahat uyur?
Vicdan ele yapışır.
Kolay çıkmaz.
İyi tarifler zaten biraz zahmetlidir.
Pişirme Talimatı
Gazetecilik yüksek ateşte pişirilmez.
* Güç ateşi yakar
* Para ateşi kokutur
* Koltuk ateşi zehirler
Doğru yöntem bellidir:
Orta ateş, uzun zaman, sabır.
Hızlı pişen gazeteci kabarır ama boş çıkar.
Lakapla pişen çabuk parlar, çabuk söner.
Adıyla pişen yavaş yükselir, geç tanınır, zor unutulur.
Servis
Usta elinden çıkan gazeteci şuradan anlaşılır:
* Yazısı yayımlanır, alkış kopmaz
* Ama birçok insan “yalnız değilmişim” der
* Haksız olan huzursuz olur
* Güçsüz olan cesaret bulur
Yazının altında reklam yoktur, parantez yoktur.
Sadece isim vardır.
Ve o isim, yazının arkasında durur.
Fincan Meselesi
Gazetecilik kahve değildir.
Çünkü kahve biter.
Gazetecilik; vicdan hamurundan yoğrulmuş kırılmaz fincandır.
Düşer, çatlar, lekelenir.
Ama dağılmaz.
İçine ne koyarsan koy:
* Tehdit
* Yalnızlık
* Zaman
Fincan kalır.
İçindekiler değişir.
Bir gün herkes susarken
hâlâ bir vicdan konuşuyorsa,
bil ki gazetecilik oradadır.
Tarif burada biter.
Kimin mutfağı tuttu,
kimin yemeği yandı
— onu zaten halk ayırt eder.
Haa bir de herkes tarif vermeye kalkar fakat sadece çırak yetiştirebilenlerin tarifi doğrudur.
Tarifin sonunda bu yoldan gideceklere afiyet olsun denmez : Uğur’lar olsun denir.
Bir keskin kalem, bir kırık gözlük yürekli yiğitlere hatıra, masada her zaman ve her şartta mutlaka durur.
Haydi selametle…