Muğla’da Yeni Trend: Gölgesiz Park Deneyimi
Muğlalı yıllardır “ağaç gölgesinde serinliyoruz” diyor.
Demek ki bir yanlış anlaşılma olmuş. Meğer “güneş yansımalı mermer deneyimi” istiyormuş.
Çünkü projelere bakınca insan ister istemez düşünüyor:
Bu şehirde ağaç biraz fazla konfor sağlamış olabilir mi?
Gölge gereğinden fazla serinlik üretmiş olabilir mi?
Vatandaş fazla rahat etmiş olabilir mi?
Nihayet çözüm bulunmuş gibi görünüyor.
Gölgeyi azaltalım, zemini parlatıp güneşi büyütelim.
Muğla halkı yazın 45 derecede yaşıyor zaten; biraz da dayanıklı yurttaşlık pratiği yapsın.
Üstelik şehir iklim deklarasyonuna imza atmış.
Yani artık resmi olarak “iklimle mücadele ediyoruz.”
Muhtemelen yöntem şu:
Önce ısıyı artır, sonra direnci test et.
Adı üstünde: “dirençli kent.”
Bir de ortak akıl vurgusu var.
Ortak akıl büyük ihtimalle projeyi çizenle projeyi onaylayan arasında gayet uyumlu çalışmıştır.
Mahalleli henüz o toplantıya davet edilmemiş olabilir. Sosyal medyadaki tepki o yönde.
Muğlalı aslında çok mütevazı taleplerde bulunuyor:
Biraz gölge.
Biraz toprak.
Biraz söz hakkı.
Ama belki de yeni şehircilik anlayışı şudur:
Ağaç organik kalır, mermer vizyoner durur.
Toprak nostaljiktir, beton çağdaştır.
Zeytin romantiktir, sert zemin “estetikle” buluşur.
Şimdi soruyu biraz büyütelim.
Bu soruyu Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne soralım.
Menteşe Belediyesi’ne soralım.
Menteşe Kent Konseyi’ne soralım.
Hatta 15 Şubat’ta zeytin ağaçlarını korumak için Milas’a gelecek olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e de soralım:
Akbelen’de zeytin için verilen mücadele hepimizin hafızasında.
Peki kent merkezindeki ağaç varlığı söz konusu olduğunda bilim aynı şeyi mi söylüyor, yoksa şehir merkezinde başka bir fizik kuralı mı geçerli?
Çevrecilik kilometreye göre mi çalışıyor?
Yoksa gölge, bulunduğu her yerde gölge midir?
İklim deklarasyonuna imza atan bir kentte,
ısıyı daha fazla tutan yüzeylerin artması hangi bilimsel modele dayanıyor?
Varsa bir açıklaması, gerçekten dinlemek isteriz.
Zaten çözüm çok basit görünüyor.
Yazın gölge yoksa vatandaş öğle saatlerinde dışarı çıkmaz, olur biter.
Yağmurda drenaj yetersizse yine evden çıkmaz, yine olur biter.
Kent planlamasının yeni mottosu şu olabilir:
“Doğa koşullarına uyum sağlayamayan yurttaş, lütfen programını revize etsin.”
Dirençli kentten kasıt belki de budur:
Altyapı değil, yurttaş dayanıklı olacak.
Muğla dünya kenti olma iddiasını sürdürüyor.
Biz de destekliyoruz.
Ama dünya kenti olurken
gölgeyi lüks,
mermeri ve betonu zorunluluk ilan edersek
vizyon konuşurken çelişki üretmiş olmayalım.
Yoksa fark etmeden yeni bir unvan alabiliriz:
Sıcakla dayanışmanın, susuzlukla barışmanın başkenti.
Pardon…
Yanlış anlaşılmasın.
Belki de “tuzlu suyla barışma” başkenti demek daha teknik olur.
Toprak da tuzla anlaşacak mı, diyenleri bu yazıda duymamış olalım.
Sürç-i lisan ettiysek affola.
Siz izaha gelmeyince biz mizahı aldık içeri.
Haydi selametle…