“Halk Hareketi” Derken Başkanım?

A+
A-

Türkiye’de partilerden kopmalar yeni değil.

Ama her kopuş aynı sonucu doğurmuyor.

Refah Partisinden çıkanlar boşluğu gördü, yeni bir dil ve tanımla çıktı. AK Parti diye bir gerçek var beğenin ya da beğenmeyin; çeyrek asırdır iktidarda yerini dolduruyor. Bu uzun süren hükümetin istikrarını, ana muhalefetin kendisine bir alternatif çıkaramamasına borçlu olduğu da aşikâr. Öyle olmasa ayağa gelen toplar sürekli taca atılır mıydı? Banu Avar’ın videolarında işaret ettiği gibi “kontrollü muhalefet” miydi halkın alternatifsiz kalmasının sebebi? Asıl tartışma konusu bu hâlâ. Akademisyenler televizyonda sonuç değil nedenleri, kökeni masaya yatırsa keşke…

MHP’den de çıkanlar oldu. Sonra ne oldu? Aynı sahada devam etti.

Sonuç: Milliyetçi siyaset önce ikiye, sonra beşe bölündü. Çoğalmak yerine azaldı. MHP iktidar ortağı olurken, kimileri de muhalefet ortağı olarak devam ediyor yoluna.

Şimdi ise önümüzde CHP’den kopan “Yeni Parti” var.

Adı “Yeni”.

Ama içeriğe bakınca…

İsimler eski. Akıl eski. Düzen eski.

Yeni tüzükte dün eleştirilen ne varsa korunuyor.

Genel Başkanı delege seçiyor. Ön seçim istenirse yapılır deniyor.

Logodan isme, program diline kadar henüz ortak akla başvurma örneğine rastlamadık.

Emekli, öğrenci, işçi, çiftçi temsili yönetimde ya yok ya da görünmez bir yerde kalmış.

Hâlâ o eski altılı masa söylemleri ve aritmetiğinin kapısında bir duruş hâkim.

Ama söylemi yüksek:

“Bu bir halk hareketidir.”

Bir de şu var:

Hacı Bayram Veli Camii çıkışında geçen Cuma günü yaşananlara sessiz kalanlara bakınca, “bizden olursa sorun yok” portresinin de aynen alınıp başköşeye asıldığı görülüyor.

Yani değişen ne?

Tabela ve logo.

Alışkanlıklar aynı.

Yazıların altına düşen yorumlara bakınca da demokrasi kavramının yeni bir tanımı belirmiş.

Ben o tanımdaki demokrasi anlayışını görünce irkilerek uzaklaşmak istiyorum.

Çünkü o tanımda eleştiri “ihanet”, farklılık “bölücülük”, soru sormak “düşmanlık” oluyor.

Halk hareketi böyle mi olur?

Hayır!

Halk hareketi, ortak bir dertten büyür. Her kesimden insanı bünyesine çoktan almıştır. Zira dertler ortaktır. Emeklisi, öğrencisi, işçisi, memuru, sendikası her kesim işin içindedir. Kuvayımilliye dediğimiz oluşumun içinde ne etnik köken ayrımı vardı, ne din, ne ırk, ne parti… Tek bir amaç vardı: Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıydı.

Şimdi düşüncenin egemenliği aynı zemine bağlanmış halde!

Çifte standardı, seçici suskunluğu ve “bizden olursa masum” anlayışını beraberinde taşıyan yapı, olsa olsa eski filmin yeni afişidir.

Tekrar soruyorum: Halkın gerçekten özne olduğu bir siyasi hareket var mı sizin mahallede?

Bana göre halk daha hiç söze girmedi. Hâlâ birileri onun yerine konuşma gayretinde!

Şahit olduğumuz bu oluşum; mahkeme kararı sonrası koltuk hesabından doğan, eski refleksleri yeni sloganlarla süsleyen bir siyasi manevra olabilir mi?

Şu ana kadar ortada duran tablo ikincisini gösteriyor.

Çünkü halk hareketi deniyorsa:

Halkın dertleri masada olmalı.

Halkın temsili olmalı.

Halkın sesi, sadece oy isterken değil, karar alırken de duyulmalı.

Soruyorum açık açık:

Asırlık çınarın devrilmesini halk mı istedi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi CHP’nin içine düştüğü hâli halk mı destekledi?

“CHP müzelik oldu” diye atılan afişleri sizce halk sahiplendi mi? Yoksa büyük bir üzüntü ve şaşkınlıkla mı karşıladı?

Kurucu Önderimiz Atatürk’ün mirası olan CHP’de son çizilen tablo Nutuk’tan ilham alınarak mı çizildi?

Bunlara cevabınız “hayır” ise geriye kalan şey yüksek sesli, mesnetsiz bir iddiadır:

“Halk hareketi.”

Burjuva elit bir tabakanın canı isteyince “Bu koyun halktan bir şey olmaz” dediği, canı çekince de “Halk bunu istiyor” diye yükseldiği gelgitli, çetin bir sahneye döndü siyaset.

Ve halk bir kez daha sorar:

Hangi halk bu sizin bahsettiğiniz?

Değişim manifestosunun ardından gelen bu ikinci çıkışta gerçekten yeni olan ne?

Şimdi soruyorum: Türkiye gerçekten 15 siyasi liderin arasında bir çıkış yolu mu arıyor? 87 milyonluk koca bir ülkede “on beşte on beş” kısıtlamasına mahkûm muyuz? Heybesi tertemiz halktan gelen, milletin sözünü gerçekten yükseltecek kimse kalmadı mı?

Şahsen ben mevcutların hepsine, şimdiye kadar verdikleri ve aldıkları her şey için ilk seçimde içtenlikle bir teşekkür etmek ve hepsini uğurlamak isterim!

Türkiye’nin geleceğe dair umudunda elbette gerçek bir halk hareketi var. Halktan kopmuş, yıpranmış ve köhnemiş eskilerle yürünemeyeceğini savunanların sayısı her geçen gün artıyor. Fakat buradan açıkça uyarıyorum:

Denenmişi tekrar denemek, bu millete zaman ve umut kaybından başka bir şey getirmez.

Bunları sorunca cevapsız kalıp sinirlenenler, kendileriyle aynı zeminde buluşmayanları “butlancı” diye, “hain” diye etiketleyerek söze başlayanlar; sizi de saygıyla karşılarım.

Hatırlatmam gerekirse:

Dünya üzerinde Türk milletinin sabrından daha yüce, hoşgörüsünden daha emin olduğunuz başka bir millet var mı?

Bence halk henüz söze hiç girmedi! Sakince, sabırla, tüm feraseti üstünde izliyor olup biteni. O, sözünü sandıkta söylediğinde CHP’nin son seçimde neden birinci parti olarak sandıktan çıktığını da tekrar hatırlatır hepimize.

İktidara tepki miydi? Yoksa adı belirli bugünün kahraman siyasetçilerinin halk odaklı yüksek performansının sonucu mu?

Sakince bekliyoruz genel seçimi…

Haydi selametle…

Yazarın Diğer Yazıları