Demokrasi Apartmanının Kapıcısı Kim?

A+
A-

Demokrasi Apartmanının Kapıcısı Kim?

“Aile içinde demokrasiyi kuramayanlar, toplumda demokrasi havariliğine soyunamaz.”

Bu cümle Aydın Doğer’e ait.

İlk okuduğumda aklıma siyaset değil, tarih geldi.

Çünkü insanlık tarihi, demokrasi nutukları atanlarla, farklı düşünenleri susturmaya çalışanların aynı kişiler olabildiğini defalarca yazdı.

Hem de kalın harflerle.

Fransız Devrimi “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganıyla başladı.

Sonra ne oldu?

Devrim çocuklarını yemeye başladı.

Dün omuz omuza yürüyenler, ertesi gün birbirine “Sen yeterince devrimci değilsin.” demeye başladı.

Sonrası malum…

Giyotin.

Bizim memleketin güzel tarafı şu…

Giyotin ithal etmemişiz.

Onun yerine etiket üretmişiz.

Bir sabah uyanıyorsun…

“Sen bizden değilsin.”

“Butlancı.”

“Karşı taraf.”

“Satılmış.”

“Hain.”

Ne kadar pratik!

Düşünmeye gerek yok.

Bir etiket bas…

Vicdan rahat.

Eskiden cadı avı vardı.

Delil aranmazdı.

İhbar yeterdi.

Şimdi cadı yok…

Ama avcılık hâlâ moda.

Tek fark süpürgenin yerini sosyal medya aldı.

Mahkeme kurulmadan hüküm veriliyor.

Savunma dinlenmeden karar çıkıyor.

Sonra adına da demokrasi deniliyor.

İnsan ister istemez gülümsüyor.

Biraz acı acı…

Bizim siyasetin en sevdiğim tarafı şu…

Herkes özgürlük istiyor.

Ama sadece kendisi konuşurken.

Karşısındaki konuşmaya başlayınca özgürlüğün fişi çekiliyor.

Demokrasiye olan sevgi de elektrik faturası gibi…

Ay sonuna kadar yetmiyor.

Bir de “bizden misin?” sorusu var.

Ne tuhaf bir soru…

Eskiden insanlara “Haklı mısın?” diye sorulurdu.

Şimdi önce mahalle soruluyor.

Sonra fikir.

Hatta bazen fikre hiç sıra gelmiyor.

Çünkü etiket, düşüncenin önüne geçmiş durumda.

Oysa demokrasi çok basit bir şeydir.

Aynı fikirde olmadığın insanın konuşma hakkını da savunabiliyorsan demokratsındır.

Savunamıyorsan…

Sadece kendi mahallende özgürlük isteyen bir apartman yöneticisisindir.

Belki de bu yüzden Aydın Doğer’in cümlesi sadece aileyi anlatmıyor.

Bir ülkeyi anlatıyor.

Bir partiyi anlatıyor.

Bir sendikayı anlatıyor.

Bir derneği anlatıyor.

Hatta bazen hepimizi anlatıyor.

Çünkü demokrasi evde başlıyor.

Arkadaş masasında devam ediyor.

Partide sınanıyor.

İktidarda ise gerçek yüzünü gösteriyor.

Ve galiba en büyük yanılgımız şu…

Daha çok bağırınca daha haklı olduğumuzu sanıyoruz.

Oysa ses yükseldikçe haklılık artmıyor.

Sadece gürültü çoğalıyor.

Nasreddin Hoca bugün yaşasaydı belki de şöyle derdi:

“Ey komşular…

Herkesi haksız ilan ede ede köyde haklı bir tek siz kaldıysanız…

Bir dönüp aynaya da bakın.

Çünkü tarihin bize öğrettiği en önemli ders şu:

Demokrasiyi yıkanlar, çoğu zaman demokrasi düşmanları değil; demokrasiyi sadece kendileri için isteyenler olmuştur.

Haydi selametle…

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları