Yüzen Platform, Yüzen Algı: Bodrum’da Ne Oluyor Gerçekten?
Geçtiğimiz haftalarda Bodrum’da yeni bir sistem tanıtıldı, medyada da bolca yer buldu.
Ne dediler?
“Çığır açan çevreci proje”,
“Denizden içme suyu geliyor!”,
“Bodrum susuzluktan kurtuluyor!”
E haliyle vatandaş da umutlandı. “Artık çeşmeden akan su denizden mi geliyor?”, “Sorun kökten mi çözüldü?”, “Belediye bu işe ne kadar para harcadı?” gibi bir sürü soru döndü durdu. Durumu daha önceki yazımda “Başkan Aras’a ve Başkan Mandalinci’ye: Yüzer Platform Çok Güzel, Peki Fatura Nerede?” başlıklı köşemde ele almış her iki başkana da sorular yöneltmiştim. Başkan Mandalinci sorulara kayıtsız kalmadı ve makamına davet etti. Ev sahipliği ve sorularımıza kayıtsız kalmadığı için kendisine, ekibine teşekkür ederim.
Bu sayede işin aslını öğrenince anladık ki mesele biraz farklı… Hadi şimdi gelin, lafı dolandırmadan anlatayım:
Bu Platform Ne? Ne Değil?
Tanıtılan bu sistem; yüzer bir platform. Güneş ve rüzgar enerjisiyle çalışıyor, deniz suyunu arıtıp kullanılabilir suya çeviriyor. Üstelik karaya bağlı değil. Yani kendi başına, denizin üstünde çalışabiliyor.
İyi mi? Elbette!
Ama işin püf noktası şurada:
Bu sistem kalıcı değil!
Satın alınmış değil!
Belediyeye topyekun bilabedel devredilmiş de değil! Sadece bir yıllık deneme süreci başlamış, bu haliyle de belediyeye hibe edilmiş halde.
Yani?
Yani bu bir tanıtım ve test projesi. Firma kendi cebinden kurmuş, “bakın böyle bir şey yapabiliyoruz” demiş. Şuan sistem gözlem aşamasında. Bir yıl boyunca çalışacak, veriler toplanacak, maliyeti hesaplanacak, suyun kalitesi, miktarı, dayanıklılığı incelenecek.
Teknik Detaylar Ne Diyor?
•Günlük üretim kapasitesi: Yaklaşık 20 ton su.
•Bu su, şimdilik içme suyu değil, daha çok sosyal alanlarda, sulama, temizlik gibi işlerde kullanılacak.
•Arıtılan suyun kalitesi içme standardına getirilebilir mi? Belki… Ama onun için ayrı filtre sistemleri, maliyetler vs. gerekiyor.
•Arıtma sırasında ortaya çıkan tuzlu atık su ne oluyor?
Firma, bu atığın çevreye zarar vermeden denize geri verildiğini söylüyor ama bu konunun bilimsel izleme ve çevresel etki raporu da şart.
•Peki suyun litresi kaça mal oluyor?
Şimdilik net rakam yok. Ama güneş ve rüzgarla çalıştığı için enerji gideri düşük gibi görünse de, bakım, ekipman, filtre değişimi gibi kalemler işin içine girince birim maliyet şebeke suyundan pahalıya çıkabilir.
Peki Halk Ne Anladı?
Medya “sistem devreye girdi” deyince çoğu insan bu platformun artık belediyeye ait, kalıcı, hatta “Bodrum’un su sorununu çözen mucize çözüm” olduğunu sandı. İnsanlar duygulu varlıklar yanlış mı anladık diye haberleri yapay zekaya sordum. Yapay zeka da aynı kanıya vardı. Denemesi bedava siz de sorun bakalım haberleri ne şekilde algılıyor duygusuz yapay zeka?
Bilmemiz gereken:
Şimdilik bu sadece bir deneme. O deneme de başarılı olursa,olmaya da bilir?Bilinmez, zamanı gelince belediye karar verecek:
•“Satın alalım mı?”
•“Kaç tane kuralım?”
•“İhale mi açalım?”
•“Gerçekten bu suyu Bodrumlunun musluğuna taşıyabilir miyiz?”
Soru Sormak Haktır, Sorgulamak Görevdir!
Bu platform güzel bir fikir olabilir. Ama şunu sormadan edemeyiz:
•Bu işin bize maliyeti ne olacak?
•Bu sistemin yıllık bakımı, ömrü ne kadar?
•Eğer başarılı olursa kaç tane daha kurulacak? Her mahalleye bir tane mi, sahillere mi, barajlara mı alternatif?
•Karar nasıl verilecek? Açık ihale mi olacak, firmaya doğrudan mı verilecek? Firma, patenti bende diyor!
•Platform arızalanırsa yedek parça nereden gelecek, kim bakacak?
PR Başarısı mı, Şeffaflık Eksikliği mi?
Açık ara bu sorunun yanıtı şeffaflık eksikliğidir. Yenilikleri tanıtmak güzel ama bunun da bir sınırı olmalı. Bir pilot projeyi “işe yarıyor, sorun çözüldü” gibi anlatırsanız, halk umutlanır, sonra da hayal kırıklığı yaşar. Bu da size güveni zedeler. Belediyeye de, medyaya da bu konuda görev düşüyor.Tanıtım yaparken, gerçekleri eğip bükmeden, halkı “müşteri” değil ortak gibi görmek gerekiyor.
Ne Yapmalıydık?
1.Bu sistemin pilot ve deneme olduğu açık açık anlatılmalıydı.
2.Belediyenin şu an için hiçbir ödeme yapmadığı, sadece süreci izlediği belirtilmeliydi.
3.Süreç boyunca elde edilen verilerin paylaşılacağı söylenmeliydi.
4.Projenin başarılı sayılması için ölçütler konulmalıydı: Ne kadar su, hangi kalitede, hangi maliyetle?
5.Bunlar halkla açık şekilde paylaşılmalıydı.
Su Gibi Şeffaf Olmak Zorundayız!
Bu platform kimi uzmana göre fikir olarak güzel, çevreci, umut veren bir teknoloji. Kimi uzmansa fazla maliyetli ve konum olarak tartışılır bulduğunu ifade ediyor. Yani aslında bilimsel olarak da tartışılması gerekiyor. Bizimle yapılan toplantının teknik açıdan, bilimsel açıdan, mali açıdan gibi farklı versiyonları yapılabilir.
Ama şu bir gerçek, iş kamuya sunuma gelince, algıyla gerçek birbirine karıştı ve su gibi yaşamsal öneme sahip bir konuda, halkın güvenini kazanmak, teknolojiden önce gelir.
Belediye çözüm arıyor, bu doğru. Üstelik “bu iş MUSKİ’nin, DSİ’nin işi” deyip kenara çekilmiyor, çabalıyor. Ama çevrede birileri var ki her projeye “süper oldu başkanım” diyen, her fikre alkış tutan…
Bu ortamda gerçek bilgiye ulaşmak, halk olarak sorumluluğumuz. Siz de susuzluğunuzun çözümünü başkasına bırakmayın.
Soru sorun.
Denetleyin.
Süreci takip edin.
Çünkü aksi halde biri çıkar, size “musluktan içtiğiniz su artık denizden geliyor” der, siz de gerçekten ağzınızda tuz tadı ararken bulursunuz kendinizi. Tuzun tadını bilmem ama cebinizi yakan bir tarafı da olabilir…
Vee..
Türk Milleti için unutulmaz zamanlardayız. 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyoruz.
Bu vesileyle bir kez daha diyelim: Zafer, süreçlere sahip çıkan halkın olur.
Ne belediyenin, ne firmanın, ne de aklı bir karış havada manşetlerin!
Gerçek zafer, soranın, izleyenin, takip edenin, bir bilene danışanın ve yılmadan usanmadan bu uğurda mücadele verenindir.
Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o unutulmaz sözüyle bitirelim:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”
Bu ülke gibi, bu şehir de hepimizin.
Bodrum’un suyu da, havası da, geleceği de öyle..
Yaşadıkça suyu değil; gerçeği, emeği, şeffaflığı arayalım…
Haydi selametle…