Dün kaleme aldığım “Bodrum’da Siyasi Manifesto: Söylemler ve Gerçekler” başlıklı yazımdan çok etkilenmiş olmalılar ki kendilerini “Bodrum Fikir Kulübü” olarak tanımlayan çevreden bir davet geldi:
“Sayın Mustafa Gündoğ’a Açık Davet
Fikir Kulübü olarak, hakkımızda kaleme aldığınız köşe yazısını dikkatle okuduk. Farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesini demokrasinin zenginliği olarak görüyoruz.
Bu nedenle sizi, iddialarınızı, eleştirilerinizi ve önerilerinizi doğrudan paylaşmanız için Fikir Kulübü’nün bir sonraki toplantısına konuk olarak davet ediyoruz.
İnanıyoruz ki önyargılar değil, yüz yüze diyalog; ithamlar değil, bilgi ve belge; kutuplaşma değil, ortak akıl Bodrum’a ve ülkemize daha fazla katkı sağlayacaktır.
Kapımız da masamız da size açıktır. Buyurun gelin; konuşalım, tartışalım, birlikte düşünelim.”
Davet için teşekkür ederim.
Davete icabet etmek de gerekir. Lakin mesele benimle ilgili değil.
Ben de isterdim sucuklu yumurtaya ekmek banarken Türkiye’nin ve Bodrum’un geleceğini kurtarmayı. Ancak daha davete icabet etmeden “önyargılı”, “ithamcı” ve “kutuplaştırıcı” ilan edilmem hangi demokrasi anlayışınızın ürünüdür?
Üstelik davetin sosyal medya üzerinden, meydan okurcasına yapılması da hiç hoş değil.
Anlaşılan o ki beni kahvaltılı toplantınıza konuk etmekten çok, kahvaltı masanıza katık etmeyi planlıyorsunuz.
Seve seve gelirdim; yazdıklarımı yüzünüze de söylerdim. Lakin mesele sizinle benim aramdaki kişisel bir tartışma değildir. Yazımı okuduğunuzda sorularımı zaten doğrudan karşınızda buldunuz.
Benim arkadan konuşmak ya da iş çevirmek gibi bir huyum yoktur.
Siz kamuoyuna bir deklarasyon yayımladınız. Ben de gazetecilik görevimin gereğini yerine getirerek, ilan ettiğiniz fikirlerle uygulamalarınız arasındaki çelişkileri ortaya koydum.
Aslında bu soruları çoğaltabilirim; ancak şimdilik kamuoyunun yanıtını beklediği birkaçını hatırlatmakla yetineyim.
“Seçilmiş örgüt iradesi” diyorsunuz; masanızdaki mevcut belediye meclis üyelerinden kaçı ön seçimle aday gösterildi?
“Atamanın yerine seçim” diyorsunuz; aranızdaki eski ilçe başkanlarından kaçı göreve seçimle değil, atamayla geldi?
“Kıyılar halkındır” diyorsunuz; kahvaltı yaptığınız alanın hukuki statüsü nedir?
Bodrum’da yaklaşık 13 yıldır hem Büyükşehir hem de ilçe belediyesi CHP yönetimindeyken kıyı planları neden hâlâ hazırlanmadı?
Aranızda, en çok eleştirdiğiniz iktidarın bakanlığı üzerinden kendi parselini imara açtıran var mıdır? Varsa bu işlemde hangi kamu yararı gözetilmiştir?
“Basın özgürlüğü” diyorsunuz; kamu kaynaklarıyla fonlanan ve editoryal bağımsızlığı tartışmalı hâle gelen basın hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belediye meclis üyesi olduktan sonra çocuğunu belediyede işe aldıran var mıdır?
Maddi imkânı bulunmasına rağmen yazdığı kitabın basım giderlerini “kültür hizmeti” adı altında Bodrum Belediyesi’ne ödeten var mıdır?
“Kitabına uydurulmuş” bir yapı ruhsatıyla site yapan var mıdır?
2009 yerel seçimlerinde CHP, Bodrum Belediye Meclisi çoğunluğunu kazanmasına rağmen belediye başkanlığını 140 oy farkla Demokrat Parti’ye kaybederken ilçe örgütünü kim yönetiyordu?
Seçimde yenemediğiniz belediye başkanını daha sonra CHP’ye transfer etmek mi iktidar yürüyüşüdür?
Bunlar sizinle benim aramdaki kişisel bir tartışmanın konusu değil; Bodrum kamuoyunun yanıtını bilme hakkı bulunan sorulardır.
Bu soruların amacı, beni kapalı bir masada ikna etmeniz değil; kamuoyunu açık ve anlaşılır biçimde aydınlatmanızdır.
Fikirlerinizi kulüpleştirdiğiniz kahvaltılı toplantınızda size afiyet olsun.
Ancak kamuoyuna açıkladığınız görüşlerin hesabını yine kamuoyu önünde vermenizi bekliyorum.
Davetiniz güzel. Peki cevaplarınız nerede?
Vesselam…