Gazeteciyi mi yalanladınız, cemiyeti mi hedef aldınız?
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, belediyenin Hukuk Müşavirliği görevinde yaşanan değişiklikle ilgili, Mabolla Medya yayınında dile getirilen iddialara uzun bir açıklamayla yanıt verdi.
Aras, eski Hukuk Müşaviri Rabia Uçar Balaban’ın görevden alınmadığını veya istifaya zorlanmadığını, özel nedenlerle kendi isteğiyle ayrıldığını belirtti. Yeni hukuk müşavirinin CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın akrabası olmadığını ve görevlendirmeye Ağbaba’nın herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını açıkladı.
Aras’ın açıklama yapması en doğal hakkıdır. İddiaları reddedebilir, elindeki bilgileri kamuoyuyla paylaşabilir.
Buraya kadar bir sorun yok.
Sorun, açıklamanın sunuluş biçiminde ve sonrasında ortaya çıkan orantısız güçte başlıyor.
Yayın Mabolla Medya’nın, cemiyetin değil
Süleyman Akbulut, söz konusu iddiaları Muğla Gazeteciler Cemiyeti adına düzenlenen bir toplantıda değil, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Mabolla Medya’nın YouTube kanalındaki yayınında dile getirdi.
Ancak Ahmet Aras açıklamasında Akbulut’u hem “Mabolla Medya Genel Yayın Yönetmeni” hem de “Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı” sıfatıyla tanımladı.
Bu kullanım, Mabolla Medya’daki bir yayının Muğla Gazeteciler Cemiyeti adına yapılmış gibi algılanmasına neden olabilecek niteliktedir. Oysa yayın Mabolla Medya’nın yayını, sözler de Akbulut’un gazeteci kimliğiyle dile getirdiği sözlerdir.
Muğla Gazeteciler Cemiyetinin bu tartışmanın içine çekilmesi doğru değildir.
Akbulut kesin hüküm değil, duyum aktardı
Akbulut, yeni hukuk müşavirinin kesin olarak Veli Ağbaba’nın akrabası olduğunu veya atamayı kesin olarak Ağbaba’nın yaptırdığını ilan etmedi. Kendisine ulaşan bir duyumu ve Muğla kamuoyunda konuşulan bir iddiayı gündeme getirdi.
Üstelik tartışmanın özü yalnızca “Atanan kişi kimin akrabası?” sorusu değildir.
Bu görevlendirmeyi siyasi nüfuz kullanarak yaptırmak isteyen biri oldu mu?
Gazeteci sokakta konuşulanı, kendisine ulaşan duyumu ve kamuoyunda dolaşan iddiayı, niteliğini açıkça belirterek gündeme getirebilir. Bir duyumu kesinleşmiş gerçek olarak sunmakla, “Böyle bir iddia var, doğru mu?” diye sormak aynı şey değildir.
Gazeteci mahkeme veya savcılık değildir. Açıkça duyum ve iddia olarak aktardığı her söz için yargı kararı düzeyinde, ispat ortaya koymak zorunda değildir.
Karşı tarafa önceden ulaşmak gazetecilik açısından değerli bir yöntemdir; ancak özellikle canlı yayınlarda bir iddianın dile getirilmesinin mutlak ön koşulu değildir. Önemli olan, iddia ile kesinleşmiş gerçeğin birbirinden ayrılması ve ilgili tarafın yanıtına da yer verilmesidir.
Akbulut da bunu yaptı. Aras’ın yalanlamasını gizlemedi; yaptığı ikinci açıklamayla belediye başkanının verdiği bilgileri kamuoyuna aktardı.
Gazetecilik yalnızca soru sormayı değil, sonradan ortaya çıkan bilgiyi yayımlamayı da gerektirir. Akbulut bu sorumluluğu yerine getirdi.
Aras’ın açıklaması her yerde, Akbulut’un yanıtı dar alanda
Burada belirgin bir güç eşitsizliği var.
Akbulut’un Mabolla Medya’daki sözleri sınırlı bir izleyici kitlesine ulaşırken Ahmet Aras’ın açıklaması, belediyenin kurumsal iletişim gücü sayesinde yerel ve yaygın basında geniş yer buldu.
Akbulut’un ardından yaptığı açıklama ise aynı ölçüde görünür olmadı. Böylece gazetecinin ne söylediğinden çok, Aras’ın gazeteciye verdiği yanıt kamuoyuna hâkim oldu.
Bu yaygınlığın tamamen bağımsız editoryal tercihler sonucunda mı oluştuğu, yoksa belediyenin satın aldığı medya hizmetlerinin de bu dolaşımda etkili olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Bodrum Haber olarak daha önce belgeleriyle yayımladık: Muğla Büyükşehir Belediyesi, Aralık 2025 ile Mayıs 2026 arasında haber hazırlama, ulusal medyaya servis, yayımlama, canlı yayın ve medya takip hizmetleri için yedi doğrudan teminle toplam 3 milyon 5 bin lira ödedi.
ANKA, İhlas Haber Ajansı, Demirören Ajansı ve farklı medya şirketleri bu alımlardan pay aldı. Halk TV’de yayımlanan bir program için ayrıca 400 bin liralık hizmet alımı yapıldığını da haberleştirdik.
Bu nedenle şu sorunun yanıtını istemek hakkımızdır:
Muğla Büyükşehir Belediyesinden haber hazırlama, yayımlama veya tanıtım hizmeti karşılığında ödeme alan kuruluşlardan hangileri Aras’ın açıklamasını yayımladı?
Bu yayınlar bağımsız editoryal kararla mı yapıldı, yoksa belediyenin satın aldığı medya hizmetlerinin bir parçası mıydı?
“Aras para verdiği basını Akbulut’a karşı devreye soktu” diye belgesiz bir hüküm kurmuyorum. Ancak kamu kaynağıyla oluşturulan bu medya ağının varlığı ortadayken, açıklamanın gördüğü geniş dolaşımı sorguluyorum.
Açıklamanın ardından sosyal medya baskısı
Aras’ın açıklamasının yayılmasının ardından, kendisini destekleyen bazı sosyal medya kullanıcıları da Süleyman Akbulut’u hedef almaya başladı.
İddiayı tartışmak ve yanıt vermek başka; gazetecinin kişiliğine, mesleğine ve cemiyet başkanlığına yönelerek onu itibarsızlaştırmaya çalışmak başka şeydir.
Bir tarafta büyükşehir belediye başkanının kurumsal iletişim gücü, diğer tarafta kamu kaynağıyla hizmet satın alınan medya kuruluşları ve sosyal medyada gazeteciyi hedef alan kullanıcılar…
Karşılarında ise kendi YouTube kanalında bir duyumu dile getiren yerel gazeteci bulunuyor.
Bunun adı eşit koşullarda tartışma değil, orantısız güçtür.
Liyakat sözü bütün atamalar için geçerli mi?
Ahmet Aras açıklamasında, Muğla Büyükşehir Belediyesinde görev ve sorumlulukların belirlenmesindeki temel ölçütün “liyakat, kamu yararı ve Muğla’ya hizmet” olduğunu söylüyor.
Öyleyse sormadan geçemeyeceğim:
Muğla Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Akıllı Kentler Dairesi Başkanı ve MUTTAŞ Genel Müdürü hangi eğitim, deneyim ve uzmanlık ölçütlerine göre görevlendirildi?
Bu kişilerin geçmişte CHP Genel Başkanı veya genel başkan yardımcılarından hangileriyle siyasi ya da çalışma ilişkileri bulunuyordu?
Veli Ağbaba bu görevlendirmelerden herhangi birinde öneride bulundu mu, referans oldu mu veya başka bir şekilde etkili oldu mu?
Atama kararlarını kim verdi, adayları kim önerdi?
Belediyedeki liyakat tartışması yalnızca bu görevlerle de sınırlı değildir. Uzmanlığı ve mesleki geçmişiyle yürüttüğü görev arasındaki ilişki kamuoyunda tartışılan başka daire başkanlarını da sayabilirim.
Liyakat yalnızca kamuoyu açıklamasına yazılacak güzel bir kelime değildir. Öz geçmiş, uzmanlık, deneyim ve şeffaf atama süreciyle gösterilmesi gereken bir yönetim ilkesidir.
Liyakat, dönemin CHP Merkez Disiplin Kurulu Başkanını MUPA yönetimine almak, SODEV ve TÜLOV bağlantılı isimleri aynı yönetimde buluşturmak mıdır? Bu ilişkiler tek başına liyakatsizlik kanıtı değildir; ancak görevlendirmelerde uzmanlığın mı, siyasi ve kurumsal yakınlıkların mı etkili olduğunu sormak, gazetecinin hakkıdır. Üstelik MUPA’nın doğrudan teminlerinde yine SODEV bağlantılı şirketlerin karşımıza çıkması, bu soruyu daha da önemli hâle getirmektedir.
Belgeleri açıklamadı, “operasyon” diye feryat etti
Bugün bazı aklıevveller, sosyal medya üzerinden Süleyman Akbulut’a gazetecilik dersi vermeye çalışıyor.
Madem gazetecilik hassasiyetiniz bu kadar yüksek, MUPA hakkında yayımladığım belgeli iddialar karşısında neden aynı duyarlılığı göstermediniz?
MUPA’nın, CHP Muğla İl Yönetiminde görev yapan bir isimden 780 bin liraya açacaklı magnet aldığını yazdım.
İştigal alanı ağırlıklı olarak giyim ve perakende olan BLOOBLOOD Giyim Ticaret Ltd. Şti.’ne 785 bin liralık “Sosyal Medya Performans Analizi ve Strateji Uyum Raporu” işi verildiğini belgeledim.
Yani söz konusu olan sıradan bir “butik işletme” değil; butikçilik ve giyim alanında faaliyet gösteren bir şirkete sosyal medya performans analizi işi verilmesidir.
