DOLAR
45,5774
EURO
52,9496
ALTIN
6.642,96
BIST
14.367,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Az Bulutlu
22°C
Muğla
22°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Salı Çok Bulutlu
25°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
21°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C

Sayın Aras, belediye “cek cak”larla yönetilmez.

Sayın Aras, belediye “cek cak”larla yönetilmez.

“İktidara gelince ne yapacağımızı anlatmak istiyorum.”

Buyurun, anlatın…

“Belde belediyelerini tekrar açacağız. Köylerimize yeniden ‘köy’ statüsünü kazandıracağız. Kapanan köy okullarını açarak üreticinin toprağında kalmasını sağlayacağız. Tarımsal desteklemeleri Gayrisafi Milli Hasıla’nın yüzde biri oranına çıkarıp doğrudan çiftçimizle buluşturacağız.”

Daha başka?

“İktidara geldiğimizde inşallah tarımın içinden gelen emekçi bir bakanımız olacak. Çünkü bu işlerde liyakat önemli. Maalesef mevcut tarım bakanımız Polisan’da genel müdürken tarım bakanı oldu. Tarımla hiçbir alakası yok bunların. En son Mehdi Eker gerçekten tarımdan anlayan bir tarım bakanıymış. Ondan sonraki bakanlarımız sadece orada makam işgal etmişler.”

Bu kadar mı?

Bu sözler, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras tarafından 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kapsamında üreticilerle bir araya geldiği programda dile getirildi.

Başkan Aras’ın sözleri ilk bakışta doğru gibi görünebilir. Ancak dikkatle bakıldığında kendi içinde ciddi bir çelişki taşıyor.

“Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi” alanında yüksek lisans yapmış bir kişinin, meseleyi bu kadar dar bir liyakat anlayışına sıkıştırmaması gerekirdi.

Çünkü Sayın Aras, farkında olarak ya da olmayarak, yine ilk aklına geleni söylemiş ve aslında “teknokrat yönetim” anlayışını savunmuştur.

Türkiye’de “devleti uzman bürokrat akıl yönetsin” anlayışının kökü Tanzimat’a kadar gider. Modern anlamda teknokratik yönetim anlayışı ise özellikle 1960 sonrası Devlet Planlama Teşkilatı ile kurumsallaşmıştır.

Hükümet pratiği olarak en belirgin örnekleri ise 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 ara rejimleridir.

Bu anlayışın özü şudur:

Seçilmiş siyasetin yerine uzmanı koymak.

Tabii ki uzman gereklidir.

Ama uzman, halk iradesinin yerine geçerse bunun adı demokrasi olmaz. Bunun adı vesayet olur.

Konuyu yerele bağlayalım.

Sayın Ahmet Aras’ın kendisi askerlikten emeklidir. Askeri eğitimin temeli savaş sanatıdır. Belediyecilikle doğrudan ilgisi yoktur.

O zaman aynı mantıkla biri de çıkıp şunu sorabilir:

“Askerlikten emekli olan biri belediye başkanı olabilir mi?”

Elbette olabilir.

Çünkü belediye başkanlığı teknik bir memuriyet değil, siyasi bir görevdir. Halk seçer, yetki verir, denetler ve gerektiğinde sandıkta hesabını sorar.

Bu nedenle Sayın Aras’ın söylemesi gereken şey şu olmalıydı:

“Biz iktidara geldiğimizde atanmışların değil, seçilmişlerin sorumluluğunu esas alacağız. Atanmış bakan yalnızca kendisini atayana karşı sorumludur. Biz ise halka karşı sorumluluk duyan, halkın seçtiği bir iktidar anlayışını savunuyoruz.”

Doğru cümle bilgi birikimi gerektirir.

Yoksa “Tarım Bakanı mutlaka tarımcı olmalı” derseniz, bunun devamı gelir.

Sağlık Bakanı mutlaka doktor olsun.

Milli Eğitim Bakanı mutlaka öğretmen olsun.

