Babaannemin Güllü Masalları ve Üstümüze Sinen Kokusu
Masallar çocuklara anlatılır sanılırdı. Meğer bugünden, yarının büyüklerine yazılırmış. Üstümüze siner, yıllar geçse de çıkmazmış.
Masal Vardı, Sonra Gürültü Geldi
Eskiden masallar vardı.
Şimdi içerik var.
Bir zamanlar masal anlatmak için bir babaannenin nefes alması yeterliyken, bugün aynı etki için Wi-Fi çekmesi, ekran parlaklığının ayarlanması ve “reklamı atla” tuşuna basılması gerekiyor. Masal başlamadan çocuk sıkılıyor, yetişkin zaten dinlemeyi unuttu.
Nursun Erel’in Babaannemin Güllü Masalları, bu yüzden insanın üstüne bir ferahlık gibi çöküyor. Çünkü bu kitap bugünün dünyasına uymuyor. Hızlı değil, gürültülü değil. Kimseyi motive etmiyor, kimseye “şimdi değiş” demiyor. Yalnızca arı duru masal anlatıyor.
Ne büyük cesaret.
Masallar Çocuklara Anlatılır Sanılırdı
Meğer bugünden, yarının büyüklerine yazılırmış. Babaannenin kokusu burnunda, dokusu saf duyguların insanı yoğuran hamurunda kalırmış. Yıllar sonra bir gün, uzun zamanların yorgunluğu bir dizin dibine oturmakla, bir göğse yaslanmakla diner, insanı kendine getirirmiş.
Sihirliymiş.
Büyülüymüş.
Elden ele değil, dilden dile yayılır; daha anlatılırken bile hafızaya, belki de ruha dokunurmuş.
Algoritma Yoktu, O Yüzden İyilik Kazanırdı
Benim okuduğum babaannemin masallarında kötüler vardı ama gerçek dünyadaki kadar organize değildi. Devler vardı ama marka değildi. Kahramanlar “ben buyum” diye bağırmaz, kim olduklarını davranışlarıyla belli ederdi.
Bugün iyilik kısa, sade ve filtresiz olduğu için görünmez oluyor. Gürültü ise ödüllendiriliyor. Babaannemin Güllü Masalları, masalı yeniden bir performans olmaktan çıkarıyor. Kimse sahneye çıkmıyor, kimse kendini pazarlamıyor. Masal anlatılıyor, dinleyen isterse alıyor.
Masal Bir Toplumun Gizli Anayasasıdır
Masallar bir toplumun kime “iyi”, kime “haklı” dediğini gösterir. Gücü mü, sabrı mı ödüllendirdiğini… Bağıranı mı, bekleyeni mi seçtiğini…
Bu kitap, Anadolu’nun sözlü kültüründen süzülmüş o sessiz adaleti bugüne taşır. Güçlü olan değil, sabırlı olan kazanır. Gür sesli olan değil, haklı olan yolunu bulur.
Bir Varmış Bir Yokmuş- Hâlâ İşe Yarıyormuş!
Bu kitap şunu hatırlatıyor:
Masalı kaybettiğimizde yalnızca çocukluğumuzu değil; yavaşlamayı, dinlemeyi ve ders almayı da kaybettiğimizi…
Belki de
sadece bir diz dibine oturup soluklanmaya ihtiyacımız var.
Telefonu bir kenara bırakıp,
çok eski, çok yavaş ama hâlâ etkili bir cümle kurmaya:
“Bir varmış bir yokmuş…”
Velhasılı dostlar; masal susmayı öğretmez, anlamayı öğretir.
Anlayan insan da gerektiğinde söz alır.
Bunu bize yeniden hatırlattığınız için iyi ki varsınız, Nursun Erel.
Haydi selametle…