SODEV bağlantılı şirketlere verilen araştırma işlerini, İSTTELKOM’dan yapılan alımdaki yönetici kesişmesini, Panaliz, Neskar ve SEPRA’ya verilen doğrudan teminleri de kamuoyuna açıkladım.
Ahmet Aras ne yaptı?
Belgelerdeki alımları tek tek açıklamak yerine, adeta paçası tutuşmuşçasına şöyle feryat etti:
“MUPA’yı her gün gömüyorlar. Oradan bize operasyon yaptırmaya çalışıyorlar ama çok beklerler. Avuçlarını yalarlar. Bizim hukuksuz hiçbir işimiz yok.”
Oysa kendisine “Hukuksuz iş yaptınız” diye kesin bir suçlama yöneltilmedi. Kamu parasının kimlere, hangi ölçütlerle ve hangi hizmet karşılığında ödendiği soruldu.
Aras;
- CHP il yöneticisinden 780 bin liralık açacaklı magnet alınıp alınmadığını,
- Giyim alanında faaliyet gösteren şirkete neden sosyal medya raporu hazırlatıldığını,
- Firmaların hangi yeterlilik ve referanslarla seçildiğini,
- Kaç şirketten teklif alındığını,
- Satın alınan araştırma ve raporların nerede yayımlandığını,
- Muğla halkının bu harcamalardan ne kazandığını
açıklamadı.
Belgelerdeki alımları yalanlamadı, rakamlara itiraz etmedi, yüklenici ilişkilerine açıklık getirmedi. Bunun yerine gazetecilik faaliyetine “operasyon” diyerek mağduriyet söylemine sarıldı.
Madem bir duyum üzerine bu kadar hızlı ve ayrıntılı açıklama yapılabiliyor, MUPA belgeleri karşısında neden aynı açıklık gösterilmedi?
Demek ki mesele, gazetecinin soruyu önceden sorup sormaması değilmiş. Mesele, sorunun iktidar sahibini rahatsız edip etmemesiymiş.
Kimse kimseye gazetecilik dersi vermesin
Şimdi aynı çevrelerin Süleyman Akbulut’a “Önce karşı tarafa sorsaydın” diyerek gazetecilik dersi vermesi ayrıca ironiktir.
Biz MUPA belgelerini yayımlamadan önce sorularımızı sorduk. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile MUPA yönetiminden yanıt gelmedi. Belgeleri yayımladığımızda ise Aras, rakamlara ve alımlara cevap vermek yerine “Bize operasyon yaptırmaya çalışıyorlar” dedi.
Gazetecilik dersi vermek kolaydır.
Gazetecilik; güçlü olanın açıklamasını çoğaltmak, yalanlamasını manşete taşımak ve soru soran gazeteciyi hedef göstermek değildir.
Gazetecilik, kamu kaynağının izini sürmek ve gücü elinde bulundurana soru sormaktır.
Bu nedenle kimse kimseye gazetecilik dersi vermesin.
Hele kamu kurumlarıyla doğrudan veya dolaylı mali ilişki içinde bulunanlar, bağımsız gazetecilere parmak sallamadan önce kendi mali ve editoryal ilişkilerini kamuoyuna açıklasın.
Son olarak gazetecilik dersi vermeye çalışanlara soruyorum:
Belgeli sorulara “operasyon” demek mi gazetecilik anlayışına daha uygun, yoksa kamu parasının hesabını sormak mı?
Vesselam…
Bir not da buraya düşelim: Görevden kendi isteğiyle ayrıldığı açıklanan eski MBB Hukuk Müşaviri Rabia Uçar Balaban’ın eşi Sacit Egemen Balaban, Menteşe Kent Konseyi Başkanlığının yanı sıra “Muğla Kent Konseyleri Birliği Sözcüsü” unvanını kullanıyor. Oysa 5393 sayılı Belediye Kanunu ile Kent Konseyi Yönetmeliğinde “Kent Konseyleri Birliği” veya “Birlik Sözcüsü” adıyla tanımlanmış bir organ ve unvan bulunmuyor. Buna rağmen Muğla Büyükşehir Belediyesi, 13 Ağustos 2025 tarihli ve 455419 sayılı yazıyla bu yapıya MBB Meclisinde masa ayrılması talebini kabul etti. Mevzuatta karşılığı ve tüzel kişiliği bulunmayan bu yapı hangi karar ve yönergeyle kuruldu? Egemen Balaban kimlerin katıldığı hangi toplantıda ve kaç oyla sözcü seçildi? MBB Meclisindeki masa hangi hukuki gerekçeyle ve kimin oluru ile tahsis edildi? Burada oturanlara söz veya görüşmelere katılma hakkı veriliyor mu? Aynı imkân diğer sivil toplum kuruluşlarına da sağlanıyor mu? Liyakat ve şeffaflık vurgusu yapılıyorsa birliğin kuruluş belgeleri, seçim tutanakları ve 455419 sayılı belediye yazısı da kamuoyuna açıklanmalıdır.