DOLAR
46,0948
EURO
53,2071
ALTIN
6.399,99
BIST
13.726,78
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Az Bulutlu
30°C
Muğla
30°C
Az Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
31°C
Salı Hafif Yağmurlu
29°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
28°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
29°C

Muğla’da Siyaset ve Basın Simülasyonu: 2017’den 2026’ya Hiç Değişmeyen O Manşetler!

A+
A-

Canım Ankara… Doğduğum, büyüdüğüm, mesleği öğrendiğim hocalarımın başkenti.

Arada sırada soruyor bana. Son zamanlarda daha sık soruyor:

“Niye Muğla’da bu kadar ısrar ediyorsun?”

Madem hocalarım da okuyor, ulusalda çalışan dostlarım da; cevabımı buzdolabına magnet yapıştırır gibi göz önüne bırakayım da dursun.

Muğla’da yerel gazetecilik yapmak, lunaparktaki hareket eden ördeklere tüfekle ateş etmeye benzer. Tam gözünü dikersin, hedef yer değiştirir.

Sen nişan alıyorsun, ördek “imar affı” diye zıplıyor, arkadan “sosyal konut” diye başka bir tanesi geçiyor. Tam “bu sefer gerçekten çözülecek” diyorsun, basın bülteni çıkıyor: “Konunun takipçisiyiz.” Takip ediyorsunuz 8 yıldır, hâlâ aynı kavşakta, aynı çukurda aynı manşeti yazarken buluyorsunuz kendinizi. Ördekte can bitmiyor, kaç kez vurursan vur.

Şehirde gündemin raf ömrü, açık bırakılmış sütün ekşime süresinden daha kısa.

Sabah attığın manşet, öğlen belediyenin çay ocağında dedikodu malzemesi, akşamüstü ise “yanlış anlaşılma” bültenidir. Çünkü bu topraklarda sorunlar çözülmek için yoktur; sorunlar, üzerine konuşulup bütçe eritmek için vardır.

Neden bu döngü?

Çünkü sorun çözmek siyasi risk taşır;

Çözüm = maliyet + sorumluluk + düşman kazanma ihtimali

Açıklama + komisyon + çalıştay = “Biz bir şeyler yapıyoruz” görüntüsü + zaman kazanma + yeni fotoğraflar için fırsat

Türkiye’nin birçok yerinde benzerini görüyoruz ama kıyı şehirlerinde (Antalya, Muğla, İzmir) rant o kadar yüksek ki, döngü daha da belirginleşiyor!

Muğla öyle bir yerdir ki, sorunu ilk kim fark etmiş, çözüm için düğmeye ilk kim, hangi yılda basmış kimse hatırlamaz. Şehir, basıla basıla içine göçmüş ama hiçbir devreyi tamamlayamamış hayali düğmeler mezarlığı olmuş adeta.

Eğer bir sorun “açıklama” bariyerini aşıp büyümeye devam ediyorsa, başına gelecekleri aşama aşama anlatayım, bak:  Ezberledim  8 yılda…

İlk Aşama (Panel):

Sorunu çözmeyelim, klimalı bir salonda üzerine konuşalım.

İkinci  Aşama (Çalıştay):

Panelde konuşulanları unutalım, bu sefer yuvarlak masalar etrafında, kurabiyeler eşliğinde aynı şeyleri tekrar edelim.

Üçüncü Aşama(Komisyon):

Sorunu tamamen ortadan kaldırmak mı istiyorsun? O zaman onu inceleyecek bir komisyon kur. Komisyon rapor yazana kadar, zaten ya dönem biter ya da başkan değişir.

Bakınız: Altyapı, trafik, su, deniz kirliliği…

Veee

Marvel Evrenini Kıskandıran Sonsuz Döngü: “Kaçak Yapı”

Tabii bu süreçte yerel gazetelerin en sevdiği, manşetlerin bağrına bastığı bir başkarakter var. İsmi: “Kaçak Yapı.”

Bu milli kahramanımız her gün farklı bir ilçede, adeta küllerinden yeniden doğuyor. Bir gün Bodrum’da yıkım ekibine el sallıyor, ertesi gün Marmaris’te mühür söküyor, sonraki gün Datça’da manzaraya karşı beton, asfalt  döküyor.

Marvel evreninin bile bu kadar devam filmi, bu kadar spin-off projesi yok!

UNESCO’luk Çileler ve Zamansız Manşetler

Muğla’da bazı sorunların öyle bir özgül ağırlığı vardır ki, artık onları ortadan kaldırmak kentin tarihi dokusuna zarar vermekle eşdeğerdir.

Yarın UNESCO gelse, Bodrum girişindeki o bitmeyen trafiği ya da Menteşe’deki o meşhur kavşağı görse, “Bunu sakın bozmayın, bu “Geç Kapitalizm ve Erken Bürokrasi” dönemine ait harika bir açık hava müzesi eseridir” diyerek koruma altına alır.

Muhtemelen rehberler de turistlere rehberlik ederken, “Bu çukurun tarihi milattan önceye dayanıyor, dönemin belediye başkanı kazmış, o günden beri geleneksel olarak her kış suyla dolar, yurttaşın üstüne taşar” diye anlatır.

Sosyal medya hızıyla bir Muğla basın özeti geçecek olursak, karşımıza gazetecilik değil, bildiğiniz “Yıllık Abonelik Sistemi” çıkar:

2017: “Altyapı sorunları bu yaz tarihe karışıyor.”

2020: “Altyapı için dev adım, düğmeye basıldı.”

2023: “Altyapı kentin kaderi olmaktan çıkıyor.”

2026: “Altyapı master planı çalıştay koordinasyon toplantısı yapıldı.”

Haberler aynı, aktörler aynı, vaatler aynı… Değişen tek şey fotoğraflardaki insanlar, isimler ve arkadaki lüks makam araçlarının modelleri.

Kısacası Muğla’da gazeteciyseniz, gerçeğin peşinden koşamazsınız. Gerçek zaten sabittir ve yirmi yıldır aynı yerde duruyordur. Siz, sadece o gerçeğin etrafında atılan taklaları, çekilen şeritleri ve basılan o hayali düğmeleri rapor eden birer kronikçisinizdir.

Çünkü Muğla’da başkanlar, müdürler ve valiler geçicidir; ama “Konunun takipçisiyiz” açıklaması baki kalır.

Yaa işte böyle aaa dostlar. Bir denizi bırakamadım, bir de her gün yeniden hayret eden halimi..

Hişt! Bak ne diyeceğim, gel de birlikte şaşıralım. Bundan böyle…Amma doluştunuz Ankara, İstanbul şişti, pişti. Yurda dağılın biraz da renkler çoğalsın…Ne o öyle hep grinin tonları.

Güldük, yedik, içtik satırları bitti. Eee  seni de  artık bir düşünmek alsın bundan böyle…

Şaka bir yana, değişmeyen manşetler meselesini iyi düşünmemiz lazım…

Bu, elbette sadece Muğla’ya özgü değil. Fakat Muğla’da çok daha trajikomik bir hal alıyor çünkü doğal güzellik + rant + turizm parası + bürokrasi karışımı zehir gibi bir kokteyl yaratıyor.

Aradan kaç panel, kaç çalıştay, kaç “üstün gayret” geçti..Muğla’nın  Marvel’in Wolverine’inden daha iyi rejenerasyon yeteneği var.

Peki ne yapılabilir?

Kişisel olarak şunu görüyorum: Gerçek değişim, seçmenin hafızasının uzaması ve yerel/ulusal medyanın biraz daha cesur ve  takipçi olmasıyla başlar.

Ama o da zor. Çünkü aynı sistem içinde hem ekmek yiyeceksin hem de o sistemi çok rahatsız edeceksin!  Çoğu kişi “denge”yi bulup idare ediyor.

Ne yapayım tası tarağı toplayıp yanına geleyim mi?

Bir yerde her gün yeni haber peşine düşmek mi? Yoksa aynı haberin kaç sezona daha uzayacağına şahitlik etmek mi?

Tekrarlardan sıkıldım gibi…

Haydi selametle…

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları