Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Parçalı Bulutlu
34°C
Muğla
34°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
34°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
34°C

Muğla Gündeminden Ülke Gündemine Tatlı Sert Gel Beraber Olsun!

A+
A-

Muğla Gündeminden Ülke Gündemine Tatlı Sert Gel Beraber Olsun!

Gaziler, şehit aileleri, madenciler eylemde.
Ülkenin bir tarafında zılgıtlar, davullar, “hayırlı olsun”lar; en uzun sınırında ise savaş sinyalleri.
Biz de her zamanki gibi gündemde yer alanlara bakıyoruz. Çünkü bakmazsak, bakılacak bir şey kalmayacakmış gibi davranmaya alıştık.

Mesela Muğla’da…
Şehrin futbol takımlarından Muğlaspor teknik direktörü basın toplantısı yapmış. Sürekli erkek çoğunlukta muhatap bulan direktör, kadın gazetecileri görünce ne diyeceğini bilememiş. Espri yapmak, samimi davranmak istemiş. Konuşmasında “Bilsem kısırımı da altınımı da alırdım, gün yapardık” cümlesine yer açınca altın gününde menüye patlamış mısır olarak eklenmiş. Bereketli topraklar tabii… Yağı da meşhur, yangını da… Maşallah, adeta beyaz bir çiçek gibi açmış kadın gazetecilerin yazılarında. Kadın platformlarının masasına bile sıçramış bu konu.

Aman Ya Rabbim… Adamcağız kısırıyla altınıyla gelmek istemiş, bak neler olmuş. Üç gündür gazetelerden içi yanmış olmalı. “Yetiversin gari. Barışın” diyecektim ki Muğlaspor bir açıklama yapmış: “Bu filmi beğendik, patlamış mısırı da hayli tuzlu” mealinde…

Kararımdan döndüm: “Barış ve çözüm sürecinde değilmişiz gibi davranalım panpa!”

Neyse, tüm bunlar olurken “Hayırlı cumalar” demeye geç kaldık, “hayırlı cumartesi”ye kaldı yazı.

Ama dün, dünde kalacak gibi değil.

Cuma namazı çıkışında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Marmaris Belediye Başkanı Ünlü’nün diyaloğu da girdi gündem kapısından içeri.

“Sana kapımız açık, gel istersen” demiş AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, henüz CHP’li Marmaris Belediye Başkanı’na. “Henüz” derken yanlış anlaşılmasın; geçişler hep o yönden olunca bilemiyor insan: Kim hancı, kim yolcu?

Başkan Ünlü ne yapar bilinmez? Ama AK Parti bugün çağırsa bu dakika koşa koşa gideceklerin kem gözüne karşı bir hocaya okutsa iyi olacak. Hoş adam, nazara gelmesin değil mi kızlar? Annesi, eşi; koruma altına alın, okutun mutlaka. Geçerse de geçmezse de pek tabii kendi kararı… Eskiden halkındı bu karar; bak, bu da yeni evrilen demokrasi anlayışımız.

Aaa, bu arada dün Menteşe Belediyesi CHP’den ayrıldı.
Sandıkta milletin kararıyla olmadı değişim. Başkan Hanım öyle uygun gördü. “Partiyle değil, partide gönül birlikteliği kurduklarımla geldim bugünlere. Onlar nereye, ben oraya. CHP kusura bakmasın” der gibi gülümseyerek imzaladı 22 meclis üyesiyle geçişin resmî belgelerini. Sorsan “ortak akıl” deniyor. Peki anlatır mısınız: Kaç kişinin ortak kararı bu? Kaç oy almıştınız? Kaç kapıyı çalıp sordunuz?

Daha önce de Yatağan Belediyesi geçmişti.

En mühim soru, bak akla hayale gelmedi daha önce. Hazır mısın, soruyorum: Cuma olmasının özel bir bereketi, duası, dehası, sebebi var mıydı?

Yeni Parti Genel Başkanı Özel’in Trabzon programının ilk sırasında cuma namazını görünce afişte “hayırlı cumalar” geçişleri de rutine eklendi mi diye düşünmeye başlayan tek kişi ben değilim herhalde.
Şimdilik geçmeyen belediye başkanlarının geçişleri için de bundan böyle cuma mı tercih edilecek?

Yoksa her şey eski de yeni olan, cuma namazının programda görünür hâle gelmesi mi? Haftanın diğer günleri bu duruma çok üzülse de boş ver; cuma gününü kazanmış olmak yenilenmek mi?

Peki CHP İl Yönetimi ne yapıyor?
Bu şehirdeki asli görevi ne?
Menteşe sokaklarında halk tarafından görülünce tanınıyorlar mı? Yoksa “birine benzetecek gibi oluyor da tam çıkaramıyorum” seviyesinde mi kalıyorlar esnafın gözünde?

Menteşe’deki gölgesiz banklar gibiler. AK Parti İl Başkanlığı ile karşılıklı. Altlarında toprağın üstüne serilmiş sert, geçirimsiz zemin. Hiç kusura bakmasınlar. Teşbihte hata olmaz. Akşamdan akşama hatırlatıyorlar kendilerini. Güneş gidince, rüzgâr esince ancak Muğlalı ile buluşacaklar. O da başkalarından zaman kalırsa…

Gündüz yoklar. Muğlalı güneşin bağrında hizmetsiz kalıyor, yoklar. Kriz anında yoklar. Geçişler olurken sessizler. Sadece “biz de buradayız” demek için akşam serinliğinde ortaya çıkan bir makam görüntüsü var. Böyle varla yok arasında. Gözü seçen seçiyor ancak…

Atanmanın olayı bu mu? İl başkanlığının lambası yansın, her şeye değer mi?

Evet, bu birbirinden çok önemli gündemlerin ardından…

İsrail ile Türkiye, Suriye sınırında savaşır mı?

Gazilerimiz, şehit ailelerimiz ne zaman “haklısınız” denilerek, taleplerinin haklılığında mutabık kaldığı hükümet yetkilileriyle barış ve huşu içinde el sıkışıp kendi evlerine ulaşacaklar?

Madenciler ne zaman yerin altında döktükleri alın terinin karşılığında, yerin üstünde hayata refah içinde bakacak?

Bir yanda “kapımız açık” davetleri, diğer yanda kırk bir gündür Ankara’da açık havada bekletilenler.

Bir yanda kısır-altın sohbetleri, diğer yanda sınırda radar ekranları.

Bir yanda cuma bereketiyle yapılan parti değişiklikleri, diğer yanda “özlük hakkı-kul hakkı” diye diye sesleri kısılanlar.

Gündem bu kadar zengin olunca insan ister istemez soruyor:
Biz gerçekten neyin kafasını yaşıyoruz?
Gündem mi bizi yönetiyor?
Biz mi gündemi?

Cevabı bilen varsa, kısırını evde, altınını kuyumcuda, hazır açıklama kalıplarını kürsüde bırakıp yanına yalnızca aklını alıp gelsin bana.

Gündemin rüzgârına karşı beyin fırtınası yapalım bari. Boş duranı Yaradan sevmez. İzle izle nereye kadar? Kıçın ağrımadı mı hâlâ?

Bu arada çay, çekirdek pahalanmış; alamadım. Bedava vicdana kaldık fakat sen yine de gel…

Şair Mehmet Aygün diyor ki:

“Düşenin üstüne basan utansın,
Doğruyu bilip de susan utansın.
Firavun soyuna yaranmak için,
Musa’nın yolunu kesen utansın.”

Utansın mı? Utanmadan hayatına devam mı etsin? Ne yapsın sence?

Haydi selametle…

Yazarın Diğer Yazıları