DOLAR
8,6527
EURO
10,3510
ALTIN
494,85
BIST
1.402

    MODERN KÖLELİK

    MODERN KÖLELİK

    Yaklaşık bir saat önce sevdiğim bir arkadaşım beni aradı. Nasılsın, iyimisin gibi gereksiz fasıllara pek girmiyoruz onunla, her zamanki gibi direk konuya girdik. Zaten oldum olalı sevmem, bu nasılsın, iyimisin saçmalığını. Artık hepimizde öyle bir alışkanlık olmuş ki, dilimiz bizden izin almadan bile soruyor. Bana göre uzak ara lügatımızın en samimiyetsiz ikilisi bu, nasılsın, iyimisin denilen, birlikte takılan iki fırıldak arkadaş..

    Neyse !…

    ”Yüksel, bugün arkadaşlarla bir araya geldik ve konu döndü dolaştı yine siyasete ” geldi diye başladı arkadaşım.
    Eyvah yine mi siyaset dedim, ki saat gece 02:00 olmuştu ve benim konuşmak istediğim en son konuydu siyaset. Diğer yandan yorgun ve uçak modundaydım o an. Beni iyi tanıyan biri olduğu için, biliyorum bu saatlerde konuşmayı sevmiyorsun, siyasete de girmeyeceğim, sadece bir konuda fikrini merak ettim dedi.

    -Mevzu nedir dedim?

    -Ya bugün birkaç arkadaş bir araya geldik. Mevzu dönüp dolaşıp memlekete geldi. Arkadaşların arasında ülke çok fakirleşti diyen de var, hayır toplumun refah seviyesi çok yükseldi diyen de var. Herkesin elinde son model cep telefonu, altlarında arabalar var, park edecek yer yok, cafeler, restaurantlar hep dolu vs vs diyorlar işte dedi..

    -Bu konuda sen ne düşünüyorsun diye sordu ?

    Arkadaşıma konuyu başka zaman konuşuruz dedim, bir iki kelamdan sonra kapattık. Bazen kendi sesiniz bile sizi rahatsız eder ya, öyle bir anımdaydım ama konu kafama takılmıştı bir kere. Bende defalarca bu mevzuya misafir olmuştum arkadaş ortamlarında.

    Daha önceden takıktım yani bu konuya.

    Bu arada sosyal ortamlarımda her konuya herkesle girmemeye özen gösteririm. Konuşmak bedava belki ama bir maliyeti var nihayetinde ağızdan çıkanların. O sırada harcadığınız nefes, yorduğunuz beyin, kafalar arası biletsiz yolculuk yapan fikirler, sinir sistemlerinin kardio yapmış hali vs işte. Ne gerek var şimdi durduk yere hücreleri yormanın ?

    Arkadaşın söylediğine takılmıştım. Gerçekten de bir kesime göre ülke hiç olmadığı kadar zenginleşmiş, bir kesime göre de Afrika ile yarışıyoruz. Yani anlayacağınız bedenimizin en tepesindekine geliyor yine mevzu.
    Herkes kafasının cumhuriyetine göre başkanlık yapıyor kendine..

    Evet insanların çoğun da gerçekten de nerdeyse bir iki aylık çalışmanın karşılığı olan ücretle aldıkları cep telefonlar var. Çoğunun ayakkabısı marka, üst baş fiyakalı, yine çoğunun arabası var vs vs vs ama borç içinde balıklardan fazla yüzüyorlar.

    Peki bu gösterişli hayatar, gerçekten bir toplumun refah seviyesinin göstergesi olabilir mi ?

    Yoksa bu sadece bilinçsiz tüketim çılgınlığımı ?

    Eski yöneticilik günlerim geldi aklıma. Ben müdür olarak diğer çalışma arkadaşlarıma göre en az 3 katı ücret aldığım halde en düşük model telefonu hep ben kullanıyordum. Hatta ikide bir bozuluyordu ama yine de almıyordum, ki hala öyleyim. Çalışır durumda olduğu sürece asla yeni telefon almam. Buna karşılık köyden çalışmaya gelmiş emekçi kardeşlerim, maaşlarını biriktirip gidip iki üç maaşla son model telefonlar alırlardı. Elbette emeklerinin karşılığıydı kazandıkları para, tabi ki diledikleri gibi harcayacaklardı. Ben ayakkabı alırken gidip ortalama bir fiyatla alırken, onlar gidip marka ayakkabı alırlardı. Evet ellerinde son model cihazlar vardı, üstleri başları jantiydi ama cepleri boştu.

    Olası işten çıkartılma durumlarında, köylerine dönecek paraları bile yoktu olmayan cüzdanlarında..

    Şimdi insanların ellerindekine, üstlerindekine, altlarındakine bakıp, refah seviyeleri iyi diyebilir miyiz ?

    İşte bütün mevzunun özeti aslında bu… !

    O arkadaşları örnek gösterdim ama hayatımızın her alanında bu böyle. Mesela kızın babası temizlik görevlisi, sokakları süpürüyor. Sakın yanlış anlaşılmasın, onlara kendimden çok saygı duyuyorum ve hepsinin yüreğinden öpüyorum ama o kız gidip bu babasının maaşıyla taksitle telefon alıyor, hem de babasının iki, üç katı maaş parasıyla.

    Şimdi o kızın refah seviyesi yüksek mi yani ?

    Yada komşusu araba mı aldı, diğeri de borçla harçla alıyor. Bir akraba ev mi aldı, öbürü durur mu, gidip 15-20 yıl ödemeli kredi ile ev alıyor. Ömrünü bir ev sahibi olmak için harcıyor yani. konunun asıl temeli, kolonsuz olmak, yani donanımsız, yani kapitalizmin çalışkan ama aptalca tüketen köleleri olmak. Belki de etraftakilerle yarışmanın bir sonucu olarakta görülmelidir bu durum.

    Eskiden paranız varsa üstbaş alırdınız. Yine paranız varsa, eşya, araba, ev vs alırdınız. Telefon falan zaten yoktu. Şimdi bir asgari ücretle çalışana bile bankalar araba, ev veriyorlar. Onları ömür boyu çalıştırıp hayat boyu taksit ödeyen maaşsız elemanları yapıyorlar, hatta üstüne onlardan birde para alıyorlar. Yani insanların bankalardan borç alıp hesapsızca harcamaları, yaşam standartlarınının yükseldiği anlamına gelmez, gelmemelidir.

    Bu mantıkta hesap dahil, her türlü hata var.

    Eski deyimleri çok severim. Kesinlikle hepsinin içi dolu. Tamda bu konuyu özetleyen bir söz var, onunla bitirmek istiyorum.

    Ayranı yok içmeye atla gider sıçmaya…