DOLAR
46,6359
EURO
53,1423
ALTIN
6.101,45
BIST
14.274,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Parçalı Bulutlu
34°C
Muğla
34°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
34°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
34°C

Rantullah Efendi Hazretlerinin Beytuzun’daki Hikâyesi

A+
A-

Rantullah Efendi Hazretlerinin Beytuzun’daki Hikâyesi

Masal anlatacağım size. Evet, masal. Bu aralar seviyorum masal anlatmayı.

Yer: Beytuzun.

Yok öyle haritalarda falan aramayın. Orası özel bir yer. Kayıtlarda adı geçmez. Ama her seçimde sonuç çıkar.
Nüfusu bilinmez. Ancak her konuşmada adı geçer.

İşte orada, yıllar önce bir sabah…

Bir zat-ı muhterem kalktı ve “Ben yöneteceğim” dedi.

Kendisini kimse tanımıyordu. Mahallenin bakkalı, “Ben bunun çocukluğunu bilmem,” dedi. Mahallenin öğretmeni , “Ben böyle bir nüfus kaydı görmedim,” dedi.

Ne hikmetse bir gün birdenbire, her taşın üstünde onun adı yazıldı.
Her dükkânın camında onun sureti…
Her sokakta onun sözü yankılandı.

Seçilmedi.
Tayin edilmedi.
Getirildi.

Köyün yolları bozuktu.
Köyün çeşmesi kuruydu.
Köyün harmanı yanık, pazarı durgundu.

Ama Efendi Bey’in taşlara kazınmış bir sözü vardı:

“Su gelmedi ama gönüller serin tutuldu.”

Çeşmeden su akmazdı, ama meydanda heykeller parlar, köylünün çamura batmış ayağına çare bulunmazdı, yalnız Efendi’nin her hareketi dilden dile pelesenk olurdu.

Köylü “Ekin kurudu,” dedi.

Cevap geldi:

“Kuruyan toprak, sadakatle yeşerir.”

Makamı vardı Efendi’nin.
Makamın içinde yalnızca iki kitap vardı. O, okumaz sadece yazardı.

Biri ince.
Adı: Sadakat Defteri.
Kim ne zaman alkışladıysa, hangi gün selam durduysa, o yazılırdı.

Diğeri kalın.
Adı: Günah Rulosu.
Kim gözünü devirdiyse, kim çay içerken yanlışlıkla homurdandıysa, not alınırdı.

Bir köylü dedi ki:
“Çeşmelerden hâlâ su akmıyor.”

Ertesi gün:
“Köyü değiştirildi.”

Başka biri dedi ki:
“Adalet istiyoruz.”

Cevap geldi:

“Önce sadakat.”

Yargıçlar “Suç yok,” dedi.
Nafile, Efendi’nin kalbi vardı.
Yalnızca kendi attığında haklıydı.

Her eleştiriye tek cevap vardı:

“Fitne.”

Her soruya tek gerekçe:

“Üst makamlar engelledi.”

Her yanlışın sorumlusu:
Ya bir eski çalışan…
Ya da “dış diyarlar.”

Halk dedi ki:
“Bu köy yönetilmiyor.”

Haklıydılar!

Çünkü bu köy yönetilmiyordu.
Bu köy adeta yayına hazırlanıyordu.

Efendi’nin bir yetimin başını okşadığı tasvir her meydandaydı.

O yetim açtı.
Lakin fotoğrafı netti. Bu Efendi’nin hazirununa yeterdi.

Eleştiren düşmandı.
Soru soran hain.
Kendi gibi düşünmeyen?
Sabote ediyordu.

Zaman geçti.
Yağmur yağmadı.
Toprak çatladı.
Çeşme hâlâ suskundu.

İşte o gün meydana bir heykel daha dikildi. Efendi hazretlerinin heykeliydi.

Efendi o taşın üzerine şöyle yazdırdı:

“Ben size görünürlük verdim.”

Halk dedi ki:
“Biz hizmet istedik.”

Cevap geldi:

“Ben size hikâye verdim.”

Bakın burası önemli:
Efendi, sadece bir kişi değildi.
Bir dönem zihniyetiydi.
Bir rejim refleksiydi.
Bir ezberdi.

Sürekli “halk” diyerek konuşan, halk konuştuğundaysa kulak tıkayan bir düzenin simgesiydi.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Bir gün, köy halkı aynaya baktı ve dedi ki:

“Bu anlatılan bizim başımıza gelmiş olabilir mi?”

Masal burada bitti.

Masalsa bile,
hangi ülkede, hangi zamanda geçtiği belirsizse bile,
bu hikâyede herkes kendini bir yere koyabiliyorsa…

O zaman bu masal değil,
olsa olsa tecrübe olur.

Tarihse, masallarla değil, tecrübeyle yazılır. Her yazar biraz da vakanüvistir.

Haydi selametle…

https://bodrumhaber.com

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları