Doğrudur kamu kaynaklarını sadece belediyeler kullanmıyor ve şeffaflık, hesap verebilirlik ilkesine sahip çıkması gereken de yalnızca belediyeler değil. Yerelde yazı yazıyorsanız, sosyal medyada, orada burada önümüze düşen haberlerde faturalar, harcamalar belediyelere ait olunca sadece onlar geliyor kalemin ucuna. Çünkü yerelde kamuoyu gündemi o tarafa kayıyor. Ancak tabi ki bu yekpare değil topyekun bir mücadele ister. Asla tek yönden düşünülmemelidir.
Konu nereden buraya geldi onu açıklayayım. Dostlarımız Muğla Akçaova’da TOKİ’den ev aldılar. Evler teslim edildi. Yerleşenler var. Tadilatları devam edenler var. Ancak konu bu değil.
Konu, kamu kaynaklarının kullanımında halkın ihtiyaçlarına ne kadar yer verildiği.
Konu, kamu kaynaklarının elverişli, işlevsel ve doğru kullanılıp kullanılmadığı.
Bakın dostlar TOKİ bir devlet kuruluşudur. O, bir yerde temel atıyorsa devletin orada halkın ihtiyaçlarını da önceleyerek bir merkez oluşturması beklenir. Yani sağlık, eğitim, ulaşım, altyapı hizmetleri, spor, kültür, sosyalleşme, ibadet yerleri, çarşı pazarı her şeyiyle bir merkez oluşturması beklenir. Burada 500 konut var. Hane başı 4 kişi otursa sırf TOKİ nüfusu 2.000 kişi. Akçaova’da da ortalama 2.000 nüfus var desek oldu mu sana 4.000 nüfus.Neredeyse belde burası. Ama burada sağlık ocağı yok. Burada okul yok. Burada kreş yok. Ama hayli büyük nereden baksan görülür bir cami var. Bugün bakanlıkların ve Diyanet’in bütçesine bakıldığında sebebi açıkça ortada bu gerçeğin. Bu da demek oluyor ki; kamu kaynaklarının doğru dağılımında bir sıkıntı var. Hele hele Diyanet İşleri Başkanlığına bu kadar büyük bütçeler ayrılmaya başladığından bu yana kendini müslüman olarak tanıtan kişilerin sayısındaki azalış, toplumda deizme yöneliş olduğu da göz önüne alınırsa bu ayrılan kocaman bütçenin islamı, inancı yayma hususunda da verimsiz kullanıldığını söylemek çok da abes değildir.
Evet, ibadet yerleri önemlidir, fakat halkın en büyük ibadeti can güvenliği olmalıdır. Türkiye’nin altyapısı, depreme dayanıklı konutlar ve afet müdahale araçlarıyla donatılmadığı sürece, o camiler ne kadar büyük olursa olsun, bu topraklarda huzur bulmak mümkün değil. Çünkü en temel hak, hayat hakkıdır. Yaşamak, dinin ve inancın bir gereğidir. Peki, bir dinî kuruluş için ayrılan bu büyük bütçe, toplumu daha güvenli kılmak, insan hayatını korumak için kullanılabilir miydi? Elbette kullanılabilirdi. Ayrıca cemaatsiz caminin kime ne faydası var? İçini dolduramadığınız her yapı israf!
Daha fazla yangın uçağı alabiliriz, daha dayanıklı binalar inşa edebiliriz. Ve belki de, sonunda bu topraklarda herkesin güvenle yaşayabileceği, her türlü felakete karşı daha eğitimli, daha sağlıklı, daha doğru beslenen nesillerle her türlü afete hazırlıklı bir ülke oluşturacak maddi gücümüz var. Ama önce, kamu kaynaklarını gerçek ihtiyaca göre yönlendirmek gerek.
Hayatın kutsallığı, sadece inançla değil, can güvenliğiyle ölçülür. Devletin görevi, halkını bu güvenlikten mahrum bırakmamak olmalıdır. Şimdi tek tek büyük bütçe kalemlerimize bakalım mı?
Savunma ve Askeri Harcamalar Savunma harcamaları, Türkiye’nin en büyük bütçe kalemidir. Elbette, güvenlik ve ülke savunması kritik önceliklerdir. Savunma harcamaları konusunda da daha verimli kaynak kullanımı sağlanabilir. Özellikle, teknolojik altyapıya yapılacak yatırımlar ve yerli savunma sanayisi projelerine daha fazla yatırım yapılabilir. Ayrıca, savunma harcamalarının şeffaflık içinde yönetilmesi ve denetlenmesi de çok önemli ve bir ülkede savunma önlemleri kadar, halkın günlük yaşam güvenliği, sağlık ve eğitim gibi temel haklarını koruyan altyapıların da güçlü olması gerekir. Bu dengeyi sağlayabilmek, öncelikli meselelerden biri olmalı.
Eğitim Bütçesi Eğitim, geleceğin şekillendirildiği en önemli alanlardan biri. Türkiye’deki eğitim bütçesi her yıl artmakla birlikte, hala bir hayli düşük. Bu bütçenin büyük bir kısmı, okul inşaatları, öğretmen maaşları ve akademik altyapıya gitse de, eğitim kalitesinin iyileştirilmesi noktasında hala ciddi eksiklikler var. Özellikle teknolojik eğitim altyapıları, öğretmen eğitimi, öğrenci destek hizmetleri gibi konularda daha fazla yatırım yapılması gerektiği bir gerçek. Üstelik, eğitimdeki eşitsizlikler de önemli bir sorun. Kaynakların daha verimli bir şekilde dağıtılması, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için kritik.
Sağlık Bütçesi Sağlık sektörü için her yıl ayrılan bütçe artıyor, ancak son yıllarda artan nüfus ve sağlık talepleri göz önüne alındığında, bu bütçe hala yetersiz kalabiliyor. Bunun büyük kısmı hastanelerin işletmesi, sağlık çalışanlarının maaşları ve ilaç alımları gibi harcamalara gidiyor. Ancak, aşılar, erken teşhis ve sağlık hizmetlerine erişim gibi kritik konularda daha fazla yatırım yapılması gerekebilir. Hastanelerin sağlık altyapıları, acil durum ekipmanları gibi konularda iyileştirme yapılması önemli. Eğer bu bütçe, özellikle koruyucu sağlık önlemlerine yönlendirilebilirse, uzun vadede toplumun sağlık kalitesi büyük ölçüde artabilir.
Ulaşım ve Altyapı Yatırımları Son yıllarda, büyük ulaşım projeleri (tüneller, köprüler, havaalanları vb.) ciddi bir bütçe harcaması gerektirdi. Bu yatırımların çoğu büyük şehirlerde yoğunlaşıyor, kırsal bölgeler ve ulaşımı zor olan alanlarda hala eksiklikler var. Kırsal altyapı, kırsal yollar ve toplu taşıma projelerine daha fazla kaynak ayrılabilir. Ayrıca, bu projelerin çevreye etkileri ve sürdürülebilirlik açısından da daha dikkatli bir planlama yapılabilir. Bugün AYDEM, Türk Telekom, MUSKİ, AKMERCAN’ın kırsal bölgelerde hizmet kalitesi Muğla’da yerel halk tarafından şikayet, öneri ve talep konusudur. Dolayısıyla daha fazla denetim, daha fazla yatırım ve daha iyi hizmeti millete sağlama gayretinde olmaları beklenir.
Çevre ve İklim Değişikliği İklim değişikliği ve çevre sorunları günümüzde küresel bir kriz haline gelmişken, Türkiye’deki çevre politikaları ve buna ayrılan bütçe ne yazık ki yetersiz kalıyor. Türkiye, yeşil enerji yatırımları, orman yangınlarıyla mücadele, su kaynakları yönetimi ve çöp yönetimi gibi alanlarda önemli bütçelere ihtiyaç duyuyor. Ancak bu alanlarda yapılacak yatırımlar, hem çevreyi korumak hem de ülkenin sürdürülebilir geleceğini garanti altına almak açısından kritik. Hele hele Muğla gibi turizm sektörünü de içinde barındıran şehirlerde bu yatırımların önemi tartışılmaz.
Örneğin, yenilenebilir enerji yatırımları için ayrılan kaynakların çoğalması, doğal afetlere hazırlık için yapılan harcamaların artırılması gibi stratejiler, ülkenin uzun vadeli refahına olumlu etki sağlayabilir.
Sosyal Yardımlar ve Yoksullukla Mücadele Son dönemde yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlar için önemli bütçeler ayrılmaya başlandı. Buna rağmen, yoksulluk ve gelir eşitsizliği hala ciddi bir sorun. Sosyal devlet anlayışı doğrultusunda, özellikle düşük gelirli ailelere yönelik daha fazla kaynak ayrılabilir. Ayrıca, eğitim, sağlık ve istihdam fırsatları gibi alanlarda destekler çoğalabilir.
Tarım ve Gıda Güvenliği Tarım sektörü, hem ülkenin gıda güvenliği hem de kırsal kalkınma açısından kritik bir alan. Ancak tarıma yapılan yatırımlar, genellikle kısa vadeli sonuçlar doğuruyor. Tarım altyapısı, su yönetimi, sürdürülebilir tarım projeleri gibi alanlarda daha fazla yatırım yapılabilir. Ayrıca, kırsal kalkınma projeleri ve genç çiftçilere yönelik desteklerin kısıtlı kaldığının farkına varılabilir ve bu konuda önemli adımlar atılabilir.
Sonuç:
Bunlar bir yana, kamu bütçesinin şeffaf olması gerekir. Belediyeler, yaptığı harcamaların her kuruşunu halkla paylaşmalı bu konuda kesinlikle sonuna kadar tarafım. Ancak şeffaflık ilkesi bu kadar dar pencereden bakmak değildir. Bu ilke o kadar önemli ki, mesela biri cami inşa edecekse halk da bilsin, bu caminin orada “gerçekten gerekli” olup olmadığını, yoksa sadece siyasi bir “süs” deyip okul aramasın etrafta! Halkın parası, halk için harcanmalı.
Şeffaflık, “görkemli saray” inşa etmeyi isteyenlerin de başını ağrıtır. “Görkemli makam odası” isteyenin de. Gereksiz makam aracını altını çekeni de utandırır elbet ve utandırmalıdır! Çünkü Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Fethiye’de dediği gibi bugün milletimiz o kadar zengin değildir ve millet açken hırka üstüne hırka, post üstüne post giyinmek, şatafata meyil etmek dinen de haramdır.
Kamu kaynakları ne kadar şeffaf, o kadar verimli kullanılır. Verimsiz kaynak kullanımı demek, yolsuzluk ve kayırmacılık demektir. Belediyelere her kuruşu sormamız gerektiği gibi, bakanlıklara da aynı soruyu sormalıyız. “Bu harcamalar halk için mi, yoksa başka birilerinin çıkarı için mi?” Eğer dev projeler yapılıyorsa, halka bu projelerin gerçekten fayda sağladığı gösterilmelidir. Çünkü, güven inşa etmek bir köprü inşa etmekten daha önemli ve çok daha sağlam temellere dayanır.
Kamu kaynaklarının şeffaf bir şekilde kullanılması, sadece devlete veya kamu kurumlarına düşen bir sorumluluk değildir; halkın da bu süreçte önemli görevleri ve sorumlulukları vardır. Pasif kalmamalı, bilinçli olmalı, farkındalıklarını geliştirmeli, bilgi edinme hakkını kullanabilmeli, oy verirken sadece vaatlerle değil, geçmişte kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına da bakmalı.Şeffaflık ilkelerine uymayan yönetici ve kurumları demokratik yollarla değiştirmeyi bilmeli. Sorgulayanların önüne geçip alkış çavuşluğuna akıl çağında yer tutmak yerine kendi sorularını sormalı, muhakkak sorgulamayı da başkalarını beklemeden kendisi yapabilmeli.
Doğru, inanç önemli. Ancak inanç, sadece gökyüzüne bakarken değil, yerde sağlam basarken de hissedilmelidir.
Bilinçli vatandaş şeffaflığın ve hesap verebilirlik ilkesinin en güçlü varlık teminatıdır…Bu bilinç yükseldikçe devlet malının yetim malı olduğu anlaşılır. Devlet malına el uzatanlar utanmayı öğrenir. Aksi takdirde bugün maalesef örnekleri çoğaldığı gibi rüşveti alan ağa, veren paşa, yanındaki ahlak yoksunları da bey hayatı sürer, millete üstten bakmayı da adamlıktan sayar!
Kınama listesi için yerim kalmadı dostlar. Onu da siz ekler misiniz?
Haydi selametle…
Canan Baykız Kamu Kaynaklarını Sadece Belediyeler Kullanmıyor!