İçişleri Bakanı mutlaka emniyetçi olsun.

Maliye Bakanı mutlaka maliyeci olsun.

Bu mantık ilk bakışta doğru gibi görünür. Ama geçmişte bu anlayışın her zaman başarılı sonuçlar vermediği de ortadadır.

Uzman olması gereken yer bürokrasidir.

Siyasi karar makamı ise halktan yetki almış yöneticilerdir.

Sayın Aras, Bodrum Belediye Başkanlığı döneminde yaptığı atamalara dönüp bakmalıdır. Daha önce de yazdım. Atadığı müdürlerin kaçı gerçekten işin ehliydi?

Seçilmiş meclis üyeleri arasından atadığı başkan yardımcıları, sorumlu oldukları alanların uzmanı mıydı?

Madem liyakat bu kadar önemliydi, o liyakat ölçüsü önce Bodrum’da neden uygulanmadı?

Atanmışların sorumluluğu görevde kaldıkları süreyle sınırlıdır. Seçilmişler ise yaptıklarının siyasi sorumluluğunu ömürleri boyunca taşır.

Sayın Aras’ın sözleriyle uygulamaları arasında ciddi bir mesafe var.

En son yapılan Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı ataması buna örnektir. Bu göreve getirilen kişinin geçmiş mesleği elbette tek başına sorun değildir. Sorun, kamu iletişimi, basın yönetimi, kriz yönetimi ve belediye kurumsal dili gibi alanlarda hangi birikimle bu göreve getirildiğinin açıklanmamasıdır.

Aynı kişinin belediye şirketinde yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilmesi de ayrıca tartışmalıdır.

O halde neyi tartışıyoruz?

Başkalarını liyakatsizlikle suçlayan bir yönetim, kendi atamalarında aynı hassasiyeti gösteriyor mu?

“Belde belediyelerini açacağız” demek yetmez.

“Demokratik parlamenter sisteme döneceğiz. Yerel demokrasiyi güçlendireceğiz. Halkın seçtiği yerel iradeyi yeniden etkin hale getireceğiz.”

“Köy okullarını açacağız” demek de yetmez.

Doğrusu şudur:

“Çağdaş eğitimi halkın ayağına götüreceğiz. Çocukları sınav yarışlarının, servis yollarının ve taşımalı sistemin insafına bırakmayacağız. Parasız, nitelikli ve ulaşılabilir eğitimi savunacağız.”

“Köy statüsüne döneceğiz” demek de tek başına çözüm değildir.

Doğrusu modern tarıma dönmektir.

Üreticiyi toprağında tutacak olan sadece idari statü değildir. Planlı üretimdir. Su politikasıdır. Kooperatifçiliktir. Tarımsal teknolojiye erişimdir. Pazarlama güvencesidir. Gençlerin kırsalda yaşam kurabilmesidir.

Sayın Aras, kendi katında yerel yönetim deneyimi tartışmalı danışmanlarla belediye yönetmeye devam ederken, başkalarını liyakat üzerinden eleştirirse kimse bu söylemi ciddiye almaz.

Önce belediyeciliği layıkıyla yapmak gerekir.

Önce demokratik yerel yönetim anlayışını kendi kurumunda yaşatmak gerekir.

Halka rağmen, halk için iş yapılmaz.

Halk adına konuşanlar, önce halka hesap vermeyi bilmelidir.

Sayın Aras, belediye “cek cak”larla yönetilmez.

Bugün danışmanlarınız, daire başkanlarınız, şirket yöneticileriniz gerçekten o görevlerin gerektirdiği birikime sahip mi?

Siyaset, başkasının yanlışını anlatmakla değil, kendi doğrusunu göstermekle inandırıcı olur.

Sayın Aras, özel danışmanının gölgesinde kalan suçlayıcı üslubu terk etmeli; başkalarını işaret etmek yerine, kendi yönetim pratiğiyle hesaplaşmalıdır.

Vesselam.

 

ETİKETLER: