Muğla’da denizin manzarası hâlâ bedava. Tuzu da bedava. Bunun için şükür namazı kılmak isteyenler yazıya ara verebilir. Allah şükürlerini kabul etsin. Beterinden saklasın halkımızı..
Duamızı ettik, şükrümüzü sunduysak devam edelim…
“Denize gireyim” dediğin anda işler birden “ücretli bölge” tabelasına dönüyor.
Önce arabayı koyacak iki metrekare toprak için günlük abonelik ücreti ödüyorsun. Çünkü arabayı ücret ödemeden park ederek denize ulaşmak, bazı yerlerde “efsane” kategorisinde kalıyor.
Sonrası takı töreni gibi denize gireceklere plaj ücreti, tuvalet ücreti, duş ücreti, şezlong ücreti, şemsiye ücreti…Acelesi yok sıraya giriyor hepsi…!
Daha parmağını suya sokmadan cüzdanın “Mayday mayday, batıyoruz!” sinyali vermeye başlıyor.
Üstelik bu sadece tek bir belediye ya da işletmenin suçu değil. Muğla’nın turistik bölgelerinde kamu, belediye, vakıf, özel işletme fark etmeksizin aynı şikayet: Otopark ücretleri uçuyor, fiyatlardaki denetimsizlik birbirini kovalıyor.
Bir yerde 300, bir yerde 400, başka bir yerde “senin cebini gördüm de” moduyla daha da yukarı.
Tabelalar farklı, kurallar farklı, fiyatlar “o gün rüzgâr ne yönden eserse” mantığıyla belirleniyor.
Halkın aklındaki tek soru şu:
Bu işin ortak bir kuralı yok mu yoksa sadece “aç gözlülük” kuralı mı var?
Akyaka’da Ağacın Gölgesi Bile Lüks Oldu
Akyaka’da bir yurttaş, yönlendirme tabelası ararken bulamayınca ağacın gölgesine park ediyor. Akşam arabasına döndüğünde fiş elinde: 753 TL.
Adam şok içinde:
“Aracı mı park ettim, yoksa fark etmeden günübirlik çadır parası mı ödedim?” diye düşünüyor.
İtiraz etmeden “aman faizi olur, şudur budur uğraşmayım” demiş ödemiş üstelik…Eminim yalnız değildir.
Kaç kişisiniz itirazsız kabullen ülkesi fertleri?
Sorulması gereken asıl soru şu: İnsanları önceden net ve görünür şekilde uyarmak bu kadar mı zor? Yoksa yumurtadan çıkan “sürpriz ücret” daha çok para getiriyor mu?
Akbük’te “Yol Yasak, Otopark Mecburi” Dramı
Akbük’te kıyıya araç girişi yasak. Tamam, güzel. Peki tatilci arabayı nereye bıraksın? “Alternatif” tek ve ilk duyulan rakam 500 TL. Halktan sosyal medyada tepki yağınca bir gecede 400 TL’ye iniyor! İndiren kendini kahraman sayıyor, pelerini nerede ? Pelerini kanat açmadan yetiştirin bir zahmet!
Eğer fiyat bir gecede bu kadar rahat düşüyorsa, ilk rakam hangi rüyada hesaplanmıştı? “Sabah uyanınca aklıma geldi 500 TL iyidir be” yöntemi mi?
Hizmet Verenle Sadece Araziyi Kullanan Aynı Fiyata mı?
Bir tarafta sahil işletmeleri kira ödüyor, işgaliye veriyor, personel çalıştırıyor, temizlik yapıyor, duş-tuvalet-soyunma kabini-güvenlik hizmeti sunuyor. Hatta müşterisine ücretsiz otopark bile veriyor.
Diğer tarafta ise “sadece park et” hizmeti için aynı paralar konuşuluyor.
Biz de haklı olarak soruyoruz:
Hizmet aynı değilse, fatura neden aynı?
Bodrum’dan Ders: Otopark Cezalandırmak Değil, Müşteri Çekmek İçindir!
Bodrum’da mantıklı işletmeler var. Restoranda hizmet aldığına dair fiş göster, otoparkı bedava kullan. Yani otopark müşteri cezalandırma aracı değil, esnafı destekleme aracı haline geliyor. Demek ki başka modeller de mümkün. Yeter ki tek amaç “cebi doldurmak” olmasın.
İnsan yazının sonuna “Dileriz bir gün ‘Deniz herkesindir’ anlayışı otopark tabelalarına da uğrar” diyecek oluyor… Sonra durup düşünüyor:
Gerçekten bugün Muğla’da deniz herkesin mi?
Denize uzaktan bakmak bedava.
Ama yaklaşmak, park etmek, oturmak, gölge bulmak, tuvalete gitmek, duş almak… Hepsinin ayrı ayrı “giriş bileti” var.
Sonra Milas Ören’e Geliyorsun ve “Başka Türlü de Olabiliyormuş” Diyorsun
Geçen hafta sonu Milas Ören’deydim.
Koskoca sahil halka açık.
Giriş ücretsiz.
Otopark ücretsiz.
Duş ücretsiz.
Tuvalet ücretsiz.
İsteyen havlusunu seriyor, kendi şemsiyesini açıyor. İsteyen makul fiyata şezlong kiralıyor. Kimse “Buraya havlu seremezsin” diye üstüne yürümüyor.
Belediyenin sosyal tesisinde yarım litrelik su 5 TL, bir litrelik 10 TL. Yemek-içecek fiyatları da “vatandaşın cebi” dikkate alınarak belirlenmiş. Personel güler yüzlü, deniz pırıl pırıl, ortam tertemiz.
İnsan orada kendini “müşteri” gibi değil, kıyının gerçek sahibi gibi hissediyor.
Demek ki mesele imkân değilmiş: Tercihmiş.
Kıyıyı “gelir kapısı” olarak görmekle, “kamusal miras” olarak görmek arasındaki tercih.
Muğla’nın koyları hepimizin.
Deniz hepimizin.
Kıyılar hepimizin.
Bunlar kimsenin lütfu değil, bu ülkenin ortak mirası.
Elbette kaliteli hizmetin makul bir bedeli olabilir. Ama denize ulaşmak, arabayı güvenle bırakmak ve kıyıdan eşit şartlarda yararlanmak; “fırsat” değil, “kamusal hizmet” olmalıdır.
Bir şehir, kıyılarından ne kadar para kazandığıyla değil;
halkının o kıyılardan ne kadar eşit ve insan gibi yararlanabildiğiyle övünmelidir.
Muğla’da denizin manzarası hâlâ bedava…
Dileriz bir gün, ona ulaşmak da bedava olur.
Yoksa tatilin en tuzlusu deniz değil, cüzdanımızı eriten fiyatlar olarak anılacak.
Bunun da turizmin geleceği için ne ifade ettiğini yetkili ve etkililer düşünsün!
Haydi selametle…